19 Kasım 2016 Cumartesi

Biz şimdiki Diyanet işleri başkanından istedik Önceki cevap verdi olmazmı İsmail Kılıçarslan kardeşim

Eski diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardokoğlu Darbe komisyonuna Fetö özelinde Cematler meselesini bir güzel izah etmiş Kendisine katılıyor teşekkür ediyorum.



Bardakoğlu, Türkiye'nin kendini 15 Temmuz'da bir travmayla karşı karşıya bulduğunu belirterek, bu durum karşısında kamuoyunun ortak bir duruş sergilemesinin takdire şayan olduğunu belirtti. 


FETÖ'den birçok kesimin zarar gördüğünü ifade eden Bardakoğlu, "Emin olun bu 15 Temmuz olayından en fazla zarar gören dini değerler oldu, İslam dininin yüce değerlerinin böyle sorumsuzca, hunharca, hoyratça istismar edilerek darbeye adeta araç kılınması oldu. Öyle sanıyorum ki çocuklarımızın, torunlarımızın zihninde İslam dininin değerleri konusunda, İslam konusunda, din konusunda ciddi soru işaretleri bıraktı." diye konuştu. 

FETÖ'nün 30, 40 yılı aşkın bir süredir dini değerleri kullanarak, eğitime önem vermeyi kullanarak bugünlere geldiğini belirten Bardakoğlu, örgütün kullandığı en önemli dini değerlerin başında bireyin Allah ve peygamberle ilişkisinin olduğunu dile getirdi. 

Bardakoğlu, "Dini yapılanmaların bizatihi bir tehlike olduğunu ifade etmiyorum. Dini cemaatleşmeler, dini yapılanmalar vatan için millet için demokrasi için milletçe birlik bütünlük için bir tehlikedir anlamına gelmez bu ama bu MehdiciMesihçi, Allah'la görüşen, peygamberle görüşen, gizemlerle dolu bir dini propagandanın ve telkinin bir enfeksiyon alanı oluşturduğunu ve uygun şartlar oluştuğunda uluslararası ilişkilere ve kanlı veya gizli hesaplara girebileceğini anlatmak istiyorum." değerlendirmesinde bulundu. 

Bir dini hareketin en çok dini kurumlarla ilişki kurması ve yapılanması gerektiğini dile getiren Bardakoğlu, ancak Cumhuriyetin temel kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının cemaatlere eşit mesafede durarak yol aldığını kaydetti

Bardakoğlu, FETÖ'nün 2007-2008'e kadar din alanıyla ciddi bir ilişki kurmadığını söyledi. 

Avrupa'da yaşadığı bir anısını paylaşan Bardakoğlu, 2006-2007 yıllarında Almanya'da kutlu doğumla ilgili bir program gerçekleştirilmek istendiğini, bütün oluşumların bu etkinliğe katılmasının önemine vurgu yaptığını, Sünni ve Alevilerin de bulunduğu yaklaşık 16-17 grubun etkinlikte birleştiğini anlatarak, "Buraya katılmayan tek grup Fetullah Gülen grubu oldu." dedi. Bardakoğlu, Gülen grubunun Avrupa'daki diğer toplantılara da katılmadığını ifade etti. 

Ali Bardakoğlu, FETÖ'nün 2007-2008'den sonra özellikle Balkanlar'da dini faaliyetleri artırdığını ve özellikle Arnavutluk dini teşkilatını ikna ettiğini belirterek, "Arnavutluk dini teşkilatı daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı ile irtibatını kesti." diye konuştu. 

Her grupla iyi ilişki içinde olmayı, hukuken bir sıkıntı olmadığı müddetçe arzu ettiklerini ifade eden Bardakoğlu, şöyle konuştu: 

"Türkiye, din konusunda bir yol ayrımında. Mehdici, Mesihci, deccalci, tekfirci, yani insanları kolayca tekfir edebilen, kolayca deccal diye hedefler gösterip kin ve nefreti oralarda yoğunlaştırabilen, Mehdi, Mesih beklentisiyle, kerameti kendinde menkul gizemli bir din anlatımıyla insanların zihinlerini bulandıran, dini değerleri istismar eden bir din yolundan mı yürüyeceğiz yoksa İslam dininin açık, seçik, arı duru, Diyanet İşleri Başkanlığının bugüne kadar koruduğu, Kur'an'a, sünnete ve dinin sahih bilgisine bağlı bir din yolundan mı yürüyeceğiz? Bu 15 Temmuz öyle zannediyorum ki bizi böyle bir yol ayrımına da getirmiş oldu. 
Bu yol ayrımında olmak demek, dini cemaatlerin bir realite olarak varolmasını inkar etmek, onlarla mücadele etmek değil. Onları kendi alanlarında ve kendi çizgisinde kalmasını sağlamak ve aklımızı din konusunda doğru aydınlatmayı da Diyanet İşleri Başkanlığına, ilahiyat fakültelerine ve İslam dininin arı-duru, aydınlık bilgisine bırakmak gerekiyor. 15 Temmuz'dan bir ilahiyatçı olarak çıkaracağımız bir ders varsa o da din konusunun ciddiye alınması gerektiği; merdiven altında, kapalı kapılar altında verilen dini eğitimin ve dini değer telkininin giderek sorun üretebileceği, bizatihi omasa bile bir başka ulusal veya uluslararası bir projeyle birleştiği vakit çok kolay manipülasyona uğrayabileceği, evrilebileceği gerçeğidir." 


Dini cemaatlerin din konusunda yazdıklarının öteden beri dikkatlerini çektiğini belirten Bardakoğlu, şöyle devam etti: 

"Özeleştiri yapmak gerekirse, ilahiyat fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu yazılıp çizilen, merdiven altı dediğim bilgilere karşı çok iyi bir mücadele verildiğini de söyleyemem. O da bizim kusurumuzdur. Fakat burada sorun dini telkinler ve dini bilgiler değil. Burada asıl sorun şifahi dini kültür ve inanışlardır. 

Dini cemaatlerin, özellikle FETÖ'nün yazılı dokümanları arasında çok ciddi sorun olmayabilir. Çünkü o bilgiler bizim eleştiriden uzak yazılmış geleneksel kitaplarımızın satırları arasında bulunabilir. Asıl sorun, mensuplar arasında yaygınlaşan şifahi kültür, şifahi inançlar... Asıl sorun sadece dokümanlar değil, mensupları arasında kulaktan kulağa aktarılan, dilden dile dolaşan, gizli bir mücevheratmış gibi elden ele verilen o şifahi bilgilerdir. Zaten 15 Temmuz'u hazırlayan en önemli etkenlerden birisi FETÖ mensuplarının zihinlerinde çakılı olan o şifahi inanışlardır." 

Bardakoğlu, açıklamasının ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı. 

Diyanet İşleri Başkanlığının "dinler arası diyalog" tabirini kullanmadığını anımsatan Bardakoğlu, bunun yerine "farklı din mensupları arasında diyalog" ifadesinin daha doğru bir tabir olduğunu belirttiklerini söyledi. 

"Dinde eleştiri, doğru bilgi, rasyonalite olmadığı vakit dini bağlılıklar insanları hayattan, dünyadan, akıldan, izandan, basiretten koparabiliyor." diyen Bardakoğlu, 1800'lü yıllarda Hindistan'da ortaya çıkan Kadiyaniliğin, Amerika'daki Mormonluğun, FETÖ ile ortak paydaları olduğunu ifade etti. 

Bardakoğlu, Kadiyaniliğin değişerek Mehdici, Mesihci bir harekete dönüştüğünü belirterek, dinde doğru bilgiyi esas almayan, gizem, sır, şifahi inançların peşinden koşulursa insanların din adına bir maceraya sürükleneceğini vurguladı. 

Din eğitiminin devletin gözetiminde, açık ve şeffaf yapılmasının önemine değinen Bardakoğlu, bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının varlığının önemine işaret etti. 

Bardakoğlu dini oluşumlar, inanışlar hakkında hem ilahiyat fakültelerinin hem de Diyanet İşleri Başkanlığının daha uyarıcı olması gerektiğinin altını çizerek, ancak bir devlet kurumu olan başkanlığın cemaatlerle, gruplarla belli bir mesafede olmayı, kavga etmemeyi prensip edindiğini bildirdi. 

Bütün dini cemaatlere eşit mesafede olma politikasını sürdürdüklerini ifade eden Bardakoğlu, ancak Diyanetin, dini cemaatlerin neşriyatıyla ilgili toplumu uyarıcı görevini yapmakta biraz çekimser davrandığını söyledi. 

"Diyanet İşleri Başkanlığı bugüne kadar sürdürdüğü çizgisini sürdürmek zorundadır. Eşit mesafede dursun." diyen Bardakoğlu, ilahiyat fakültelerinin de hala geçmiş yüz yıllarla vakit kaybettiğini, İslam dünyasında olup bitenle ilgilenenlerin az olduğunu dile getirdi. 

Bardakoğlu, uydudan dini yayın yapan 15-20 kanal bulunduğuna işaret ederek, bunların her birinin sorunlu olduğunu ifade etti. Ali Bardakoğlu, "Televizyonlarda sahte bal satılmasını daha ehven bir durum görürüm. Ne olur? En fazla sahte baldan şeker hastası olur, sağlığına zarar verir. Ötekinde adamın zihin dünyası alt üst oluyor. Bu konuda da sadece Diyanete 'git bunlarla mücadele et' demek doğru olmaz." değerlendirmesini yaptı. 


"Gizemli dini cemaatleşme çizgisinin her birinin benzeri riskler taşıyabileceğini ve o ilişki ağına girdiği vakit evrilebileceği gibi bir kaygıya sahibim." değerlendirmesinde bulunan Bardakoğlu, şöyle devam etti: 


"Diyanet İşleri Başkanlığı bu çizgilerin hep dışında kalmıştır ama konu sadece Fetullahçı Terör Örgütü sebebiyle bir konu değildir. Türkiye'deki dini cemaatleşmelerin dikkatle izlenmesi ve kendi alanında kalması gerekir. Cemaatleşmeler siyaset, ticaret ve eğitim alanına kaydığı sürece zihinlerde benzeri sapmaların yaşanabileceğini ve bunun da ileride bir başka boyuta doğru evrilebileceğini düşünürüm. 14 asırlık İslam tarihi boyunca, ne zaman sahanın dışına çıkılmış ise hep orada başka oluşumlara zemin hazırlandı ve kaymalar oldu. Bu bakımdan da konu sadece Diyaneti değil, toplumun geleceğiyle ilgilenen her kurumu ilgilendiriyor.


FETÖ'nün Diyanette kadrolaşmasının en alt düzeyde olduğuna inandığını söyleyen Bardakoğlu, üst düzey ilahiyat eğitimi almış bir kişinin böyle bir cemaatin peşine gidip kapılanmasının çok zor olduğunu kaydetti. Bardakoğlu, "30 yıl tefsir okutmuş bir kişi, 'hiç haberim, hiç bilgim yok' diyen birisi bu olayların içinde. Ben bunun izahını yapamadım. Benim ilmimin yetmediği bir nokta bu." diye konuştu. 


Bardakoğlu, Türkiye'de en çok satan 20 dini kitabın en sorunlu kitaplar olduğunu savunarak, 20'sinin de din konusunda zihinleri başka yerlere savuran kitaplar olduğunu söyledi. Bardakoğlu, diyanetin dini bilgiler ve inanışlar konusunda da uyarıcı olması gerektiğini vurguladı. 


Dini cemaatlerin ilk görevinin "içe kapanma" olduğunu belirten Bardakoğlu, Müslüman kimliğinden öte bir alt aidiyetin toplumda çatlağı, nefreti, öfkeyi büyüteceğini ifade etti. 


Yuva ve anaokullarında ölçülü, makul dindarlık telkini yapılmasının önemine de değinen Bardakoğlu, "Çocukları zamanında, doğru dini bilgiyle yetiştirmemiz gerekiyor." dedi. 


17 Kasım 2016 Perşembe

Reddiyem Tasavvuf Düşmanlarını Tanıma Klavuzu üzerine

Üzerime alınmamam gereken birçok konuda olduğu gibi bu konuda da aşırı hassasiyet göstererek tüm olumsuzlukları üzerime çekmek pahasına yazmadan geçemeyeceğim bu konuda öncelikle aşırıya kaçmamayı ve haddi aşmamayı Allah'dan temenni ediyorum.

Sadece ses tonu düzgün ve mikrofonik diye bir beşeri yüceltmek, doğa bilecek tüm sorunları da beraberinde kabul etmek manasına geliyor. Neden yazmak zorunda kaldığını bilemediğimiz bu konuda belli ki birileri tarafından zorlanmış ve asıl mevzu'uyu Fetö kılıfı altından izaha yeltenmiş. Bağlı bulunduğu yapının gelişen konjöktürde sızmaya çalıştığı alana başkalarının da yer bulmak için tırmanışından rahatsız olduğunu bilmeyen sağır sultan kalmadı. Ancak sportmenlik dışı sayılan belaltı yumruklarına girişeceklerin sinyallerini daha ilk günden itibaren hissettirmeleri manidar olmuştur. Her ne ise, bu asıl konunun Yani Devletin boşalan kılcal damarlarına sızma girişim ve gayretini bir kenara bırakarak benim için önem arzeden mevzuya geçmek istiyorum.

Yazısının 3. Kısmının bir kısmını içinde barındıran bir Kul olarak itirazım var Mikrofon bey; Hadi diyelim Tefsir okuyorum üzerime alınmayacağım, Sünneti ayırıp seçip kabul ediyorum üzerime alınmayacağım. Diğer konularda birkaç kelam edip mevzu hakkında birşeyler yazalım istiyorum.

Bay Mikrofon Yazısında aşağıdaki sözü zikrederek ithamda bulunuyor;

Kur'an apaçık bir kitaptır bize yeter derler: Bu başka yerde bir müslüman tarafından söylendi deseler dayak yemeye kadar varan sonuçlar dogurur, ancak bay mikrofon İslamın kıtmiri saysada kendisini Kuranın apaçık ve kendisine yeteceğini nedense kabul etmez.. Oysa İnandığı Kitabın sözlerini söylüyor olması malesef sarsmaz ve korkutmaz kendisini. Ne yazık yazık ki İmanının ilk ilkesi olan Kitaplara iman bölümünde kendisine İman ettiği kaynak kitabın Apaçık olduğu anlatılmamış, kendisine yeterli geleceği izah edilmemiştir. Şimdi bay mikrofonu uyandırmak, uyarmak banamı düştü? elbette hayır. Ben yazıyı okuyan anlamaya çalışan bu adamlar neler söylüyor diye düşünenlere karşı sorumluluk geliştirerek o kardeşlerime bir şeyler söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar bay mikrofonun bazı kesimleri kast ederek güya eleştirdiği cümle bakalım kime aitmiş.

"Elif, Lam, Ra Bu öyle bir kitaptırki Ayetleri Muhkem kılınmış hemde doğru kararlar veren ve herşeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından Açıklanmıştır. 
Böyle olması Allahtan başkasına Kul olmayayasınız (ihtiyaç duymayın)  diyedir. Bende O kitapla size uyaran ve müjdeleyen kişiyim" Hud Suresi 1-2. Ayetler

Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş - 2) (15/HİCR-1: Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.)


Diyanet İşleri (22/HACC-16: Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini (dileyeni) doğru yola iletir.)

Diyanet İşleri (16/NAHL-89: (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.)

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) (29/ANKEBÛT-51: Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.)


Belki böyle birçok ayet (işaret) bulabilirsiniz değerli arkadaşlar ben sizi fazla sıkmamak ve konuyu toparlamak için bu ayetlerle yetineceğim. şimdi. Kuranın ifadeleriyle Kitap açık hatta apaçık bir kitaptır diyorken bay mikrofon bunun bazı kişiler tarafından söylenen basit aslı olmayan sözlermiş gibi zikretmesi en hafifinden gaflettir .yaşadığımız toplum Hz. Muhammed (S.A.S) in yaşadığı dönemdeki eski alışkanlıklarına geri dönmüş Atalarının dinini sahiplenmiş olması hasabiyle ipin ucun çoktan kaçırmıştır. Meseleyi yeniden anlatmak ve suyu asli yatağına yeniden yönlendirmek için başlangıç noktası burası değildir. Konu önce ana hatlarıyla bilinmeli üst katlar temeller üzerine inşa edilmelidir. Yeterlilik mevzu'unu bu kadar yeterli görüyorum çünkü yanlış anlaşılmaya açık bir alan olduğu için bendeniz bunun bilinçli ve bir hedefe araç olarak kullanıldığını düşünsemde bu konuda sizleri yönlendirmek istemem.
Bay mikrofon devam ediyor ve aşağıdaki ithamı zikrediyor;

Tasavvuf ehlini, bir zata kudsiyet atfedip onun etrafında halkalandıkları için şirkle itham ederler. Bakalım bay mikrofonun bu sözünü kim söylüyor yine;

Diyanet İşleri (39/ZUMER-3: İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.)

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) (7/A'RÂF-3: (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!)

evliya:Dostlar veliler diye çevrilen kavramın içeriğini yine kendileri  Allah ile kul arasına Kulu allaha yaklaştırsın diye koyduğumuz şeyin adıdır.Araplarda put olarak da isimlendirilir. Günümüzde kimse put mabud kelimesini evliya için kullanmaz hatta reddeder ancak konu hakkında bağımsız incelemelerde mabud/ put Kişiyi Allaha yaklaştıran şey diye adlandırılır konu hakkında Kuranda da müstakil ayetler vardır bir tanesini yazalım.

Diyanet İşleri (13/RA'D-16: De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan evliyalar (dostlar) (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.”)

ayetin arapça metninde evliya kelimesi mevcuttur isteyen kardeşlerim bakabilirler. Sorunum kişilerle yada kurumlarla değil ayetin karşılığı eş eylem ve mevzu ile dir açıklamaya çalıştığım konu şirk müşrik meselesidir. kim dahildir kim yapmaktadır kim yapmamaktıdır onu benim bilebilmem zamdır.

Daha fazla kurcalayıp kin ve nefret biriktirmek istemiyorum dostlar, anlamak isteyen anlar bir ayetten, anlamak istemeyene ne anlatsak boş.

bay Mikrofon devamında şu cümleyi de söylemekten çekinmiyor kendi ifadesidir.

Allah ile aranıza kimseyi koymayın diye nasihatte bulunurlar. bakalım bu söz kime ait;


Diyanet İşleri (50/KAF-16: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.)

Elmalılı Hamdi Yazır (7/A'RÂF-194: Çünkü Allahtan başka taptıklarınızın hepsi sizin gibi kullardır, eğer da'vanızda sadıksanız haydi onlara çağırın da size icabet etsinler)


Kıymetli kardeşlerim bu sözü izaha gerek duymuyorum utanıyorum Kitap baştan sona Allah ile kul arasında kimsenin olamayacağını. Allah ile birlikte kimsenin hak sahibi söz sahibi olamayacağını anlatmaktadır. Kitapta bunun dışında ne var? Birde Allah Şirki affetmeyeceğini kendisine denk bir düşüncenin olamayacağını anlatıyor. Şirk Allah ile aranıza koyduğunuz ise Allah da bunu affetmeyeceğine göre daha ne diyebilir neden bahsedebilirimki. Allah var ve ondan başka ilah yoktur. Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez unutmayınız. Şeytan sizi Allah ile aldatmasın sakın. 

Bay Mikrofon kelimelerini şununla sonlandırıyor benim için, Mürid olmadan mürşit olabilseydi kendilerine bir tekke kurmakta behis görmezlerdi diyor; Mirid nedir ? Mürşid nedir? ya bilmiyor yada kelimelerin içini boşaltıp uygun kelimelerle doldurdukları için bu cümleleri kurmaktan başkalarına yakıştırmaktan kaçınmazlar. Muhatabım kendisi olmadığı için kardeşlerime yazıyorum bunları. 

Bakın bay Mikrofonun bağlı bulunduğu tarik nasıl izah ediyor.

Mürid: Mürşidinin karşısında ölü (meyyid hükmünde) gibidir, kendesinden birşey söyleyemez, kendisi birbilgili mürşidinden başka bilemez bildiremez. Mürşidinden tevbe alır ona bağlanır. Yapacaklarını ve yapmayacaklarını ondan öğrenir. Bana kalırsa bu Allaha karşı sorumluluklarımızı çağrıştırıyor. 

Mürşid: İrşad eden, Bilgiyi kendisinden önce yaşamış olan irşad edicilerden alır, ölmüş olsada hala Hz. Peygamberden ve irşad edenlerden bilgi alır ve kendesine bağlı olan kimselere bilgi verir. Onların tevbelerini kabul eder (aracı) kendisinden başka müridine kimse yardımcı olamaz. Bana göre Allah ta olan tüm özellikler bunlardır başkasına verilmesi düşünülemez.

Bay Mikrofon kardeşime gelince biz sizin Tarikinizden (yolunuzdan) uzağız. Tenezzül etmeyiz edersek Allahın bizi affetmeyeceğine inanıyoruz(Şirk). Sizin dininiz sizlere Benim dinim bana. 

Beni sabırla okuyanlara teşekkür ediyor, hakkı hakikati Allahın apaçık açıkladığına inandığımı, Ondan başka otorite görmediğimi, Ben ancak allaha ibadet eder yardımı da Allahtan beklediğime, tekrar ona döndürüleceğime inandığımı bildirir sizlere de bunu tavsiye ederim. Son olarak fetöcülerinde benim için tarikatlerden bir farkı olmadığını sayidi kürdi hakkında düşündüklerimi aynı Tarikat şeyleri için düşündüğümü bilmenizi hassaten rica ederim.


6 Kasım 2016 Pazar

Partiler Siyasi alanın öznesimi?

Gönümüzde başka hakimiyet alanlarından yoksun olduğumuz için gözün görebildiği tek ve yegane alan olarak sunulan Partiler gerçekte siyasetin asli unsurlarımı? bu soruyu dahi şimdiye dek hiç düşünmemiş yığınlarca insanın olduğuna eminim. Soru sorabildiğimiz kadar yetişkiniz, yeterki soru sormaktaki maksadımız öğrenmek olsun, dağıtmak, karalamak, parçalamak, ötekileştirmek maksadıyla yapmamış olalım. Tarih bilgimin çok az olduğu bilgisini sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum yazıma, yeterli bilgim olsada en sevmediğim ders tarih dersiydi itiraf edebilirim. Bir meselede de topraktan başlamasam olmaz. Ne yani Aydınlanma dan başlamayalım mı dersin? Toplumlar büyüklük küçüklük hakimiyet alanları oranında etki alanlarını geliştirmiş, gayrı'sına, dışındakilere anlayışlarını empoze etmeye çalışmışlardır. Dinsel Tarih bilincimizle görebildiğimiz en eski hakimiyetler Nuh dönemlirinde, İbrahim dönemlerinde ve Süleyman dönemlerinde dahi dinsel ağırlıklı anlayışlarla toplumları hizada tutma çabalarını görmekteyiz. Elbette doğru ve Hakikat içeriği Resul-Nebi olan din bilginlerini toplumu iknada Allahın İnsanlık için sunduğu-öngördüğü Din'i (yaşama şekli) ni hayata sokmada başarılı ve başarısızlıklarla karşılaşmışlardır.

İnsan kendi ve çevresini geliştirmiş, toplumlar birlikte yaşama şartlarını gerek bağlı bulundukları kavimlerden gerekse Hayata Müdahele eden Din Bilginlerinden (Resul-Nebi) öğrenmeye, öğretmeye başlamışlar, sonuçlarını da yaşamışlardır. Bu Siyasi alanların müdahil unsurları kimi zaman Baskı, kimi zaman sevgi, kimi zaman sadece tavsiye üslubu ile insanları yönlendirmişler. Tarihin her alanında Güç sahipleri gücü bir silah ve baskı aracı olarak toplumun üzerinde kullanmış, az yada gücü olmayan kabile, kavim, toplumlar sindirilmiş yada öldürülmüş, sürülmüşlerdir. Mısır medeniyetinden bize yansıyan öğretilerde bu açık ve belirgin bir şekilde açığa çıkmaktadır. Ardından gelen İsa Resul toplumu geçmişte yaşadığı travmadan kurtarıp düşünmeye sevk etmek için daha yumuşak ve ılımlı bir çizgi izlesede kendi sonunu hazırlamış Allahın müdahalesi ile eziyetten kurtulmuştur. Süreci merhale merhale takip etmeyeceğim Batıya göçü İnsanlık tarihinin serüveni olarak görenler kaçışı herzaman zulümden ve baskıdan kaçış olarak öngörmüş son olarak Osmanlının hakimiyet alanlarından kaçarak Asyanın batısı olan bizimde Batılı diye tercüme ettiğimiz yöne doğru ilerlemeyi sürdürmüş Konstantiniyepolis ten Roma Yunan medeniyetine oradan da Aydınlanma çağına kendini yiyerek devam etmişlerdir. Benim Batılı tanımlamalarımda mutlaka Kasap reonlarında İnsan eti yiyen 16. yüzyılın izleri hak ettiği yeri almıştır. Sen belki Batıyı 17. Yüzyılın Aydınlanma çağıyla Tanrıyı Safdışı bıraktığı yerden başlangıç noktası kabul ediyor olabilirsin ancak o sürece kimlerin nasıl taşındığını toplumun üzerindeki Tanrı kılıcını kullananların tarladaki ürünün peşinde olanların nasılını niçinini aramadan bulmadan çıkarsan Tanrı savaşlarında yenilen Batı Tanrısının ölümünden birşey çıkaramaman İnsan aklını öne alman elbette doğal olacaktır. 

Gök Tanrının ölümü sorunu bitirmemiş Yer Tanrılarının da Doğumuyla sonuçlanmış, Toplumları Akıl Perdesi altında cücelerin yönetim şekilleriyle bağlama, boyunduruk altına alma, köleleştirme son hızla 18. Yüzyılı  Osmanlının Lale devri çocuklarıyız biz şarkıları altında emek iş üretimle tanıştığı zamanlardan geçişiyle acaba fransızca eğitim alsak kurtuluşumuza yol açarmı zihin karışıklıklarını doğurmuş. 19-20. Yüzyıl batı aklının parlak yılları olarak kayıtlarımıza geçiyor Sosyal, liberal, birey kavramları henüz bizim kadar kullanıma açık değilken batı bu kavramları İnsan insanın kurdudur ilkesiyle çiğnemeye öğütmeye başlamış, Tanrıya Kulluktan İnsana Kulluk serüvenine yükselmiştir. Karl Marx, Max Weber, Kant,Hegel, Platon gibi Peygamberler sahaya inmiş İnsanlık serüvenini Akıl-Mantık Perdesinin arkasına takarak Bireycilik çayırında otlatmaya götürmüş ve güzel otlaklarda daha semiz sağılacak inekler haline getirmişlerdir. Şu hususun altını çizmezsek belki haksızlık etmiş olabiliriz hissiyatıyla Bu Bireylerin çıkış mantıkları bu olmasada doğurduğu sonuçlar açısından değerlendirdiğimizde bu sonuçlarla karşılaştığımız için böyle bir benzetme yaptığmın altını çizmek isterim. Maddenin keşfi eski olmasına rağmen Maddenin Bireyin hakkı olduğunun keşfi bu aydınlanma cağının ürünü olarak İnsanlık tarihine hediye edilmiştir. Daha önceki zamanlarda Toplumların kullanım alanlarına ait olan Toprak alınır, satılır, savaşlar başlatır olmuştu. Başlangıcı olmasada şekillenmeye başlaması bu akımların ağır bombardımanı sonucu gerçekleşmiştir. Toplumlar adına Bir kişinin kararı hiçte gerçekçi ve Adil değildi kimilerine göre, bireyler birarada yaşam alanları oluşturabilir kendi eğemenliklerini kendileri belirleyebilirmiydi. Aklını kullanmayı başarabilenler kendilerini kimin yöneteceğine de kendileri karar verebilirdi elbette. İnsan Tanrıyı öldürdüyse Kanun ve Kuralları da artık kendisi belirleyebilir, iyiyi kötüyü belirleyebilir bulabilir yasak koyabilirdi, zor olmasa gerek. 

Tanrıdan kurtulmuştuk ancak Tanrının yeryüzüne indirdiği Kitaptan henüz kurtulamamıştık, biran önce Kitaptan da kurtulmanın yolunu bulmalıydı İnsanlık. Özgürlük alanlarını kısıtlayan, yasak koyan, göklerden geldiğine inanılan Anayasa kitabı nasıl ve hangi gerekçeyle Raf'a Kaldırılabilir?
İşin bu boyutunu anlatmaya başlarsam bizim mahallenin ileri gelenleri sinirlene bilir, kızabilir ve beni afaroz edebilir bu korku yüzünden çok içine girmeden yüzeysel geçerek mahalle baskısından kurtulmaya niyetliyim parmaklarıma söz geçirebilirsem. Elbette çalışınca bu konuda da başarılı olabilirdi İnsanlık ve öyle de oldu iyi ve kapsamlı çalışma ile Gök Tanrıdan gelen yasa kitabı önümüzde ve elimizde durduğu halde Raf'a kaldırılmış oldu. Kullanım alanlarından kaldırıldıktan sonra ellerinde tuttukları Arap harflerinin bir işe yaramayacağını iyi bilenler tarafından ustaca planlanmış bu çalışma yerli ve batılı Akıl sahipleri tarafından incelikle ve Ustaca başarılmış olmalı ki bizim Mahallede kimsenin Ruhu uykusundan uyanmamıştı. 

Toplumsal ve Kamusal alanların işgali sonucu Kanun ve yönetmelik ihtiyacı Yerin bitirdikleri tarafından halledilir, üretilir, peydahlanır olmuştu artık. Gelişme çağındaki zihinler ihtiyaç belirlemede Maddeyi esas aldığı için Maddeyi yapı taşı olarak Yeryüzünü Tutan Dağlar gibi çakılmıştı Bireyin anlının çatına. İhtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorunda kalacak olanlar bundan sonra yeryüzünde rahat dolaşamayacak pasaport, kimlik, uyruk gibi Muhtar'iye ye ihtiyaç duyacaklar. Ha bu arada Sizin Muhtarınız Kim? bu soruyu ciddiye almayanlar için sorun yok ama bir gün birileri kalkıp bu soruyu ciddiye alabilir ve bu soruyu Batının kaç yüzü olduğunu bilmediğim yüzüne haykırabilir. Bizmi! henüz bundan çok uzağız. Ümmet fikrini kaybetmiş zihinlere bireyin haklarını arama noktası olarak sunulan siyasal siyasetler çıkmazı partelerin toplumları yönlendirme ve kanalize etme işlevi hakkında uzun ve sıkıcı bu yazıyı kimlerin hangi mantıkla okuduğunu bilemeyeceğim. Tek çare olarak sunulan bu çıkarımın tarihsel ve bir okadar yüzeysel geçmişi hakkında biraz kafa karışıklığı sunalım istedim. Partilerin Siyasi alanları ve toplumları doğruya kanalize ettiği gibi yanlışa da kanalize edebileceği gerçeğini şuan yaşadığımız ülkede biryerlerin haklarını savunduğunu düşünerek ortaya çıkmış şu aralar izledikleri siyasetin bedellerini hak ettikleri şekilde ödeme zamanlarının geldiği oluşumlardan da görebilir idrak edebilirsiniz. Toplumların gözünün içine baka baka Yalanı meşrulaştıran ve Hak, özgürlük, barış gibi kavramlarla hem toplumları hemde İnsanımızı yoksullaştıran, varlıklarını ortadan kaldıran cin fikirler bizi ne hale getirdiğini görüyoruz. Bunun savunuluyor kabul görüyor olduğunu satın alındığını görmek dahi İnsanı derinden etkilerken Kanarak İnanmış toplum fertleri için ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Uygulanmış adaletsizlikleri Sihirbazın sihirli mendili gibi asıl niyetlerini örtmek için kullanan Akıl-Mantık tutucularına okus pokus yapmadan İşin aslını esasını gösterebilecek Musalara ihtiyacımız var. Eyvallah Elimizdeki Harunlarla idare edelim dediğinizi duyar gibiyim. Yetmez İçimizden bizim gibi kanlı canlı, yiyen, için bir Musa çıkarmak şart bizden biri hadi hayırlısı 

Anne Kıymeti

Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...