26 Aralık 2020 Cumartesi

Yokluğun

 

 

 

Sevmeye yokluğunda başlanır

Aşk gelir ardından sürünerek

Var olanın kıymeti bilinse

Varedenin değerini bilirdi İnsan

Yokluğuna bağlandım


11 Kasım 2020 Çarşamba

Ölmedimse


Ölümü sever miyiz? Ya ölüyü?

Merhaba ölüler,

size diyorum

Yaşamın içinde mahsur kalmış ölüler

kaldım size

Mahkûm oldum ölüme, ölse miydim?



Dünya enkaz, altındayım

Yıkıldım, bulun beni 

Bir elim yok 

Yönüm size

ararım, görse miydim?



Susamış acıkmışım, yapım toprak

Çözülmüş demirlerim, Çürümüş hamur

ölüyü enkazından kim çıkaracak

Sözüm size

Ölmedim, ölse miydim?


                                Mücahid Gökmen Şahin

14 Eylül 2020 Pazartesi

utanıyorum

 



Size içimi açsam yüzüm kızarır,


Yüzünüze bakıyorum içim kararıyor.






mucahid gökmen şahin


2 Eylül 2020 Çarşamba

Işığınız



 Kör müyüm dediniz!

Bana körlüğümü hatırlatan sizler, 

Işığınız ne kadar da bayağı.

 Görmüyorum körlüğüm ondan, 

Mağaradayım

20 Ağustos 2020 Perşembe

Bir öğüt versem. sonrasına...


 Kıymetli kardeşim Onur Sarıgül kardeşime ithafen,


Bize düşmez kimseye akıl vermek, bizim yaptığımız belki yolu izah sayılır. Baktığın yerden gördüğün doğru, unutma baktığın yerden doğru.


Sevgili kardeşim, bu gün beni anlamanı beklemiyorum, yarınına seslenmek istiyorum, sonrasına...


Seni blog yazılarından ve bir sosyal medya aygıtından takip ediyor, yazılarını beğeniyor, takdir ediyorum. Başarılarının, azminin, hevesinin, umudunun, neşenin daim olmasını temenni ediyorum. Rabbim seni gözetip kayırsın diye de dualar ediyorum. 

Yanlış, hata, eksik, kusur hepimizde var. Hatasız, eksiksiz kusursuzluk kula ilişik bir şey olmasa gerek. Belki olsa olsa az hata, az kusur, az eksiklik aranabilir ehli kulda. İsterim ki az hata yapasın, az yanlışla geçesin şu hengameli gençlik yıllarını. Nasıl olsa 40 ' ından sonra gerek kalmayacak öğüt almaya. Herkesler söyler benden de işitmiş ol kardeşim 40-45 olgunluk yaşı olarak görülür, senin gibi basiretli kardeşlerimiz o vakitlerde daha bi anlamlı, maksatlı, gerekçeli görmeye başlarlar o yıllarında. Hayrolsun inşallah.


Kıymetli kardeşim, gayretin, çaban, ümidi kuşanmışlığın, neşen ve azmin takdire şayan. Ancak biz bunu senden gizleyerek eğonu, şımarmanı, ne oldumluğunu körüklemek istemediğimizdendir pek belli etmiyoruz. Şimdi, bir 20 yıl ayrılacağımızdan söylemeyi uygun görüyorum. Maşallah kardeşime, Maşallah Kardeşliğinize, Maşallah Emeğinize.


Sevgili kardeşim, çok söz, çok bağırış çağırıştan uzak dur. El aleme değil kendine zaman ayır. 

Sevgili kardeşim, öğrenmek ile bilmek, bilmek ile anlamak, anlamak ile kavramak arasında doğlar kadar fark olduğunu aklından hiç çıkarma. Bilmediğini araştır, öğren ama taki hayatına geçirene kadar, yaşamında sonuç alana kadar onu kavradım deme. Sen sen ol acele etme. Bildiklerinle yolunu sürdür, ama unutmaki yolda daha çok meyve ağaçları süs bitkileri var ve sen düşe kalka öğrenimini sürdürmek zorunda sın, aynı bizler gibi.


Kalbinin peşinden gitme, Duygularına yüklenme, Hazza bırakma kendini. Bunlardan uzak dur, mümkün olduğu kadar. Musa a.s ı örnek al, asayı, yılanı, sihirbazları, denizi ateşi, karanlığı, zulmü  unutma. Bütün bunlara anlam yükle, senin anlamların olsun, senin. Sen bir ibrahim değilsin İbrahimi unut. Belki gün gelir İbrahimle de tanışırsın, kim bilir. Sen sen ol Musadan geçme, musayı geçme. 


Sevgili kardeşim, senin özelinde tüm genç, yiğit, derdi yüklenmiş kardeşlerime öğüt olsun bu söylediklerim. Boş işlerden yüz çevirin, siz hakikate karanlığa doğru yürüyün, gözünüzü, aklınızı karanlıktan ayırmayın. Hedefiniz karanlıkta yürümek olsun. Bir ışık düşürse nasibinize siz bilirsiniz ne yapacağınızı. Ateşin sesini işitin, kulaklarınızı hakikatin sesine kapatmayın. Halka vardığınızda onlara en güzel bir biçimde sesinizi işittirin. Sizinle gelmek isterlerse onları zulümden çıkarın, gelmek istemezlerse Nuh a.s gibi dağda gemi hazırlıklarına başlayın. Halkın arzularına sakın uymayın onlara denizi de yarsanız, sizden yerin bitirdiklerinden isteyecekler aklınızdan çıkarmayın.


Kıymetli kardeşim olgunluk ve kemalat yaşını mutlaka bekleyiniz. sizi nefsinizin ayartmasına izin vermeyin. Bir medeniyetle tanışma ihtimalimiz zor görünüyor, şehrin dışından koşarak gelen adama itibar ediniz. 

Hira günlerinizi beklemeden vahyi talep etmemeyi Muhammed Resullah'dan öğrenin. Dağda gemi yapmayı Nuh a.s 'dan, Yaratılış notlarını Adem'den alınız. Züleyhalar hep gömleğinize talip olacak, siz gömleğinizi yakuba göndereceğinizi hiç aklınızdan çıkarmayın. 


Birde ey can, son bir niyetim var söylemek isteğiyle yanıp tutuştuğum, müsade et de bu ihtiyar bunak sana son bir şey daha söylesin.

" Herkes, ama herkes her bir şeyi biliyor, bilmeyen yok alemde "

Bu söze çocuklar ve deliler dahil değildir. Gayrısı dahildir unutma emi.

Seni ve kardeşlerimizi Allaha ısmarlıyorum, sizi daima sevmek, size daima güvenmek benim iman ilkelerimden biri. İyiki varsınız. 

3 Ağustos 2020 Pazartesi

Benim İstanbul Sözleşmem

Bismillah,

Kovulmuş/kötü fikirlerden Allaha/iyiye sığınırım.

Ah ülkem, ah kaderim, ah ayaklarım...

Bir gün batıyı anlamak görmek için İsveç' deki bir dostumu aradım, bana istek mektubu göndermesini ve bir kaç gün kalmak istediğimi belirtim. O da sağ olsun kabul etti ve onun davetlisi olarak İsveç'e gittim. Size oradaki karşılaştığım izlenimleri İstanbul sözleşmesi üzerinden anlatmak/paylaşmak istiyorum müsade ederseniz.

Pasaport kontrollünde daha önce hazırladığım bilgilerin olduğu bir sayfa yazıyı memura uzattım, memur gideceğim yeri, kalacağım evi, ziyaret etmek istediğim yerleri içeren kağıda baktı ve sonra pasaportumu kaşeleyip bana uzattı. Gülümseyen bir yüzü vardı hatırladığım. 

Arkadaşım beni almaya gelmişti kucaklaştıktan sarıldıktan sonra ( o zamanlar corona yok :) soğuk bir kış günü sabahında evine ulaşmıştık. Yol yorgunluğu girip bir duş almak istedim, arkadaşımda kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Kapı çalınmış olacak ki arkadaşım banyo kapısını çalıp " abi biraz acele etsen dışarıda polis bekliyor dedi" Ömer Yılmaz olsa da bu hikayeyi dinlese şimdi. Bizim memlekette polis neyi ifade eder sizlere anlatıverse. Önce korktum tabi bende her Türk vatandaşı gibi sonra söz dinledim ve hemen çıkıverdim, dolaptan bir bornoz alıp sarıldıktan sonra. Kahvaltı etmemişiz daha be kardeşim demek isterdim ama demedim, buyurun dedim sadece. 

Arkadaşımın yardımıyla Memur beyin bana anlattıklarını dinledim, meğer polis memuru bulunduğu yeri tarif edip bir ihtiyaç olursa kendisini aramam için bir kart bırakmak için gelmiş miş kapımıza bu saatte. Anladınız mı abiler, adam diyor ki şurada yerimiz, telefonumuz bu, bir ihtiyacınız olur bir sorunla karşılaşırsanız sizden biz sorumluyuz, bizi arayın biz nerede olursanız olalım size ulaşır sorunlarınızı çözeriz. Hasbinallah, neyse kapıyı kapattık mecbur, geçtik kahvaltıya artık. tam bu işlerin bu hale gelmiş olduğunu, sevindirici olayların dünya üzerinde yaşanmaya başladığından dem vuracaktık ki kapı yeniden çalındı, "bi kahvaltı yaptırmıyorlar canım."

Bu kez gelen sağlık görevlisi ( Sağlık ocağı doktor'u ) eee buyurun siz ne istiyorsunuz? Efendim ben sağlık danışmanınız falanca, başınıza ağrı girse bizi arayın, bir ihtiyacınız olsa bize bildirin, yerimiz şurası telefonumuz 7/24 açık. İkinci şok dalgası

Yahu ben sizin ülkenize daha bir kaç saat olmuş ayak basalı, siz benim geldiğimi nereden öğrendiniz? beni nereden buldunuz? bu nasıl anlayıştır? anlaşılır gibi değil.

Değil kendi vatandaşına, dünya vatandaşına dahi bu hizmeti sunmak için çaba harcayan bir ülkeyle yüzleşmek beni derinden etkiledi. Sorgulamaya en temelden başlamıştım o yıllarda, bu anlattığım 2006 yılında yaşanmış bir hadiseydi şimdilerde oralarda neler oluyor bilemiyorum. Şimdilerde bunu hayal etmek kolay belki ancak o yıllarda hayal dahi edilemezdi inanın.

Şimdi dostlar, kadın hakları, çocuk hakları, insan hakları meselesini nerede hangi zeminde konuştuğumuz çok ama çok önemli. Eğer şu anlattığım ülkede yaşıyor olsaydık elbette belki bu konuları konuşmaya dahi gerek duymayacaktık. Ancak malum, ülkenin şartları, insanları, adetleri, örfü, geleneği, konumu belli. Zorlarsanız kırılıyor, iterseniz küsüyor, çekerseniz yapışıyoruz. 

Konuşmaya kalktığımızda bizden daha iyi, güzel, ahlaklı, bilgin insanlar yok kainatta. Pratiğe bakarsanız sakın yaklaşmayın patlar, en kötü örneklikler de bizden çıkıyor nedense. Kötü var mı etrafınıza bir bakın? bulamazsınız. İyide bu kadar kötülük kimin eseri? dış güçler mi gelip bizim kadınımızı, kızımızı, çocuğumuzu dövüyor, öldürüyor, tecavüz ediyor?

Bir pandemi süreci geçirdik hep birlikte, polis gücüyle maske taktık yalan mı? Kolluk kuvveti gözetiminde mesafe korumaya çalıştı ülkemin gençleri. Yahu hastalıktan korunmak için dahi bize zor kullanmak zorunda kaldılar, bizi hizaya getirmek için cezalar kesildi farkındamısınız? tabi hep suçlu devlet, tek suçlu hükümet, tek sorumlu kanunlar değilmi?

Ah be kardeşim, Erdem nedir sorusunun cevabı kendini bilmektir diye söylenirmiş. Keşke bilsek ya kendimizi. Keşke anlasakya neyin içinde yaşıyoruz, hastalıklarımız neler, zaaflarımız, güçlü yanlarımız hangileri.

Neyse girelim artık şu konuya da bir iki kelam da biz edelim. 

Sanki her şeyimiz düzgünmüş, sanki cennette yaşıyormuşuzda hükümet İstanbul sözleşmesi diye bir metin koymuş önümüze ve kanunlarımızı kurallarımızı buna göre yeniden düzenlemiş ve bu kötü sonuçlar doğurmuş, aileleri parçalamış, kadın olduğundan daha fazla zarar görmüş, çocuklar bir o kadar daha fazla istismara uğramışlar da birileri de bu yasalardan şikayetçi olmuş.

Yok böyle bir şey tabiki. Bu ülkede benim annem de dahil olmak üzere her kadın zulüm gördü kocasından. Bu ülkede ben de dahil olmak üzere tüm çocuklar babalarından dayak yedi. Bu ülkede istismar, tecavüz, baskı, dayak, kötü muamele her köyde her kasabada her beldede her kentte üç aşağı beş yukarı yaşandı. Bu yüzden kadınlarımız kızlarımız intihar etti. bir çoğu da sesini dahi çıkaramadı. 

Yapmayın insaflı olun biraz, ülke gelenek, görenek, adet, töre, din adı altında baskıya zulme, işkenceye maruz bırakıldı kendi insanımız tarafından. Böyle gelmiş böyle gitmesin isteniyor hepsi bu. Böyle yaşanmasın diye kanun koyucu uğraş veriyor hepsi bu. 

Sen ahlaklı, düzgün, örnek aile oluşturdun da biri bozmaya mı çalıştı kardeşim. Sen örnek aile modeliyle çıktında aileni mi dağıttı? Sen Eşini, çocuklarını düzgün yetiştirdin de Devlet bozmaya mı çalıştı? Sen eşini sevdin, çocuklarını sevdin onları sevgi ile büyüttün, ahlaklı bireyler oluşturdun da kanunlar engel mi oldu.

Kim dövdü bu kadınları? Kim tecavüz etti bunca kadına? Kim öldürdü bunca kadını? Ayrıldığı kadını evlenmek istediği için kim öldürdü, dövdü? Ayrılmak istiyor diye nişanlısını öldürün kim? Bu ülkede kadına zulmü, şiddeti reva gören kim? Bu ülkede çocukları öldüren, istismar eden, tecavüz eden kim? sen hangi ülkede yaşıyorsun? 

Kardeşim, ben eşimi hiç dövmedim, tüm dostlarım şahit. Ben eşime sesimi dahi yükseltmedim, kardeşlerim şahit. Ama o da bana ve Ana babama şefkatle baktı, besledi, yetiştirdi. O bir melekti göçtü gitti, biz kaldık. Çocuklarımla diyaloğum iyi sayılır, her şeyi konuşur, izah eder, lisan eder, uyum içinde yaşarız. Kim hangi maddeyle bize karışabilir? 

Siz iyisiniz de devlet/kanun mu kötü?

Yapmayın, etmeyin, el insaf. Birde kötü niyetli insanlara kapı açar yol gösterirmiş anlayışımız var. Yahu hırsıza kilit mi dayanır? Kötü yapacağını yapar geri durur mu? seni beni, kanunu, kuralı tanır mı? O nerede olsa kötülüğünü yapar sen takma kafana. Sen iyileri koru, gözet, hami ol güçsüze. Sen işine bak, iyiye bak, iyiyi gözet. Sen iyi bak, iyi gör, iyi davranışta bulun kardeşim. Kötülükle mücadele iyiliği yaygın hale getirmektir bizim Ana kitabımızda. 

Oturduğunuz yerden, baktığınız yerden, inandığınız yerden konuşmak kolay. Gir bakalım toplumun içine, gir bakalım şehre gir hele, bir sorumluluk al, bir işin ucundan tut, sen hiç bir şeyi yaptın mı bu hayatta? Bir çocuk yaptın mı mesela? Onun canı yandığında senin canın iki kat yandı mı? Bir kadınla evlendim mi? O kadının canı yandığında sen iki kat yandın mı? Sen hiç tüm çocukları kendi çocuğun gibi gördün mü bu ülkede? çocukların canı yandığında senin iki kat yandımı canın? Sen hiç tüm kadınları kardeşin, annen gibi gördün mü? Onların canı yandığında senin canın iki kat yandımı? 

Hadi gelin meselelerimizi konuşalım, hadi gelin biraz daha özen gösterip anlamaya anlam katmaya çalışalım. Hadi gelin karşıt görüşü de savunsak değer katalım. Hadi gelin İnsanı korumaya gayret edelim. İnsanı korursak tabiat da korunur, tabiatta korunursa İslam dediğiniz düzende korunmuş olur. Kendimizden başlamazsak yanlış başlamış oluruz. Kendimizden başlayalım...

Yasa/kanun kötülük/kötü için konur iyi için yasa yoktur. Kutsal kitaplarda kötü/kötülük yasaklanmıştır gayrısı iyidir. 

Sana İstanbul sözleşmesinin maddelerinden bahsetmeyeceğim, nasıl olsa sen okur anlar bana cevap verirsin. Sana korunman gereken kötülükten bahsediyorum, kötüden nasıl koruyacaksın iyiyi bana bunu anlat. anlat dinleyeyim, selametle 


Kadınlar sizin emanetinizdir. Emanetinize ne yaptığınıza iyi bakın...



18 Temmuz 2020 Cumartesi

Ayasofya'da Namaz kılsam...




 " Zincirler kırılacak Ayasofya açılacak "

Bir zamanlar ülkemde ne sorunlar vardı, şimdi anlatsam akıl almaz. Bu günlerde insanlık hangi sorunlarla meşgul üç aşağı beş yukarı sosyal medyadan takip ediyoruz.

O vakitler Sosyal medya yoktu, haberleşmeler telefonla verilir yada alınırdı. Örneğin; Diyarbekirde bir gurup arkadaş hilali görmüş veya Malatyada bir iki Müslüman görmüş gibi. Boykotlar, direnişler, mücadeleler twitter'den yada facebook tan verilmez bilahare sahaya inilir eylem ortaya konurdu. Tabi sonuçları sizin yaşadıklarınız gibi de olmazdı anlayacağınız üzere.

Ah deli gönlüm o zamanlar ne güzelmiş de meğer ben kıymet bilmiyormuşum. Şimdilerde tatsız tuzsuz bi hayat sürdürülüyor maalesef. 

Konuyu açıp yeni bir polemik başlatmak değil elbette niyetim ancak o vakitler MGV'yi pek bi soft bulurduk. Sadece bir iki bildiri okuyup kuru kalabalıklarla birlik oluşturup dağılırlardı ya ifrit olurduk hatırladığım. Oysa bize bırakılsa ortalığı dağıtır, bir kaç polisle çatışır, Ayasofya'nın zincirlerini kırıverirdik. Ama Rahmetli Necmettin Erbakan hoca hayatının hiç bir zamanında kırmanın, yıkmanın, yakmanın doğruluğuna inanmamıştı ve tüm hayatı bunun izinde süregelmişti. Ne bize yaranabilmişti ne de rejime yaranmayı başaramamıştı Mübarek. 

Tabi zaman geçmiş biz büyümüştük ve şimdilerde 50 'lerine gelmiş biri olarak artık onu daha iyi anlayabiliyor, neden-niçin sorularına daha iyi yanıtlar verebiliyorum. Olgunluk ve Kemal'ın insana kazandırdığı bir çok kazancın olduğuna inanıyorum artık. Kırmadan dökmeden çözümler üretebilineceğine. 

Reis neden açtı? Neden şimdi? Namaz kılmak için camiler yetmiyormu? 

bir sürü soru çoğaltılabilir zihinlerde. Kim hangi zihinle okuyor şimdi yeni gelişmeleri?

Ah Ayasofya ne ağır sorumlulukları taşıdı kubbelerinde.
Ah İHL'ler ne ağır sorumlulukların altında kaldı.
Ah Başörtüm kimlere meze yapıldı, neyi örtemedi.

İnsan bir parça kan, insan bir parça su... Nelere kurulmuştu pusu?

sana cevaplar hazırlamayacağım, niyetim hazır cevapları sana sunmak değil ey talip!!!

Sana büyük sorularım var heybemde biriktirdiğim, istersen yaklaş onları anlatayım sana. 

Sen kimsin? Kimin neyi olursun? Kimin yakını, kimin uzağındasın? 
ama hemen cevap verme! bekle önce dinle, sonra bakar döner cevap verirsin belki bana, belki ilerici çağlara.

Taraf mısın, taraftar mı? keklik avında mısın yoksa keklik mi? Yani birinin dediği gibi; bu hayatta ya tabutun içindesin yada enselenir sin.

Yolsuz mu kaldın? Yolunu mu kaybettin? Bir yol bulamadın mı yoksa?

Sen kendini bilmezsen seni kimler bilsin? sen hele bir kendine gel de bizi, haneleri, çoluğu çocuğu sonra yola kayarsın?

Ne olup bitiyor etrafında bir bak? sokaklarında kimler yaşıyor? caddelerinde kimler dolaşıyor senin? Hangi beldelerin, kimlerin elinde oyuncak olmuş okunuyormu oradan? Yada Şehirlerin, senin Şehirlerin nerede? Benim dediğin Şehirler, senin mi? Nesi senin mesela? Taşı, toprağımı? çimeni, otu, böceği mi senin? Sen kimsin ki bu vatan senin? 

Ey Ayasofya sen kiminsin? Konstantinopolis'in Sembol Kilisesi, Fatih'in nesi olursun sen? Yeni Cumhuriyetin namı-işareti senmisin?

Ben kimim? Kimlerdenim ben? Ben deyince kimi kastederim, kimlerdenim ben?

Bu topraklar kimin? Benimse neden benim? ben kimim? Benim bu topraklarda ne işim var, ne aramaya çıkmışım? Niyetim taş/toprak mı benim? bir karış topraktamı benim gözüm, kulağım, emelim? kellemi saymışım, kılıçmı niyetim?

Beni/Seni Cengiz handan ayıran nedir? ya Hitlerden ?  Sırp kasabı Miloseviç'den? Kızılderelileri kim vurdu?

Zulüm ne zaman başladı? Kim zalim, kim mazlum? otur düşün istersen? Mısırda bir çoban yaşamıştı duydun mu hiç? Nasırıye deki çoban ne anlatmıştı? Mekke'li çoban neyin mücadelesini vermişti işittin mi?

Ayasofya'da namaz kılsam, dünyadaki zulümler biter mi? Kadına uygulanan zulüm biter mi? Çocuğa uygulanan zulüm biter mi? İnsana uygulanan eziyet/zulüm biter mi?

Ayasofya'da secde etsem, İnsanlık günahı temizlenir mi? Fakirlerin hakları, haklarını gasp edenlerin ellerinden alınır hak sahiplerine verilirmi? Adam kayırma- çıkarcılık son bulur mu? Eşitsizlik ortadan kalkar adalet yerini bulur mu? Karıncalar benden emin olurmu mesela?

Olmaz dediğinizi duyuyorum...

Olmaz elbet. Ama bir taş gediğine konur, bir umut doğar biliyormusun! 

Hani o Kilisenin sahipleri Fatih'e mektup yazmış ve davet etmişlerdi ya? hah o umut yeniden dünyaya yayılır. Hani güçlüler güçsüzleri ezerken içlerinde bir korku doğar ya? belki O korku yeniden doğar. Şimdi buraya sen istediğin ümidi ekle, gez dünyadaki ezilmiş bastırılmış fikirleri...

Olmaz mı diyorsun? belki olmaz... Ama ya olursa? umudunu yaşamak, yaşatmak istiyorum. 

Sen ne istiyorsun?


20 Haziran 2020 Cumartesi

Kalsam



Çektiğin nefes olsam, 
içine alsan, 
ben kalsam, 
kötüyanım çıksa.

İçtiğin su olsam, 
yandığında dolsam,
ben kalsam, 
ateşin çıksa.

Sustuğunda dilin olsam,
içine atsan,
ben kalsam,
Söz çıksa.

Tuvalinde resim olsam,
sen çizsen
ben kalsam
boyamız çıksa.

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Ben (öz) 3




Derin sessizliği bölecek hareket kaydedilmemiş,
Yaşama dair en ufak işaret sezilmemişti.

Yaşamın olmayışı olanaksız,
 bu derin sessizlik nasıl izah edilebilir?

İyiye işaret
Yaşam belirtisinin olmayışı 
Hayramı yormalı?

Kuş Uçuruyorum...



Oturup seninle tükürük yarıştırmadığım için kusuruma bakma.

Bir kuş uçuruyorum yarınlara, gagasında bir parça kutsal ekmek.

Ayağı hangi temiz suya değmiş, belki ganj, veya nil, yada tuna.

Bakma, battığın yokluk denizine meyletmiyorum diye kusuruma.




16 Mayıs 2020 Cumartesi

Olacağım



kendimi beğenecek değilim...

kokuşmuş yanlarımı,
kırışmış taraflarımı,
yada aklımı.

kendimi beğenecek...

eşiğindeyim yosmanın,
ya bırakacağım etimi kemiğimi
ya öylece dalacağım.


kimliğimi, kişiliğimi aşıp,
kendimi bulacağım

orda olacağım, öleceğim.



Mücahid Gökmen Şahin


Beyaz Toros ( Ali Can kardeşime ithaf olunur )




Adını ben koymadım, kalktığımda konmuştu lakabı. Ağabeyler anlatırdı hünerlerini; aracın ön tarafındaki koltuklardan başlanırdı söze; Önde iki kişi varsa ve düzgün giyinimli orta yaşlı iseler dikkatli olunmalı, beyaz toros'un içerisinde. Bir sürü şehir efsanesi anlatılır dilden dile, belki dinlemişsinizdir. Dinlemediniz mi? 

Öyle ise arkanıza yaslanın, çayınızı yada kahvenizi alın yanınıza, tehlike sıfıra yakın, belki kahveyi dökme sakarlığı, yeni elbisenize. 

Şimdilerde işler ne kolay, bir beyaz sayfa, bir klavye, birde sosyal mecra seçimi. Dilin kuvvetli, arama motorun hızlıysa senden daha babayiğidi yok şu alem-i cihanda.

Neyse lafı uzatıp sıkmayalım sizleri; zaten okumaya karşı çok hevesli değil yeni nesil.

O vakitler annem sağ, bir hastane dönüşü hem değişiklik olsun hemde ayakları açılsın diye pazara gelmiş benimle olacak ya! bir elde dağ yürüyüşçülerinin elindeki bastonlardan diğer elinde ben, benim elimde pazar arabası. 

Hastaydı anam ben kendimi bildim bileli, Kalp var diyordu doktor, kalp herkeste var azizim, bu kalbin hastalığı. Domuz haram diye metal kapak taktırmıştı, oysa domuzun nesiydi haram olan; sen bunu Anadolu kadınına anlatabilir misin? namaz da kılmazdı o vakitler. Hiç MR'a giremedi onun yüzünden.

Cacık seçerken yanaştı yanımıza, içten tavırlarla önce bana selam ardından çok ilgiliymiş gibi annemle sağlık muhabbetleri. 

- kim oğlum bu bey çıkaramadım? 
- tanımazsın anne bi arkadaş

Oysa annem tüm arkadaşlarımı tanırdı, olur olmaz kim varsa etrafımızda. Korkardı kadın bir serseri kurşunuyla ölmemden, haklımıydı, haklıydı elbet. Öyle idi o vakitler, ölüm iki adım ötenizde.

Anneme kadar gelmeleri beni de ürkütmüştü, kalbim hızlı çarpıyordu her zamankinden. Hisseder analar, her bir şeyi.

Pazar arabamı tıka basa doldurmuştuk, sebzeler meyveler mevsimin verdiği, aylardan Ramazan. Ayrıldıktan sonra evin yolunu tutmuştuk sormasın istiyordum anam,  dururmu! 

- Kimdi o! kurban olurum söyle, iyi birimi yoksa kötümü? 
- İyi biri anne iyi biri.

bizde iki kimse vardı, ya iyiydi biri yada kötü. Gri yoktu o vakitler hayat skalamızda. Merdivenler, anamın ömür törpüsü merdivenler. Ben çekmiştim kur'a da dördüncü katı, en çok sevinen bu kadın, şimdi her basamağında şikayet her basamağında çile. Siz siz olun bir şeyi çok istemeyin; olurya sonunda ayağınıza dolanır.

Bırakıp ardımda koştura koştura indim o ağır aksak çıktığımız basamakları. Bahçe kapısına dayanmış beni bekliyordu iyi dostum, kızmıştım ve kızgınlığımı belli edecektim, niyetliydim. Beni görünce ileride bekleyen beyaz toros'a doğru yürümeye başladı; kapıyı açtı gelip binmem için işaret etti, bindim. 

Önde şoför, yanında orta yaşlı göbekli bir beyefendi, iki yanımda daha tecrübesiz iki kravatlı beyler. Sadece sağımdaki beyi tanıyordum araçta, oysa hiç bir den fazla kişiyle gelmemişti şimdiye dek. Aylardan ramazan, oruç tutuyor insanı sıcak yaz aylarında.

Ortada oturuyorum, önde aynaya asılı polis telsizi...

- Eee mücahid bey anlat bakalım. dedi şoför ün yanındaki, en tecrübeli memur oydu belliki. Ne konuşalım, konuşacak ne var; pazar, ev, hastane, ev, sohbet muhabbet hepsi bu.

- üç aydır oyalıyorsun bizim Serkan'ı, dişe dokunur bir şey yok, ne olacak böyle?

- Kimseyi oyaladığım yok, Serkan'a dedim ne anlatacak bir şey var nede benim bir şey anlatmaya niyetim.   

- Sen bizi ciddiye almıyorsun yok, yok.

E-5 kara yolundan Bolu istikametine yol alıyoruz, ipe sapa gelmez iddialar, istekler, tekliflerle dolu bir sürü kavram kargaşası. Silah veriliyor, kimlik teklif ediliyor, silah çekiliyor, dirsek indiriliyor. Bir itiliyorum anlayacağınız ardından paşa. Ezan okundu okunacak belki oruç açılır bir yerlerde, nerdee yediğimiz sümsükler oruç açar cinsten. 

Örgütler sıralanıyor, gözdağı verilmek için, derdi ya Hüseyin ağabey 
" Çiy yemedik ki karnımız ağrısın " duymuyor kulaklarım. Atılıp satılıyor, çoluk çocuk işin içinde. Yaz ayı sıcak mı sıcak, bir arabanın içinde beş kişi, ter boşanıyor. 

İnsafa geldi zalım, bir pet şişe 500cc. Uzattı arkaya bana doğru... 

Saat gece yarısı, biri dürtüyor. Geçen araçların önce  soğuk rüzgarı vuruyor yüzüme, kıyınca ışıkları rahatsız ediyor gözlerimi.

Sakarya Devlet Hastanesi; beyaz bir çarşaf üzerime atılmış, ayaklarım dışarda. Öldüm, yok. Tavandaki tekli uzun filorasan cennette olamayacak kadar kirli. 

- Geçmiş olsun, mideni yıkadılar, yok bir şeyin gelir birazdan doktor.

Geldi doktor. Anam kadir gecesi doğurmuş, oysa 30 Ağustos, Ekinler biçilirken doğmuşum, Başak burcuyum. Hastane kayıtlarında geçti adım; anlattım bir bir başımdan geçenleri. Dinlerken şüpheli şüpheli baktı yüzüme, yazdı tüm söylediklerimi polis.

Ne bir daha geldi yanıma nede haber gönderdi, doktor istediğim zaman gidebileceğimi söyledi. Hastane kapısından dolmuşlar geçiyor bilir bizim Ali Can. Üstüm başım toz toprak, kalbim yola atılmışlığın ezikliğini yaşıyor. Patates çuvalı mıyım? Adapazarı. 

Yolda soğuk beton aklıma geliyor, yerde yatarken beni dürten adam. Kimdi neyin nesiydi acep. Beni kim sanmış da alıp getirmişti, pis bir ayyaş mı ya da kirli biri! 

İçimde yıkanmışlığın boşluğu, içim dışım incinmiş. Sövsem kime sövebilirim, kızsam kime? Yapmadım. Kırıldıysam en fazla kızdım, kendi devletime. 

Biriyle konuşacak olsam incitirim diye susardım, ne eşime ne kardeşime bir kez bağırmamışım bir kez. Sana bir kez diyorum, anlıyormusun, Beyazıt meydanında Küfrü lanetlemenin dışında. Süleyman'ın karıncalarının sesini duyardım yürüdüğüm yollarda, kaç kez onlarla konuşmuşum Allah biliyor, sana diyorum. Beni dinliyormusun, içimde kötülük beslemedim neden yıkıyorsunuz beni. Ben kötü değildim neden öldürüyorsunuz? fikirlerimi. İyilik nedir? kim iyilikten başka bir şey görmüş ellerimden. Tanıyan en fazla beceriksiz tücar, müflis bir iş adamı der ardımdan. 

Kötülüğü öğretemedi yoluma çıkan çakallar, ilkelerimi bozamaz joplu bir kaç zabit. Ben Aliya'dan aldım emanetimi, siz yamuk bakışlı insanlar, size mi bırakacağım sırtımdaki heybemi. 

Vel hasılı canlar, kopan yanlarımızı sıcak yuvalarımızda sarardık, 
ne zaman dayak yesek evimize koşardık. 
Yere bakardık, yakmak için değil edeben kaldırmazdık başlarımızı. 
Eğemediniz, bükemediniz zorluklara direndik. 
Sonunda ülkü adına Kapitalizme yenildik.

Sen şimdi Beyaz toros'dan bir şey anlamadın değilmi? Anlama diye anlatmadım, anlam ara. 

Dönüp bakmaya korkarım ardıma, belki bir arpa boyu yol alamamışımdır. 

Ama söyleyecek bir çif sözüm var heybemde sana ait,

Sana öğüt verebilirim...







15 Mayıs 2020 Cuma

Hangi Ölüm


Hayal kurmalı, iyiliği sonsuz.

Güzelliği sınırsız hayaller...

Ölüler, ayaktaki ölüler,

Sahi siz ölü kime diyorsunuz?

 

Ölüler.

Toprak olası ölüler...

Ya ölümsüzlük!!!

Kime ölüm?

 

Değişen dünya,

dönüşen senmisin?

Sen, sen!

Kimsin?

 

Yer, mekan. Yer, yurt.

Toprağın altı mı olur.

Temiz yer, temiz yurt,

 

Toprak ana, toprak beden.

Toprağın altı yurt mu?

"Ey yerin sahibi"

Senden münezzeh.

 

İnsan et, insan kemik.

Ruha toprak yurt mu?

Varsın divane desinler,

Cana kemikten eş mi olur.


                                      Mücahid Gökmen Şahin


14 Mayıs 2020 Perşembe

Çocuk Sesleri

Çocuk seslerini topluyorum,

İçime,

Isıtsınlar beni...


Havaya bahşettikleri neşeyi soluyorum,

ciğerlerime,

öldürmesin beni...






13 Mayıs 2020 Çarşamba

Sahte Pasaport

Ben size sahte pasaportumdan bahsetmiş miydim?

Etmediysem dinleyin; Bir varmış bir yokmuş, Allahın günleri çokmuş, öyle başlardı benim annem. Zeyneb im küçük o vakitler, yeni emekliyor. Bizler en hararetli yıllarımızı geçiriyoruz, yaş otuz. Hayat bir başka görünür insanın gözüne, dünya sizin etrafınızda döner, tek doğru sizsiniz, o yıllar işte. 


Bir dünya polis, bir dünya zırhlı araç, biri görse silah kaçakçısı yada organ mafyası elebaşı kıstırılmış sanır, belkide terör örgütü lideri. Saat gece sıfır iki suları, yeni yatmışım, uyumuş yada yarım uyanık. Karşı kapı tekmeleniyor ama nasıl, yıkılacak ortalık. ismim okunuyor açılan kapının sahiplerine ardından bizim kapı yıkılacak. 

Önce Zeynep ağlıyor olacaklara, ardından telaşla koşuyorum kapıya daha fazla tekmeleyip kızımı ağlatmasınlar. Kapıdakiler bayağı kalabalık, ellerinde arama izinleri, giriyorlar postallarıyla içeri davet edilmedikleri halde. Hakkımda yakalama kararları varmış, öyle diyor en tecrübelileri, arayacaklarmış evimi. Arasınlar aramasına da koca evin içinde sadece kütüphanem mi tehlikeli? hiç bir yeri aramadılar ne mutfak, ne banyo, nede yatak odam. Bütün kütüphaneyi indirdiler salonumun ortasına. O zamanlar düşünmemiştim nedenini belki sizler daha iyi anlarsınız neydi tehlike bu arayanlar için! Büyük tehdid

Suç nedir ve suçlu kime denir? Ne Aristo'yum nede Platon.

Alıp çıktılar bir beni birde yeryüzü dergilerinin birleştirilmiş halini. Koca kütüphanemde bir tehlikeli buldukları kitap buydu anlaşılan, birde ben. Toparlayamadım kitaplarımı, ağlayan çocuklarımı. 

Kelepçeyle tanıştı bileklerim, oysa çok gözaltına alınmış, çok hırpalanmıştım Beyazıt Meydanlarında. Eskiden, dilime hiç yakışmıyor ihtiyar hissi uyandırıyor zihnimde. Yinede eskiden her hafta eylem yapardık Meydanlarda, sonra anlatırım gömleklerimin yırtıldığı hatıralarımı.

Ertesi gün sizler Şov Haberde izlemişsiniz tutuklandığımı, aşağı yukarı tüm ana haber kaynaklar ilk haber olarak vermiş. Beyaz bir masa örtüsünün üzerinde döküman adına basılı kitaplar, elif balar. O zamanlar " Çeşitli dökümanlar" başlığı altında kuran-ı Kerimler yada elif ba denilen eserler sergilenirdi hatırlayanınız vardır. Ama o da ne her şeyden daha tehlikeli bir tabanca ve ardında duran bir pasaport giriyor kadraj'a. 

İşte şimdi çökerttik en büyük terör örgütünü. Şok Şok Şok diye verilir bu haber Sahte bir pasaport ve bir tabanca. Resmim ve ismim gösterilir TV haberlerinde, suçlu, örgüt, terörist.

Sorgum ağır geçti ne yalan söyleyeyim, bir kaç arkadaşım sesimi duyup telaşa kapılmış. Gözlerimizi kapattıkları için hiç kimseyi göremezdik birlikte getirildiğimiz dostlarımız ne alemde. Bir gün ihtiyaç gidermek için gittiğim ayak yolunda halay çeken insanlar gördüm hücrelerinde. Sonradan duydum ki ne sorgulanmışlar nede dayak. Ortamı zengin göstermiş anlaşılan birileri. Bir iki kişi asıl hedef, ne isteniyor, neyle suçlanıyor hiç mi hiç belli değil. 

Ben söyledim pasaportumun olduğunu, adamlar almamış meğer evden. Sonra gidip " Yasal olmadığını biliyoruz ama özür dileriz bir pasaport varmış beyefendinin alabilir miyiz?" diye istemişler. Bizim hanım devlete güvenmez mi hiç çıkarıp vermiş istedikleri pasaportu.

Ha şu sahte diye silahın arkasına sunulan pasaport bu işte. Oysa devlet kendi kurumları aracılığıyla vermiş bir kaç ülkeye girip çıkmıştım o pasaportla, hiç de sahte değil tas tamam pasaport işte. Ama şuan sahteliği lazımdı birilerine kim neylesin gerçek pasaportu ve hatta başkasına ait ruhsatlı silahın bilgisini. Kime lazım olmuştuk, devletin içine çöreklenmiş başka niyetleri sonradan çıkacak 15 Temmuzcularına mı? 

Siz şimdilerde "Fetö" diyorsunuz adına. Biz o yıllar "Fetoş" derdik. Allah affetsin gençlik ateşi işte. Şimdi olsa demem, belki başka isim bulurum kendi buldukları isimleri kullanırım yada. Nurcu, falancı, filancı gibi. O zamanlar pek makbuldüler beyefendiler, üzerlerine kasideler okunur, parmakla gösterilirdiler. Gazeteleri zorla her kuruma satılır, ticaretlerine dokunan yanardı. Bizim Mustafa Ağabey bile övüp duruyordu tecavüzcümüzü. 

Esnaf'dım ve bu haber tüm işleyişi alaşağı etmişti. Avukat arkadaşlar AHİM'e dava açalım bir ton para alırsın demişlerdi de kendi Devletimi şikayet etmeyi hoş karşılamamıştım hatırlarım. Keşke Şov TV adına yalan haber yapmaktan dava açsaymışım ah deli kafam. Hani lan sahte pasaport hani insanlara gösterdiğin Terör örgütü, hangi terör? 

Çıkarıldığımız Mahkemede Hakim " Siz benimle dalgamı geçiyorsunuz" diye karşılamıştı davayı ve davacıları. Evet imzalamıştım ağır işkence altında ancak ortada ne suç, ne suçlu vardı. Hakim bir derneğin yasal üyelerini toparlayıp saçma sapan iddialarla karalamanın ne adalete nede vicdana sığmayacağını ilan etmişti kalbinin en solundan.

Adaleti, Mahkemeyi, Vicdanı ilk görüşümdü yüz yüze. Dedim'ya yaş 30. Depremde Kaymakamlığın ve yardım getiren kuruluşların yardımlarını usule uygun dağıtmak suç sayılacaktı neredeyse. Hiç bir eksiklik bırakılmamış olması bizi Hakim karşısında mutlu etmişti. Ardına yapıştırılan İran ziyaretim, Her eylemde en öndeki resimlerim sergilenmiş, devleti yıkmaya teşebbüsle suçlanmıştım. Aldığım gazete örgütümün ismini taşıyor, dilimdeki Tekbir eklenmiş sonuna. Al sana Terör örgütü, al sana Terörist.

28 Şubat kimin üzerinden geçtiyse onlarda sağlam hasarlar bırakmıştır. Kimse sağlıklı olduğumuzu iddia etmesin. Ancak şimdiki yaşam serüveni banamı sıradan geliyor? 

Sol'da bir baskı varmı bilmiyorum, varsa size müjde vereyim. Kime baskı ulgulanıyorsa İktidar ona verilir aklınızdan çıkarmayın. 

Bizlerden terörist çıkmadı, devlete kızıp dağa çıkmadık şükür. Bize terörist damgası vurmaya çalışanlar şuan en büyük terörist ülkemin gözünde. 

Dua etmiş annem sonradan duydum. Tutmuş mu dersiniz?

Not: İstanbul'dan beni sorgulamaya gelen  bir memur ( Nurcu ) bana dini bilinç aşılamaya çalışıyordu unutmuş değilim. Eğer onların İlahlarına teslim olmazsak hem dünyada hemde ahirette yanacağımızı telkin etmişti. Şükür dünyada söylediği olmadı, ahiret mi? bilmem inşallah olmaz. 

Ben size Beyaz Toros'u anlatmışmıydım?





 





10 Mayıs 2020 Pazar

Çamur





Özümü bilirim.

Topraktan sıyrılmaya çalışıyorum,

Kınamayın...



19 Nisan 2020 Pazar

deveran

Kes, boğazla, 

görmedinmi ağaçları, 

rüzgarı, 

göge bak,

oyalandıkça oyalanmaktasın !





örümceği, daha küçüğünüde,

Allahın devesi, evi, çizgisi, ipi 

taşları yükselt,

asanı at,

Ey Musalar, ellerinizle tuttuklarınız

o dayanaklar da neyin nesi?



                     Mücahid Gökmen Şahin




18 Nisan 2020 Cumartesi

Bayrak Yarışı

Merhaba arkadaşlarım, sizlerle bu gün bayrak yarışı hakkında biraz fikir cimlastiği yapmak istiyorum okursanız.

O bildiğiniz stadyumlarda yapılan bayrak yarışları değil ama kast ettiğim, keşke öyle olsaydı değilmi? Biliyor olmalısınız zaten meseleyi kolay olurdu. Gerçi bu da zor değil kolay ancak kişi kendisini konumlandırdığında yerini yadırgar biraz, kabullenmek istemez. Ayna gibi düşünün aynada gördüğünüzle hayalinizdeki ben farklı olunca aynaya bakmaktan vazgeçersiniz ya işte öyle bir şey bizimkisi.

Üniversitelerde yediğimiz idolojik kazıkların ailemizde, arkadaşlarımız arasında ve toplumda karşılığını gören varmı içimizde? Ülkemin saf ve temiz Anadolu çocuklarına soruyorum. Ben en hoyrat dönemimde Ankarada, Çankaya’nın bebeleriyle karşılaşmıştım; ülkemin bin bir köşesinden kalkıp büyük şehre yerleşmiş, tutunabilme mücadelesinin içinde kaybolmuş yiğit aileler ve çocuklarıyla.

Şimdi görmek biraz zor yıkık dökük kenar mahalleleri ama dikkatli bakarsanız yıldıza doğru o kalıntılar hala gözünüze çarpabilir. Eski malalleler, gece kondu diye yazılır sıcak yuvalar diye yaşanırdı. 

Ankaradaki mahallelerin bir çoğu havuzlubağda olduğu gibi kaysı ağaçları gölgelerinde taşlarla örülmüş bahçe duvarlarının çevirdiği güneşin ve tozun içerisinde yaşanırdı. 

Köyde yaşayan bir genç olarak görülesi ne varsa hepsini bu şehirde yaşamıştım. Siz hiç araba gördüğünüzde şaşırmamışsınızdır çünkü arabanın içine doğdunuz ama biz öyle mi! Öküz arabalarıyla tarlalardan buğday, sap, saman taşırken otobüslerle taşındık ve taksilerle yüzleştik. İlk bindiğim taksinin naylon koltuk kokusu şuan burnumda desem inanırmısınız? İlk gazete kokusu nun hemen yanında duruyor. 

Hayat korkardı eskiden yaşam kokardı, bazen ter bazen gül, bazen aşk kokardı. Şimdilerde hiçbir şeyin kokusu kalmadı. Zaten koku almaya yarayan burnumuzu sadece karıştırmak için kullanır oldukya hadi neyse. Kimseler koku almaz oldu, hiçbir şey kokmuyor artık. Siz bilgi çağının çocukları aldığınız bilginin kokusunu alamaz oldunuz. Biz ise yaşamın kokusunu alır kokusundan tanırdık, tüm cehaletimizle. 

Kötü insanı gözünden bilir, kötü işi kokusundan alırdık.

Koku demişken ilk polis tecrübemi 10 yaşında bana doğru seyirten bir suçlunun ardında koşan iki polisin tabancasından çıkan kurşunun kulağımın dibinden geçişiyle tınımıştım. Dedem o kaçanın, "Pis bir kominist " olduğunu devleti devirmek için çalıştığını söylemesi, daha on yaşımda komünizmin pis bir şey olduğuyla ilişki kurmama yetmişti. Gerçekte emek, eşitlik, barış gömlekleri giydirilmiş bir dünya görüşü olduğunu öğrenmem çok sonralara dayanıyor. 

Bahsi geçen dedem dinle diyanetle pek işi olmayan şık giyinimli, fötr şapkalı, değişime kolay ayak uydurmuş, tapu verecek diye anavatana geçmiş bir chp'liydi. 

Babamın babası ise molla mektebinde okumuş köyünden dışarı çıkmamış namazında niyazında bir adamdı. 

Babam mı? Öğretmen okulu okuduğu için kökten eğitim almış solculuğu karaoğlandan öğrenmiş, bir Anadolu çocuğundan ne kadar solcu olursa o kadar olmuş bayraktar bir adamdı. Dinle diyanetle işi olmazdı ne arkadaşları arasında ne de çevresinde namaz kılan kimse yoktu. Köyden, ailesinden, akrabalarından kopuk olmasa oralarda bir çok dindar bulabilir öğrenebilirdi. Dine dair tek bildiği çocukluğunda babasından dinlediği kara kaplı kitap hakkında okunan akşamları tüm köylünün toplandığı destansı hikayelerdi.

Şimdilerde pek bilinmeyen bir şey de " Sokakta yetişme " kelimesidir. Şimdi bir çocuğa sokakta yetişmek denilse sokakta yatıp kalkmak, tinercilerle, balicilerle birlikte büyümek olarak anlar. Oysa bizim kuşak çocuklar köylerinde olsun yaşadığı metropollerde olsun, sabah kahvaltısından hemen sonra sokağa çıkar akşam ezanıyla birlikte evlerine dönerlerdi. Kim nerede oyun oynar, ne yer ne içer, başına bir şey gelir mi korkusu yaşanmazdı. Elbet birinin kapısında acıktığında ekmeğine yağ sürülür, eline ayran tutuşturulurdu. Daha olmadı cin fikirli arkadaşlar çarşı pazarda zengin insanlardan para ister yahut onların eşyalarını taşımayı teklif ederek ekmek parasını çıkarırlardı.

Biraz daha büyüdüğümüzde insanların kötü kokularını almaya başlamıştık, itilen, sürülen, zorlanan gençlerle yüzleşmiştik. Mahalle kızlarımızı kötü yollara bin bir tuzakla atan siyah giyinimli adamlar sadece filim lerde mi var sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz o zaman. Ter temiz duygularıyla rahat bir hayata olan özlemlerin nasıl kirletildiğini müşahede ettik. Kısa yoldan zengin olmak isteyen gençlerin nasıl bataklıklara çekildiğini biliriz. Korku, korkuyu o zamanlar yaşamıştım iliklerime dek. Babamın tayininin Kocaeli ye çıkması şansmı, talihmi yoksa Allahın bir yardımımı?

Sessiz sakin bir belde, işinde gücünde bir kent, makina laşmış bir zihindi benim için koskoca Kocaeli. Denizle ilk karşılaşmam, girip içinde yüzmeye gayret etmem körfezin temiz sularında, o zamanlar denize girilirdi, şimdi bu bir hayal. İdeolojiler baskındı ve tercih yapmak daha kolaydı yeşilliler arasında. Ankaranın tozundan, boz kırından eser yoktu, her yan yem yeşil, iki dağ arasında su birikintisi.

Hangi dedemden aldığım bayrağı taşımalıydım. Ya babamın elinde tuttuğu işe yaramaz mendil, yok hiç düşünmedim dahi. İki dedemde aynı gece vefat etti. Annem ile ben Ankara’ya, Babamsa köye babasına bilet aldı. 

Köydeki dedem Ankaradakine selam söylemiş, hakkını helal etsin demiş sabah namazını kıldıktan sonra, dönüp arkasını yatmış birdaha da kalkmamış. Oysa Ankaradaki dedem gece saat 01-02 sularında hayata veda etmiş doktorun söylediği.

Ülkücülüğün yoğun yaşandığı mallallerde sokak kavgalarına bulaşmadan askere gidebilmiş, dönüşümde İslamcılığın içine düşeceğimden habersiz. Hemde nasıl bir düşüş. Bir sabah ezanına vurulmak modamıdır bilmem ama bende bir seher vakti vurulmuştum.

Bir hikâye kitabım var belki tozsuz bilgisayar sayfalarından kağıt parçalarına işlenir kim bilir. 

Tabir doğru vurmuşlardı en zayıf yerimden ancak bu yola ait hiçbir bilgi edinmemiştim ne babamdan ne de dedemden. Ve cami hocası benden küçük yeni yetme imam hatipli bir çocuktu. Arkadaş olmuştuk ya işi bilmediği o kadar açıktı ki çoğu kez hayatı ben ona öğretirdim, namaz kılmayı o bana. 

Din ne işe yarar soruma cevap aramaktan onun sayesinde vaz geçmiştim ki bir kurşun daha. İslamcılık oyunu kurmuş adamlarla tanıştım. Sorulara kapalı sorgulamayan inanan anlayıştan sorulara cevaplar bulmuş, soran araştıran kendi bulduğu cevaplara insanları ikna eden kara sakallı genç zihinler.

Öylesi ateşliydilerki kapılmamak imkânsızdı benim için. Düşmanları kendi annesi ve babası olan insanlar. 

Düşmanı kendi ülkesindeki inançlar olan insanlar. La vardı, illa yoktu bu adamların dilinde, yumrukları sıkılıydı aynı solcular gibi. Sağ ellerini kaldırmış işaret ettikleri yer sema iken sema adına konuşuyorlardı her daim. Allah buyuruyor diyor kendileri buyuruyordu, Allah istemiyor diyor kendi istemediklerini söylüyorlardı. Tek vücut olmaktan bahsediyorlardı ancak kendileri de tek değildi. 

Kimi Afgan, kimi mısır, kimi suud, kimi irana dönmüş, çeviri eserlerle din öğretiyorlardı bizlere. 

O vakitler yokluğun çok olduğu vakitler, o vakitler bilimin, tecrübenin yaşanmadığı yıllar bizim için. 

Bir sağa bir terse savrulduğumuz yıllar, günde iki toplantı, günde üç sohbet programları tertip edilen yıllar. 

Ne ara evlenmişim hatırlamıyorum, evlendiğim hafta bir başka memlekette bir başka ilde kalmışım şimdi durup düşünüyorum da. Rüzgarların sert estiği yıllar dostum, savrulmaların keskin olduğu yıllar. 

Sen şimdi arkasından sallıyorsun ya Mustafa’nın, o zamanlar o tutmuştu elimizden unutma. Yoksa kontra İslamcı guruplara savrulmamız içten bile değildi. Devletin de dediği gibi o yıllarda silaha bulaşmamak, eğitim almamak mümkün müydü? Ha birde İsmail ağabey var, şu zerevi olanından. O da kollayıp sahip çıkmış, silaha örgüte bulaşmayalım diye az peşimizden koşmadı. 

Mustafa o zamanlar kara yağız beyaz gömlekli bir oğlan, siz atv den hatırlarsınız. Ne o cuydu, ne bucu, ne şundan dı ne bundan, ne örgütçüydü ne mezhepli. Garip bi adamdı, anlatabiliyormuyum derdi, anlatamazdı. Biz yüreğinden vurulmuştuk dilinden anlamadık. O bizi diliyle ikna ettiğini düşünürdü, çaktırmazdık

Hala da anlatamıyor, ama biz söylemiyoruz, zaten dinlemez kulağı yok çünkü. Kulağı egosuna açılmış, aşağı vermiyor ne duysun, sağolsun. 

O bizi toparladı çeki düzen verdi, hiç unutmam bir gün savrulmamızdan o kadar korkardı ki şöyle demişti evindeyken “mücahidim, kavak ağaçlarına özenme; onlar çok uzaklardan görünürler, kuşlar gelip ona konar, insanlar dibinde serinler. Sen turp, patates gibi ol, kimse görmez ama dolu dolu olur, yiyenlerin besin kaynağı haline gelir” unutmam. 

Belki bizden turp olmaz üstad, ama kötü de olmadık be abi. Aktif-pasif göreceli, kötü olmadık be abi. 

Devlete küstük, ama kırmadık, kırıldık. 

Millete cahil muamelesi çektik ama arkamızı dönmedik be abi. 

İyi adamdır Mustafa abi, birçok vatan evladının üzerinde hakkı var unutsalar da

Bizim hocamız olmadı be dostum, biz hoca edinmedik, şeyh, Mesih. 

Bizim ağabeylerimiz vardı, dinler nasihat alırdık. Onlar hata, günah, yanlış yapabilen benim gibi insanlardı. 

Çarşı Pazar gezer dolaşır, evinde gidersek çaylarımızı onlar doldururlardı. 

Hakkı vardır üzerimizde, helal edermi bilmem, etmesini dileriz. Bizim bi hakkım yok ki helal edelim. İyi adamdır, iyi bir alim. 

Ha biz severiz herkeslerde sevmelimi elbette hayır. Kim kimi sever, kim kimden alırsa alır alacağını. Kim karışır, kime ne.

Sonra azizim sonra bir çok adam, âlim, bilge ile tanıştık. Yaş aldık, tecrübe kazandık. 

Barıştık önce ana babamızla, babam son 11 yıl sensin dedi ve ahrete göçtü, annemde ardından, dahası eşim bile beni terk etti gitti o kutlu dünyaya. Bir ben kaldım Ahmet kayanın şarkısı gibi bir ben.

Herkesle barıştım, devletimle, milletimle, dindarımla, dinsizimle, solcumla, sağcımla, kimseyle küs değilim. Kavgam yok artık benim, size ilkelerimden bahsedebilirim, tecrübelerimden. Hepsi bu kadar.

Hiç hizipçi değilim derken bir hizibin içindeymişim, hiçbir ideolojim yok Allahtan gayrı derken gayrıymışım Allahtan. 

Adam gibi inanmamışım adam olmaya, şimdi adam olmaya, İnsan olmaya adanmışım. 

İnsan olabilirsem belki dostum, inanabilirim de. 

Haa bayrak meselesi, ya onu unuttuk yine iyimi. Kısaca söyleyelim şimdi ama yazarız yine. Tüm bayrakları bıraktım kimseye bayrak taşımıyorum, kimsenin bayrağınıda. Yarış, yarıştan da çekildiğimi açıklayalı bayağı oldu okumuşsunuzdur. 


                                                           Mucahid Gökmen Şahin    


Anne Kıymeti

Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...