16 Mayıs 2020 Cumartesi

Beyaz Toros ( Ali Can kardeşime ithaf olunur )




Adını ben koymadım, kalktığımda konmuştu lakabı. Ağabeyler anlatırdı hünerlerini; aracın ön tarafındaki koltuklardan başlanırdı söze; Önde iki kişi varsa ve düzgün giyinimli orta yaşlı iseler dikkatli olunmalı, beyaz toros'un içerisinde. Bir sürü şehir efsanesi anlatılır dilden dile, belki dinlemişsinizdir. Dinlemediniz mi? 

Öyle ise arkanıza yaslanın, çayınızı yada kahvenizi alın yanınıza, tehlike sıfıra yakın, belki kahveyi dökme sakarlığı, yeni elbisenize. 

Şimdilerde işler ne kolay, bir beyaz sayfa, bir klavye, birde sosyal mecra seçimi. Dilin kuvvetli, arama motorun hızlıysa senden daha babayiğidi yok şu alem-i cihanda.

Neyse lafı uzatıp sıkmayalım sizleri; zaten okumaya karşı çok hevesli değil yeni nesil.

O vakitler annem sağ, bir hastane dönüşü hem değişiklik olsun hemde ayakları açılsın diye pazara gelmiş benimle olacak ya! bir elde dağ yürüyüşçülerinin elindeki bastonlardan diğer elinde ben, benim elimde pazar arabası. 

Hastaydı anam ben kendimi bildim bileli, Kalp var diyordu doktor, kalp herkeste var azizim, bu kalbin hastalığı. Domuz haram diye metal kapak taktırmıştı, oysa domuzun nesiydi haram olan; sen bunu Anadolu kadınına anlatabilir misin? namaz da kılmazdı o vakitler. Hiç MR'a giremedi onun yüzünden.

Cacık seçerken yanaştı yanımıza, içten tavırlarla önce bana selam ardından çok ilgiliymiş gibi annemle sağlık muhabbetleri. 

- kim oğlum bu bey çıkaramadım? 
- tanımazsın anne bi arkadaş

Oysa annem tüm arkadaşlarımı tanırdı, olur olmaz kim varsa etrafımızda. Korkardı kadın bir serseri kurşunuyla ölmemden, haklımıydı, haklıydı elbet. Öyle idi o vakitler, ölüm iki adım ötenizde.

Anneme kadar gelmeleri beni de ürkütmüştü, kalbim hızlı çarpıyordu her zamankinden. Hisseder analar, her bir şeyi.

Pazar arabamı tıka basa doldurmuştuk, sebzeler meyveler mevsimin verdiği, aylardan Ramazan. Ayrıldıktan sonra evin yolunu tutmuştuk sormasın istiyordum anam,  dururmu! 

- Kimdi o! kurban olurum söyle, iyi birimi yoksa kötümü? 
- İyi biri anne iyi biri.

bizde iki kimse vardı, ya iyiydi biri yada kötü. Gri yoktu o vakitler hayat skalamızda. Merdivenler, anamın ömür törpüsü merdivenler. Ben çekmiştim kur'a da dördüncü katı, en çok sevinen bu kadın, şimdi her basamağında şikayet her basamağında çile. Siz siz olun bir şeyi çok istemeyin; olurya sonunda ayağınıza dolanır.

Bırakıp ardımda koştura koştura indim o ağır aksak çıktığımız basamakları. Bahçe kapısına dayanmış beni bekliyordu iyi dostum, kızmıştım ve kızgınlığımı belli edecektim, niyetliydim. Beni görünce ileride bekleyen beyaz toros'a doğru yürümeye başladı; kapıyı açtı gelip binmem için işaret etti, bindim. 

Önde şoför, yanında orta yaşlı göbekli bir beyefendi, iki yanımda daha tecrübesiz iki kravatlı beyler. Sadece sağımdaki beyi tanıyordum araçta, oysa hiç bir den fazla kişiyle gelmemişti şimdiye dek. Aylardan ramazan, oruç tutuyor insanı sıcak yaz aylarında.

Ortada oturuyorum, önde aynaya asılı polis telsizi...

- Eee mücahid bey anlat bakalım. dedi şoför ün yanındaki, en tecrübeli memur oydu belliki. Ne konuşalım, konuşacak ne var; pazar, ev, hastane, ev, sohbet muhabbet hepsi bu.

- üç aydır oyalıyorsun bizim Serkan'ı, dişe dokunur bir şey yok, ne olacak böyle?

- Kimseyi oyaladığım yok, Serkan'a dedim ne anlatacak bir şey var nede benim bir şey anlatmaya niyetim.   

- Sen bizi ciddiye almıyorsun yok, yok.

E-5 kara yolundan Bolu istikametine yol alıyoruz, ipe sapa gelmez iddialar, istekler, tekliflerle dolu bir sürü kavram kargaşası. Silah veriliyor, kimlik teklif ediliyor, silah çekiliyor, dirsek indiriliyor. Bir itiliyorum anlayacağınız ardından paşa. Ezan okundu okunacak belki oruç açılır bir yerlerde, nerdee yediğimiz sümsükler oruç açar cinsten. 

Örgütler sıralanıyor, gözdağı verilmek için, derdi ya Hüseyin ağabey 
" Çiy yemedik ki karnımız ağrısın " duymuyor kulaklarım. Atılıp satılıyor, çoluk çocuk işin içinde. Yaz ayı sıcak mı sıcak, bir arabanın içinde beş kişi, ter boşanıyor. 

İnsafa geldi zalım, bir pet şişe 500cc. Uzattı arkaya bana doğru... 

Saat gece yarısı, biri dürtüyor. Geçen araçların önce  soğuk rüzgarı vuruyor yüzüme, kıyınca ışıkları rahatsız ediyor gözlerimi.

Sakarya Devlet Hastanesi; beyaz bir çarşaf üzerime atılmış, ayaklarım dışarda. Öldüm, yok. Tavandaki tekli uzun filorasan cennette olamayacak kadar kirli. 

- Geçmiş olsun, mideni yıkadılar, yok bir şeyin gelir birazdan doktor.

Geldi doktor. Anam kadir gecesi doğurmuş, oysa 30 Ağustos, Ekinler biçilirken doğmuşum, Başak burcuyum. Hastane kayıtlarında geçti adım; anlattım bir bir başımdan geçenleri. Dinlerken şüpheli şüpheli baktı yüzüme, yazdı tüm söylediklerimi polis.

Ne bir daha geldi yanıma nede haber gönderdi, doktor istediğim zaman gidebileceğimi söyledi. Hastane kapısından dolmuşlar geçiyor bilir bizim Ali Can. Üstüm başım toz toprak, kalbim yola atılmışlığın ezikliğini yaşıyor. Patates çuvalı mıyım? Adapazarı. 

Yolda soğuk beton aklıma geliyor, yerde yatarken beni dürten adam. Kimdi neyin nesiydi acep. Beni kim sanmış da alıp getirmişti, pis bir ayyaş mı ya da kirli biri! 

İçimde yıkanmışlığın boşluğu, içim dışım incinmiş. Sövsem kime sövebilirim, kızsam kime? Yapmadım. Kırıldıysam en fazla kızdım, kendi devletime. 

Biriyle konuşacak olsam incitirim diye susardım, ne eşime ne kardeşime bir kez bağırmamışım bir kez. Sana bir kez diyorum, anlıyormusun, Beyazıt meydanında Küfrü lanetlemenin dışında. Süleyman'ın karıncalarının sesini duyardım yürüdüğüm yollarda, kaç kez onlarla konuşmuşum Allah biliyor, sana diyorum. Beni dinliyormusun, içimde kötülük beslemedim neden yıkıyorsunuz beni. Ben kötü değildim neden öldürüyorsunuz? fikirlerimi. İyilik nedir? kim iyilikten başka bir şey görmüş ellerimden. Tanıyan en fazla beceriksiz tücar, müflis bir iş adamı der ardımdan. 

Kötülüğü öğretemedi yoluma çıkan çakallar, ilkelerimi bozamaz joplu bir kaç zabit. Ben Aliya'dan aldım emanetimi, siz yamuk bakışlı insanlar, size mi bırakacağım sırtımdaki heybemi. 

Vel hasılı canlar, kopan yanlarımızı sıcak yuvalarımızda sarardık, 
ne zaman dayak yesek evimize koşardık. 
Yere bakardık, yakmak için değil edeben kaldırmazdık başlarımızı. 
Eğemediniz, bükemediniz zorluklara direndik. 
Sonunda ülkü adına Kapitalizme yenildik.

Sen şimdi Beyaz toros'dan bir şey anlamadın değilmi? Anlama diye anlatmadım, anlam ara. 

Dönüp bakmaya korkarım ardıma, belki bir arpa boyu yol alamamışımdır. 

Ama söyleyecek bir çif sözüm var heybemde sana ait,

Sana öğüt verebilirim...