13 Mayıs 2020 Çarşamba

Sahte Pasaport

Ben size sahte pasaportumdan bahsetmiş miydim?

Etmediysem dinleyin; Bir varmış bir yokmuş, Allahın günleri çokmuş, öyle başlardı benim annem. Zeyneb im küçük o vakitler, yeni emekliyor. Bizler en hararetli yıllarımızı geçiriyoruz, yaş otuz. Hayat bir başka görünür insanın gözüne, dünya sizin etrafınızda döner, tek doğru sizsiniz, o yıllar işte. 


Bir dünya polis, bir dünya zırhlı araç, biri görse silah kaçakçısı yada organ mafyası elebaşı kıstırılmış sanır, belkide terör örgütü lideri. Saat gece sıfır iki suları, yeni yatmışım, uyumuş yada yarım uyanık. Karşı kapı tekmeleniyor ama nasıl, yıkılacak ortalık. ismim okunuyor açılan kapının sahiplerine ardından bizim kapı yıkılacak. 

Önce Zeynep ağlıyor olacaklara, ardından telaşla koşuyorum kapıya daha fazla tekmeleyip kızımı ağlatmasınlar. Kapıdakiler bayağı kalabalık, ellerinde arama izinleri, giriyorlar postallarıyla içeri davet edilmedikleri halde. Hakkımda yakalama kararları varmış, öyle diyor en tecrübelileri, arayacaklarmış evimi. Arasınlar aramasına da koca evin içinde sadece kütüphanem mi tehlikeli? hiç bir yeri aramadılar ne mutfak, ne banyo, nede yatak odam. Bütün kütüphaneyi indirdiler salonumun ortasına. O zamanlar düşünmemiştim nedenini belki sizler daha iyi anlarsınız neydi tehlike bu arayanlar için! Büyük tehdid

Suç nedir ve suçlu kime denir? Ne Aristo'yum nede Platon.

Alıp çıktılar bir beni birde yeryüzü dergilerinin birleştirilmiş halini. Koca kütüphanemde bir tehlikeli buldukları kitap buydu anlaşılan, birde ben. Toparlayamadım kitaplarımı, ağlayan çocuklarımı. 

Kelepçeyle tanıştı bileklerim, oysa çok gözaltına alınmış, çok hırpalanmıştım Beyazıt Meydanlarında. Eskiden, dilime hiç yakışmıyor ihtiyar hissi uyandırıyor zihnimde. Yinede eskiden her hafta eylem yapardık Meydanlarda, sonra anlatırım gömleklerimin yırtıldığı hatıralarımı.

Ertesi gün sizler Şov Haberde izlemişsiniz tutuklandığımı, aşağı yukarı tüm ana haber kaynaklar ilk haber olarak vermiş. Beyaz bir masa örtüsünün üzerinde döküman adına basılı kitaplar, elif balar. O zamanlar " Çeşitli dökümanlar" başlığı altında kuran-ı Kerimler yada elif ba denilen eserler sergilenirdi hatırlayanınız vardır. Ama o da ne her şeyden daha tehlikeli bir tabanca ve ardında duran bir pasaport giriyor kadraj'a. 

İşte şimdi çökerttik en büyük terör örgütünü. Şok Şok Şok diye verilir bu haber Sahte bir pasaport ve bir tabanca. Resmim ve ismim gösterilir TV haberlerinde, suçlu, örgüt, terörist.

Sorgum ağır geçti ne yalan söyleyeyim, bir kaç arkadaşım sesimi duyup telaşa kapılmış. Gözlerimizi kapattıkları için hiç kimseyi göremezdik birlikte getirildiğimiz dostlarımız ne alemde. Bir gün ihtiyaç gidermek için gittiğim ayak yolunda halay çeken insanlar gördüm hücrelerinde. Sonradan duydum ki ne sorgulanmışlar nede dayak. Ortamı zengin göstermiş anlaşılan birileri. Bir iki kişi asıl hedef, ne isteniyor, neyle suçlanıyor hiç mi hiç belli değil. 

Ben söyledim pasaportumun olduğunu, adamlar almamış meğer evden. Sonra gidip " Yasal olmadığını biliyoruz ama özür dileriz bir pasaport varmış beyefendinin alabilir miyiz?" diye istemişler. Bizim hanım devlete güvenmez mi hiç çıkarıp vermiş istedikleri pasaportu.

Ha şu sahte diye silahın arkasına sunulan pasaport bu işte. Oysa devlet kendi kurumları aracılığıyla vermiş bir kaç ülkeye girip çıkmıştım o pasaportla, hiç de sahte değil tas tamam pasaport işte. Ama şuan sahteliği lazımdı birilerine kim neylesin gerçek pasaportu ve hatta başkasına ait ruhsatlı silahın bilgisini. Kime lazım olmuştuk, devletin içine çöreklenmiş başka niyetleri sonradan çıkacak 15 Temmuzcularına mı? 

Siz şimdilerde "Fetö" diyorsunuz adına. Biz o yıllar "Fetoş" derdik. Allah affetsin gençlik ateşi işte. Şimdi olsa demem, belki başka isim bulurum kendi buldukları isimleri kullanırım yada. Nurcu, falancı, filancı gibi. O zamanlar pek makbuldüler beyefendiler, üzerlerine kasideler okunur, parmakla gösterilirdiler. Gazeteleri zorla her kuruma satılır, ticaretlerine dokunan yanardı. Bizim Mustafa Ağabey bile övüp duruyordu tecavüzcümüzü. 

Esnaf'dım ve bu haber tüm işleyişi alaşağı etmişti. Avukat arkadaşlar AHİM'e dava açalım bir ton para alırsın demişlerdi de kendi Devletimi şikayet etmeyi hoş karşılamamıştım hatırlarım. Keşke Şov TV adına yalan haber yapmaktan dava açsaymışım ah deli kafam. Hani lan sahte pasaport hani insanlara gösterdiğin Terör örgütü, hangi terör? 

Çıkarıldığımız Mahkemede Hakim " Siz benimle dalgamı geçiyorsunuz" diye karşılamıştı davayı ve davacıları. Evet imzalamıştım ağır işkence altında ancak ortada ne suç, ne suçlu vardı. Hakim bir derneğin yasal üyelerini toparlayıp saçma sapan iddialarla karalamanın ne adalete nede vicdana sığmayacağını ilan etmişti kalbinin en solundan.

Adaleti, Mahkemeyi, Vicdanı ilk görüşümdü yüz yüze. Dedim'ya yaş 30. Depremde Kaymakamlığın ve yardım getiren kuruluşların yardımlarını usule uygun dağıtmak suç sayılacaktı neredeyse. Hiç bir eksiklik bırakılmamış olması bizi Hakim karşısında mutlu etmişti. Ardına yapıştırılan İran ziyaretim, Her eylemde en öndeki resimlerim sergilenmiş, devleti yıkmaya teşebbüsle suçlanmıştım. Aldığım gazete örgütümün ismini taşıyor, dilimdeki Tekbir eklenmiş sonuna. Al sana Terör örgütü, al sana Terörist.

28 Şubat kimin üzerinden geçtiyse onlarda sağlam hasarlar bırakmıştır. Kimse sağlıklı olduğumuzu iddia etmesin. Ancak şimdiki yaşam serüveni banamı sıradan geliyor? 

Sol'da bir baskı varmı bilmiyorum, varsa size müjde vereyim. Kime baskı ulgulanıyorsa İktidar ona verilir aklınızdan çıkarmayın. 

Bizlerden terörist çıkmadı, devlete kızıp dağa çıkmadık şükür. Bize terörist damgası vurmaya çalışanlar şuan en büyük terörist ülkemin gözünde. 

Dua etmiş annem sonradan duydum. Tutmuş mu dersiniz?

Not: İstanbul'dan beni sorgulamaya gelen  bir memur ( Nurcu ) bana dini bilinç aşılamaya çalışıyordu unutmuş değilim. Eğer onların İlahlarına teslim olmazsak hem dünyada hemde ahirette yanacağımızı telkin etmişti. Şükür dünyada söylediği olmadı, ahiret mi? bilmem inşallah olmaz. 

Ben size Beyaz Toros'u anlatmışmıydım?