26 Kasım 2017 Pazar

Elmayı sizde yemişmiydiniz IV

            "Her şeyi bilirsin'de kendini bilmezsin Sen"

İnsan oğlu üzerinden uzuuuun bir süre geçmemiş miydi ? ki adı anılır ( bir değer değil ) değildi.

ya sonra? o süre dondumu? Hayır hala dönen döndüğü gibi dönüyor süre her an üzerinden geçtik çe geçmeye devam ediyor dostlarım.

Var edici, Yaratıcı, yoktan, yokken var eden, yaratmayı başlatan Allah, Huda, God, Gott, Dia, Brahman. Hangi dilde söylerseniz söyleyin Var ediciyi var eden olarak biliyorsanız, kendiniz'inde var edilen olduğu'nu kabul ediyorsunuz demektir. Sahi etmeseniz kimden ne eksilir? 

İnanç sisteminizi kim düzenliyor? 

Kendiniz?

Kitaplarınız?

Bilginleriniz?

Hakikatleri kim bilgi dağarcığınıza Hakikat olarak yerleştirmiş? Neye ve niçin inanırsınız? Sahi ilk sorduğum soruyu hatırlıyor musunuz? 

--- Evet arkadaşlar "kuyu" örneğimizde kalmıştık hatırlarsanız. Bilginin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gayret etmiş, edindiğimiz bilginin kadri kıymetini bilmek gerektiğini, yaşam alanlarımıza kurak toraklara yağan yağmur gibi sunmak zorunda olduğumuzu paylaşmıştık. Toprağın ihtiyacı olan yağmuru ne için kullandığını unutmayın, bir önceki görüşmede de söylemiştik bilgiyi ne yapıyorsunuz? çok ama çok önemli bir mevzuu bu lütfen sorun kendi kendinize. Günümüzde insanlık bilgiyi sadece eksiğini tamamlamak bilgi dağarcığını doldurmak içinde kullanabiliyor. Bizce yanlış bir kullanım bu neden mi? Hayata geçirilemeyen bilgi atıl fazla bir bilgi olabilir. İnsanlık fazla edindiği şeyden sorumlu tutulacak ve bunu niçin yatığı kendisine sorulacak unutmayalım. Fazla neyiniz varsa bundan hesaba çekileceksiniz. Kullanıma aldığınız yada sunduğunuz şeyler ise sizi kurtaracak, kurtarması umud edilir. Bilgiyi'de kullanım alanımıza sunarak test etmeliyiz, doğru yada işe yarar olu olmadığını böylelikle anlayabilir açığa çıkarabiliriz. Siz bildiğiniz şeyi hayata sunun sokun hayat size bunun doğru olu olmadığını söylesin. Bakın İnsanlık kurtuluş reçetesi olarak hayata neyi sunmuşsa hayat ona bunun kıymetini/değerini göstermiştir. Bunu düşünce dünyanızda test ediniz lütfen.

--- Kuyu örneğinde verdiğiniz eşyalardan hangisine tekamül ediyor bu anlattığınız abi?

--- Tabiki Kovanın içindeki suyu temsil ediyor kardeşim. Temsili olarak verdiğimiz "kuyu" örneğinde kovanın yeryüzünden çıkardığı suyu ne için kullanıp kullanmadığına bir baksın demiştik ya hah işte bu anlattığım konu tamda buraya parmak basıyor. Yani niçin suyu çıkardığınızı unutmayınız, saçıp savurmayınız amacının dışında kullanmayınız, israf etmeyiniz, ya suyu yeryüzüne çıkarma zahmeti çekip alıp israf ederek bir başkasının kullanımına engel olmayınız yada çıkardıysanız amacı doğrultusunda kullanınız ki o var edici de bu niyetle var etmişti değilmi?

En çok dinleyenden beklenmeyen bir çıkışla arkadaşlarımızdan biri daldığımız kuyudan bizi biranda çıkarıvermişti masanın üzerine,

--- İyide bu anlattıklarınızı soru bağlamında bir türlü oturtamıyorum! Yani sizi dikkatle dinlememe rağmen hala kafamdaki o ilk soruya cevap bulamıyor olmam bir taraftan beni rahatsız ediyor!!!

Dirseklerimi koyduğum masadan geriye doğru çekilerek ellerimi masanın altında birleştirmiş kollarımı içeriye doğru bürüştürmüştüm. Yüzümde hafif bir tebessüm gizliyordum karşımdaki bunu görüyor muydu bilemiyorum.

--- Soruyu hatırlıyormusun?

--- Evet

--- Tekrar edebilirmisin ?

--- Var edici beni dünyaya getirirken

susmuştu, beklenmeyen biçimde geriye doğru çekildi yüzündeki bilge ifade kayboluverdi bende ne diyeceğini yada neden durduğunu merak etmiyor değildim ama durdu. Bu iyiye işaretti bence.

İsmiyle seslendim...

--- evet bir dakika soruyu sorarken bir şeyler anlamaya başladım birden, ben bile fark etmemişim şimdiye kadar.

dedi ve yavaş yavaş ses tonunu kaplayan huzur ve güvenle şunları söyledi...

--- yani ne biliyorum! ne kadar biliyorum ki? yada siz devam edin ben biraz düşüneyim bu aklıma gelen düşünceleri.

Bilmediğini, bilemeyeceği, hakim olamayacağı alanla ilgili ne çok şey biriktirdiğini anlamıştı herhalde. Bizim Gayb kuyusuna atıp beklemeye aldığımız mevzuu larda birçok bilgi biriktirmiş zihninde bunlara yanıtlar bulmuş ancak kullanıma alamadığı içinde henüz test etmemiş kontrol mekanizmasını çalıştırmamış olabilirmiydi acaba.!?

--- Hepimiz yaparız bunu kardeşim sorun sende yada bende değil. Cevabını vermediğimiz bilmediğimiz şey kalmasın diye ne bulduysak doldururuz heybemize. Nereden geldiğine dikkat etmeden, nasıllığını ve niçin'liğini sorgulamadan bulduğumuzu alır bazan. Koyduğumuz yer acaba o bilginin gerçek yerimidir yada bu cevap hangi sorunun cevabıdır sormadan alı veririz bilgi dağarcığımıza. Siz hiç duvar ustasının bulduğu her şeyi getirip tuğlaların arasına sıkıştırdığını gördünüz mü? aman canım duvarda yer kaplıyor işte diyerek eline geçirdiği her şeyi olur olmaz duvarın tuğlaları arasına koyduğunu gördünüz mü? Neden temiz su illa da temiz su vurgusu yaptığımı daha iyi anlıyorsunuz değilmi?



sadece su olması yetmez temiz suya ihtiyacı vardır bedenimizin. Eğer ayırt etmeksizin her bulduğumuz suyu içecek olursak nelerin başımıza geleceğini biliyorsak aynı titizliği Bilgi edinirkende yapmalı hassasiyet göstermeliyiz. 

bu bilgiyi o sohbet ortamında arkadaşlarımla geniş geniş paylaşmıştım ancak siz okuyucular ile kısaca paylaşmak istiyorum müsade ederseniz. Varlık alanlarımızla ilgili söz sahipleri arasında Din bilginlerimiz varlık sebebi ile ilgili şu düşünceleri esas almışlardır; 

1) İnsanı Yaratıcı kendisine "ibadet" "kulluk" için var etti.* 
2) Var edici İnsanı " imtihan " için var etti.**
3) Var edici İnsanı " Dua " " yakarış " için var etti.***
4) Var edici Yaratma sıfatına sahip olduğu için yarattı, merhametinin tecellisi olarak yarattı, ortaya koydu.**** 


---siz bildiklerimizin yanlış olduğunu mu söylüyorsunuz?

--- çok kötü bir soru bana sorarsanız. Hep bundan rahatsız olmuşumdur, bir şeyler anlatmaya çalıştığımda bu tür yakıştırmalar sınıflaştırmalar la karşılaşırım. Bir Annenin çocuğuna "terli terli su içme hasta olursun" demesi Annemizin Tıp fakültesi mezunu göğüs hastalıkları ana bilim dalı uzmanı olduğu sonucuna evrilirmiyiz? hayır. Bir korku ve endişe içerdiğini düşünüp daha dikkatli olmamız gerektiğini neden düşünmeyiz? Çocukta böyledir biliyormusunuz? Anneyi hiç dinlemez onu yeterli görmez ve ihtiyaçları doğrultusunda haraket/eylemlerine devam eder. Hep şunu düşünmüşümdür, acaba Annesi yada Babası doktor olan çocuklar da bu tür bir uyarıyla karşı karşıya kaldıklarında ne hissederler? Annem Bilimsel bir veri/öneri veriyor. Yada Annem işte öfffff deyip görmezden geliyorlar mı? Bildiklerimizin yanlış olduğunu söylemek ile bildiklerimizi gözden geçirmeliyiz aynı şeymiş gibi görünse de değildir arkadaşlarım. En iyi bilenimiz dahi bilgisini test/kontrol etmeden, yaşam alanlarına arz/sunmadan bu bilginin doğru yada yanlış olduğunu söylemez, söylememiştir.

--- "kuyu" örneğinden devam edermesiniz o tür anlatımlar daha anlaşılır geliyor bana

--- elbette ancak çok konuşmak hele de böyle değerli meselelerde konuşmak oldukça zor ve meşekkatli. Çok yoruldum isterseniz bu sohbeti haftalık bir periyota bağlayalım ve her hafta bir gün ayırıp bu konuyu konuşalım. Ancak sizlerde hazırlık yapın sizlerde katılım gösterin katkı verin  olmazmı?

--- tamam ben katılırım

sonuç olarak tüm arkadaşlarım katılım kararı almış, hazırlık konusunda çok istekli olmasalarda düzenli ve metodolojik bir çalışma ortaya koymayı kabul etmişlerdi. Ayrılmadan önce şu hatırlatmayı yaparak bitirmiştim konuşmamı.

--- Haftaya gelirsek eğer herkesten şunu düşünerek ve araştırarak gelmesini rica ediyorum. 
" Ben dediğimizde neyi kast ederiz"

    

* Zariyat /56
** İnsan /2
***Furkan /77
****Hud /119

12 Kasım 2017 Pazar

Elmayı sizde yediniz'mi? III.


"Ben" dediğinizde kimi kastedersiniz ?
. . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . .
. . . . .
. . .
.


yada kolaylaştıralım Elma ağacı dediğinizde elma çekirdeğini kasteder'misiniz ?
daha mı zor oldu.! Elma ağacı çekirdeğin büyümüş gelişmiş tekamül geçirmiş haline mi denir ?
aradığım kişiye şuan ulaşılamıyor belki daha sonra tekrar denemeliyim...
Sizde yerden bir bitki gibi yetiştiniz bu bilgiye daha önce rastlamış'mıydınız?
Sen, " Ben " dediğinde bedenselliğini (et, kemik, kan) 'mi kasteder'sin yoksa bir sen'mi varsın senden içeri.
Haydaaaa, durup dururken nereden çıktı şimdi bu ben sen mevzuu.
--- Sen sordun !
--- Kiim?


Can
canı çıkası! canı çekilmiş! can'lı, can'sız!
can'ım şu konuşurken ikide birde araya sıkıştırdığımız kelimeden bahsetmiyorum tabi, bahsi geçen kelime; siz daha beden olarak topraktan var edilmeden önce varlık alemine gelmiş, kendisine biçilecek "libas" elbisenin dikilmesini bekleyen "can" yani gerçek " Ben" benim senin farkında olmadan kastettiğimiz iç, öz, ben. Bedenin varlığı yada yokluğu senin varlığına dair bir gerekçe değildir dostum. Bedenin olsa'da sen varsın, bedenin olmasa'da sen varsın, vardın. Sen beden değilsin bedenin senin, ya ölüm? ölüm bedenin için, can için ruh için ölüm mü var?



" Herkes neyden yaratıldığına baksın"
--- Ben sormadım!
--- Sordun, sordun
--- Ne zaman sordum, ben neden hatırlamıyorum sorduğumu?
--- Hatırlatayım müsade ederseniz. Siz konunun başında o en güzel soruyu sormamış mıydınız?
" Bana dünyaya gidermisin diye sormadı'ki hatırlamıyorum" dememiş miydiniz ?
--- Evet dedim !
--- Siz hangi hal üzere olduğunuzu hatırlıyormusunuz?
--- Ne zaman?
--- ?
---?


Yine derin bi sessizlik kapladı masayı, suratlar yine düştü hiç istemiyordum insanlar karamsarlığa düşmüş olsun yada hiç temenni etmiyorum belirsizliğin verdiği iç huzursuzluk kaplasın etrafımızı. Ama istemesekte kendi isteğimizle düşmüyormuyduk.
Deliler neden hep güler yüzlüdür bilirmisiniz? düşündünüzmü hiç?
--- Bilmiyoruz arkadaşlarım başladığımız noktayı, Bildirdiğinden başka.


Tarih bilimcilerimiz vardı olmasına hepside biri birlerinden çelişkiler yumurtluyorlardı tavuktan. Sahi tavukmu yumurtadan çıkmıştı yumurtamı tavuktan. Sudan yaratılmıştı varlık Alemi toprağın suyla karıştığı, buluştuğu andı belki " Tin" ne bir damla su nede yanlız toprak hayat verebilirdi canlılık dünyasına.


--- Bilmediğimi biliyorum ya sonuçta o kadar mutlu ediyorki beni. Yani şunu söylüyorum arkadaşlar O biliyor ya benim bilmediğimi, İnançlarımı oluşturur benim bilmediğim alanlar. Bizler ona "Gayb" Alemi diyoruz, bir kuyu düşünelim bir an bu kuyuya bilmediklerimizi atalım şimdilik. Rahatsız etmesin böyle bir kuyunun varlığı bizleri. Her kuyunun bir çıkrığı, bir ipi bir kovası bulunsun. Yoksa eğer bir kuyuda bunlar Evvel emirde yapılmalı oluşturulmalıdır.


Gözlerine ışık gelmişti sanki başlar yukarı doğru kalkmış dikkatler toparlanmaya başlamıştıya tam zamanıydı belki,


--- Şimdi siz bu Gayb kuyusunun da ne olduğunu sorarsınız belki, Depo alanlarımız olsun bilmediklerimizden oluşan. Çıkrık'mı o da düşünme eyleminin adı oluversin hadi. İp Akıl. Arapça da Develerin yere çakılan demir çubuklarla bir ip yardımıyla bir yere bağlanma işlemine "Akl" dendiğini biliyormuydunuz? Bir şeyi bir başka şeye yada yere bağlamaya yarayan'ın adı "Akl" Türkçemizde ip, urgan manasında kullanıyoruz. "Bağ" Bağlanmak desem ne çağrıştırıyor sizlere?


--- Ya kova?
--- o basit, hani kapasite diye çeviriyoruz ya
Derken avuçlarımı birleştirip vicut diliyle gösteriveriyorum iki elimin oluşturduğu kuş yuvası şeklini.
--- Evet
Şimdi daha güleç, daha sevimli daha sıcak geliyor kelimeler aklımızdan cehrelerimize.
--- Devam edelim mi?
--- Edelim.


Bilmediğimizle başladığımızda her harf her cümle artı değer oluşturuyor insanlık serüvenimize. Bilmediğimizi bildikmi bilgiye karşı şevkimiz bir o kadar artar yükselir. Bilene ne anlatsak boş o biliyor ya zaten ne diyebilirsinki. Bardak misalini vermeyeceğim bilmeyen kaldımı artık bu çağda.

--- Verdiğimiz Gayb kuyusu örneğinde bir de eksiğimizvar arkadaşlar birazda ondan bahsedip bu akşamki sohbetimizi nedicelendirmek istiyorum müsade ederseniz. O da "Gulp" Evet Kalp, kuyu örneğinin neresine yerleştirebilirsiniz Kalbinizi ? Hadi bunu da siz bulun bakalım. Kimler okuyor kimler çalışmış anlayalım. Birdahaki buluşmaya kadar örnekteki Kalbin yerini kimler yerinde tespit edecekler görelilim.


Temiz su temiz bilgiyi temsil eder dostlar, temiz suya ihtiyacı olmayan yoktur kainatta. Temiz bilgide öyle ihtiyaç duymayan yoktur İnsanlık aleminde. Sular kirlenir, bilgi kirlenir, insan kirlenir.


Sular büyük tuzlu denizlere dökülür kullanıma alınmamışsa ve oradan güneş'in kendisini buharlaştırma'sı ile göye yükselir. Rahmet olarak yağar yeryüzüne tertemiz ve arınmış olarak. Yeniden başlar hayat, akarsularda birleşen nehirler üzerinden. Tuzsuz ve tertemiz içime hazır emrimize amade. Kana kana içelim için.








6 Kasım 2017 Pazartesi

Elma'yı Sizde yedinizmi? II

B İ L G İ   K İ R L İ L İ Ğ İ   İ Y İ M İ?

Bilinmeyen yıllar varmış topraklarımızda eskiden, Dedem anlatırdı kitapların olmadığı yıllar. Bir bilenin yanına ulaşıp ondan bilgiyi dinlemek için uzun yolculukların yapıldığı yıllar. Dertli insanlarmış ki bu kadar mesafelere rağmen onca çileye rağmen öğrenebilme arzusuyla kalkıp, katlanıp ediniyorlarmış tasavvur edebiliyormusunuz?

Belki şimdilerde bunu idrak edebilmek zor ancak benim yaşadığım yıllarda mümkündü bu. Sonundan yakalamıştım eskimez zamanları. Mustafa Armağan ağabeyin anlattığı " Harf İnkılabında asıl maksat İslamsızlaştırmaktı" yazısını kolayca Hz. Google den bulup okuyabilirseniz ne yılların yaşandığı ve geçmişte bilgiyi edinme yollarımızlada tanışmış olursunuz azcıcık. Benim şahit olduğum yıllarda Çeviriler henüz başlamış, yayın evleri yurt dışından getirdikleri kaynakları üniversitede okuyan genç zihinlere dil bilgisi becerisiyle çeviri yaptırıp bakir alanlara sürüveriyorlardı. Nice büyük Bilginlerin kitapları küçücük dil bilgini öğrencinin elinde can çekişiyordu bilseniz. Neyse nerden girdik şimdi biz yokluk yıllarına, ne zaman kendimi kaybetsem yokluk çaresizlik yıllarında açıyorum gözümü. Özür dilerim...

Bilgiye açtı zihinler ama gözleri,gönülleri, kalpleri doluydu o insanların. Az biliyorlardı ancak bildiğiyle amel eden, bildiği gibi yaşayan insanlar'dı onlar. Ellerinde kara kaplı kitaptan başka bir şeyleri yoktu belki " mızraklı ilmihal" dışında, halleri ilimleri'ni aşmıştı. İki dip not tarihten bana kalan arayıp ta bulamayacağınız;

1) boynuzsuz koç boynuzlu koçtan hakkını alacak oğul. Kara kaplı kitapta yazıyor haa
2) koyun postuna girmiş kurtları çoban köpekleri hemen hisseder koyunlar haberdar değilken

Allah, Allah dediğinizi duyor gibiyim, bu kadar basit bu kadar yalın cümlenin neresini anlamayacakmışız gayette basit.!
Geçiyoruz, şimdi bizler bambaşka çağlarda yaşıyor bambaşka denizlere yelken açıyoruz. Herşeyimiz fazlasıyla var, mevcut. Herkesler her şeyleri biliyor, okuyor anlıyor, tartışıyor, öğrenip öğretiyor Maaşallah.

Duran su kirlenir, Akan su temiz olurmuş dostlar.

bilgimiz neden kirlendi diye düşünüyorsanız yukarıdaki ata sözü biraz yardımcı olur.

B İ L M İ Y O R U M.

Bu güzel, bu anlamlı ve içi dolu cümleyi kuramamanın çaresizliğini o gün genç ve taze zihinler karşısında öğrenmiştim. İyi de olmuştu hani  

Çocuklar'dan biri elindeki bardağı eliyle çevirmeye başlamış sıkıntısını ve çözümsüzlüğünü bana hissettirmeye çalışıyordu sanki. Yüzlerdeki " sen ne anlatıyorsun be " ifadesini anladığımda çok geç değildi.

--- Tamam özür diliyorum. Kusura bakmayın az önce söylediklerim için söylenmemiş kabul edin.

Sustum konuşmadım, hiç kimsede konuşmadı bir müddet. Sonra bir arkadaşımız şöyle söyledi sessizliği bozmak için

--- Yani amacımız seni üzmek değil sözlerimizden dolayı biz de özür dileriz...

--- Hayır hayır siz neden özür dileyeceksiniz ben hata yaptım özür dilemesi gereken de benim ancak neden özür dilediğimi sormadınız?

--- Şöyle izah edeyim. " Bilmiyorum "

yüzler gülüyor, o anlamsız ortam kaybolmaya başlamış, daha sıcak ve eşit seviyede konuşma özgürlüğü sarıvermişti masanın etrafını Hissediyorum.

--- Bilmediğim bir konuda lafı eveleyip gevelemeye başladım oysa bilmiyorum diyebilirdim değilmi.

--- E tabi bilmiyor olabilirsiniz bizde bilmiyoruz zaten

gülümsediler, gülümsediler. Bilmediklerini onlarda söylediler'ya fark etmediler. Oysa masaya oturduğumuzdan bu yana her şeyi biliyor anlıyor olduğumuzu düşünmüyormuyduk her ikimizde.

--- Müsade edermisiniz ben kalkmak istiyorum!?

( evet bu yazının da sonuna geldik, birdahaki yazıda arkadaşlarla birdaha buluşacağız ve birlikte cevap arayacağız belki bize katılırsınız ne dersiniz? )


31 Ekim 2017 Salı

Elma’yı sizde yemişmiydiniz ?

Küçük bir anı Paylaşmak istiyorum sizinle.
Yaşları 16 ila 26 olan bir gurup bayan arkadaşlarla yaptığımız toplandıda 17 yaşında bir kız kardeşimizin söylediği söz beni çok etkilemişti.
” Allah bana Dünyaya gidermisin diye sormadıki!?”
Yaşları benden 20-30 yaş küçük olan insanların tertemiz yürekleriyle böyle bir soruyu düşünmüş olmaları ve dile getirmeleri derinden etkilemiş, hayretler içerisinde bırakmıştı beni.
yumruklar ardı ardına geliyordu sanki. Bir diğeri
” Adem ve Havva’nın yediği elma yüzünden biz neden dünyaya atılalım ki adalet mi şimdi bu!?”

Hazır değildim, şimdi hazır değilim, bu yaşta bu kadar soruyu biriktirmiş insanlara anlatacak takatim yoktu ve ben anlatacak kapasiteye sahip değildim.
— Bilmiyorum.

çokmu zor bilmiyorum demek, bilmemek bilmiyorum. Sorunun muhatabı da ben değilim neden ben cevap vermek zorunda bırakılayım ki? Bu yük ağır değilmi. bilmemek suçmu bak bak koca koca adam iki soruya cevap veremiyor, bilmiyor! mu olurdu.

— şimdi şöyle arkadaşlar, Allah falanca ayetinde bu konuyu şöyle izah ediyor deyip gevelemeye konuyu lastik gibi uzatıp sıkıcı bir sohbet ortamına çevirdiğimiz’in farkındaydım. Şu televizyonlarda izlediğiniz ve tiksindiğiniz Hocalardan hiç farkım yoktu. Ne anlattığımın ben farkındaydım nede çocuklar konuyu toparlayabiliyorlardı zihinlerinde. Bitirdiğimde kimse mutlu değildi bir hayli’de sıkıcı ortam  oluşmuştu ne anlatan mutluydu nede dinleyenler.
bilmiyorum demek bundan daha kolay izah edilebilirdi belki ama yapmamıştım. Sorun da tam olarak bu belki
H E P İ M İ Z   H E R   Ş E Y İ   B İ L İ Y O R U Z.
dinleyen varmı ? yaşımız konumumuz bilgi ve birikimimiz her ne olursa olsun dinlemiyoruz. Kimse kimseyi dinlemiyor ve herkes bilgiyi pazarlıyor bildiği kadar. Pazarlıyor ağır oldu tamam anlatıyor, paylaşıyor diyelim. Hocalar, hacılar, amcalar, abiler, ablalar, lar lar, ler ler biliyor ve anlatıyoruz birbirimize hayatın anlamını sırrını.
Konuyu kapatsak mı yoksa bu genç zihinlere daha sonra ne demişim paylaşsak’mı arkadaşlar…

11 Eylül 2017 Pazartesi

Bana dokunmayan yılan kaç yıl yaşasın ❓

Atalarımızdan bazıları nedenlere dayalı olarak bazı kehanetlerde bulunmuş(atasözü) anlamlı, yerinde tesbitler yapmış.

Bunlardan bir örneği günümüze uyarlamaya çalışalımmı ne dersiniz?
Yılan tarih boyu kötülüğü, artniyetliliği, içten kötü emelleri barındıran simge şahsiyetler için kullanılmıştır.
Hırıstiyan gelenekte Ademi kandırıp cennetten çıkardığına inanılan varlığın yılan kılığında bir şeytan olduğu düşüncesinden tutunda bizdeki dedem korkut hikayelerinde kötülüğü simgeleyen Tekköze varıncaya kadar. Yani dostlar yılanın girmediği çuvar, vermediği kötü fikir kalmamıştır.
Peki durum bu iken aşağı yukarı tüm konularda iyi sağlıklı, isabetli sonuçlar çıkarmış atalarımız yılan konusunda daha isabetli ata sözleri sarf etmişken konu başlığını oluşturan sözde neden bu kadar çuvallamış olabilir?
Aynı çuvala giremediğimiz, düştüğümüzde sarılamayacağımız varlıkla bana dokunmadığı sürece baş başa sınır sınıra yaşana bileceğini nasıl düşünmüş olabilir.

Klişe bir söylem halinden fiili bir durum haline gelen " Dört Tarafımız Düşman" söylemi bu gün ne kadar reel gerçek duruyor değilmi?!.
Benim gençliğimde( hala öyleyim) bu söylemin sadece sözü vardı ama gerçekliği sözkonusu değildi. Bir yunan sorunumuz vardı ki dillere destan, hertürlü spekilasyon yapılmasına rağmen halklar kardeş gibi yaşarlar en ufak taşkınlık görülmemişti. Bizi arkamızdan vurduğu iddasıyla ötekileştirdiğimiz Araplar vardı ama suriyede ırakta enfazla akrabalık bağlarımızı geliştirdiğimiz halklarda onlar değilmiydi. Ah şu Farisiler ah. Osmanlı zamanından irandaki devrime hep arkamızdan iş çevirdiklerine inanılırdı. İçimize sızaccak ülkemizi ele geçirecek yada devrim ithal edecekler endişesi hep vardı ama Atatürk te dahil özal, Reis ilişkileri iyi tutmuş  her iki memleketin insanıda birbirlerine sıcak ve candan davranagelmişlerdi. Her yaz hatsı sayılır turist irandan kalkıp yarı kutsal bildikleri konyaya Mevlanaya ve Antalyaya geliyor her gelen de ah bizim memleketimizde de bu rahatlık ve huzur sağlanırmı diye iç geçiriyorlardı.. Olduk olası Rusları sevmezdik, dedem rus harbini anlatırdı yapılan zulme şahittik ama gel görki bozulma dejenerasyonun kaynağı rusyaya olan bağımız her geçen zaman ileri sevyelere çıkmamışmıydı.

" Bana dokunmayan yılan ne kadar yaşasın? "

Katil devlet olursa! Zulmün devletler eliyle kendinden olmayanlar üzerinde en ağır şekilde uygulanması ne vakit başlamış kesin bir bilgiye sahip değilim ancak aklıma en uzak mısır medeniyeti ve  Firavun lakaplı mısır kralları geliyor. Sonrası belki Cengiz hanın uygulamalarıda örnek verilebilir. Almanların Dünya Savaşları sırasında yada sonrasında Nedeni ve Niçini izaha muhtaç bir biçimde Fırınlarda Yahudileri Pişirmeye karar verdiklerinde bu zulme muhatap Yahudilerin kendilerine uygulanan zulme rahmet okutturacak bir biçimde Filistinlilere ve bölgeye uygulayacakları Zalimlikten haberleri varmıydı.

Yılan kendisini bir gerekçeyle kendisi için Kutsal sayılan topraklara atmış, Arapların tüm karşı koymaları, savaşları onu yıldırmamıştı. Arkasında kendisinden kurtulmak için tüm mülklerini vermeye hazır batılı çağdaş zihniyetli AB ni de almıştı ki kim tutardı artık, tutamamıştı da. şimdilerde Yeniden sınırlar ve sinirler çiziliyordu bilinçli zihinlerde. Araplar için uyuşturucu etkisi olan "Kabile'cilik" hastalığını en iyi dersine iyi çalışmış olan Yahudi bilebilir.

" yılanın başını küçükken ezeceksin"

keşke bu atasözünü işleseydik öyle değilmi bir iki cümleyle ne de güzel izah ederdik. Din kitaplarında İlmi hal bilgisi olarak anlatılan " Vadedilmiş Topraklar" inancını okul öncesi çocuklardan başlayarak Tüm eğitim kurumlarında sistematik olarak anlatıldığını düşünsenize!

Tanrının sizin için Toprak Reformu yaparak torpil geçip toprak miras bıraktığına inanan koca koca insanlar mustazaf İnsanları yerlerinden yurtlarından etmek, sırf bu inanç için gerekirse tüm insanlığı öldürülmek, hertürlü hukuksuzluğu, vicdansızlığı çoluk çocuğa reva görmek nasıl anlatılır nasıl izah edilir bilmemki.

Ah Kürt kardeşlerimiz ah nasılda denize düşmüşler gibi yılana sırılmışlar bir bakarmısınız, sanki bundan önce hiç bir kavimden kazık yememişlerde ilk kez insanlara güvenir gibi inanmışlar tabi sonu belli "kenarına bak bezini al" onlarda öğrenecekler yediği kazıkların toplamı haline gelecek elbet tecrübeleri.

Bizim Dokunmadığımız yılan etrafımızı sarıyor farkındamısınız ve dokunmazsak ta daha ne kadar kavrayıp saracak bu günden belli değilmi?

Şimdi tekrar yazalım bakalım bir anlam kazanacakmı şu meşhur Ata sözümüzü " Bana dokunmayan Yılan bin yıl yaşasın" mı?


18 Temmuz 2017 Salı

AĞLAMAK'da YASAK'mı (Kudüs)



                                              Baştan anlaşalım, bu zulüm, zulüm, zulümdür.

Bir ülke düşünün ben henüz doğmamışım,
Bir ülke her yanı zeytin ağaçları.
Bir ülke düşünün ben henüz doğmamışım,
Bir ülke her yanı bereket, kutsal toprakları.
          &                         &
Ne suçu ver bir beldede doğmanın, kim ister içinde doğmayı kavganın
          &                          &
Sen çıka geldin ey siyon, Firavuna rahmet okuttun
Biz bu topraklara ulaştığımızda sen yoktun.
           &                          &
İbrahim seni görse girermiydi Filistine 
Döner giderdi kırılmasın bir dal diye,  İbrahimce
            &                          &
Mekke'de bıraktıkları büyütemedi yardımlaşma duygusunu
Filistin'e bıraktıkları büyütemedi insaf, Allah korkusunu
             &                          &
Kim dikti filistine zeytin ağacını, sen yanındamıydın güneş sahibinin
Görmedinmi azgınlerın sonu nasıl, taşlarını titrettin İbrahim mağbedinin
             &                        
Bir ülke düşünün, toprağa düşmüş sanırsın cemre,
Ben doğmamışım zulüm benden önce doğmuş o şehirde.
              &                            &
Benim babam buralı diye bir çocuk katledilmiş, senin baban nereli sahi.
Katilin insafı yok ölüm kusuyor ölüme dahi,
Dedeniz bir belde suça teşni olsa hala Dede dermiydiniz,
Ben doğmadan doğmuş zulüm, sahi siz nereliydiniz.
              &                               &

Anneler söz sahibi olsa Kenanın annesi neder,
yavrularını boğmaya gelmiş çakal.
Bu zulme yürek dayanmazmış meğer,
Ey insanlık hoşçakal.
               &                                &
Biz büyüdüğümüzde bitecek sandık acılar
Büyüdük acı da büyüdü, kahrolasılar
Taşım uzanmaz oldu cocukken attığım kadar
Bizi paklamaz artık sular.
               &                         &

Topraktan geldiğine inandığı gerçeği toprağı yırtarak, kanatarak, boğarak mı ödeyecek diyetini
Kin kusan mahlukat neyi bölemiyorsun, ne istiyorsun, ortaya koydunya artık niyetini.
               &                           &

Ufacık bedenlere dünyayı yüklemişler,
Kudüs'ün sırtına Ademi yüklemişler.
              &                             &
Dininde dikilmek önünde duvarın, yapıarmı seni Hacı,
Bir avuç toprak, bir avuç kan, bir avuç acı,
                                       &                                                    &
Ağlayıp durduğun duvarın ardında İnsanlık kanıyor, 
sen ağladıkça çocuklar analar ağlıyor ağlama artık dur
yüreğimiz kanıyor.
                                        &                                                     &
Dinin sahte, İman sahte, dilin sahte, gözyaşlarımız sel oldu,
Sahtekarsın İshak'ın oğlu, dön kardeşlerin kan ağlar oldu.
                          &                                                 &

Göye bak nefes alacak yer bırakmadın,
Yıktın hiç den başka bir şey bırakmadın.
                          &                                                   &

Seni anlatmaya söz bulamıyor şairler,
Seni dinlemeye tahammül edemiyor gönüller,
                   &                         &

Sonunu biz getiremedik belki sen kendi sonunu hazırlıyorsun
Neye inanıyorsan ona dönecek hesap vereceğini biliyorsun
biz, bir bir sayacağız günahlarını artırdıkça artırıyorsun
Sonunu bilmediğin Lanetli bir oyun oynuyorsun.


                                                                        Mücahid Gökmen Şahin

11 Haziran 2017 Pazar

HİRA'YA ÇIKMAK İSTEMEZMİSİNİZ?

Bir bilinç yüklemesi yapabilmek için kaç ön yargı kırmak yeterli ?

Ne zaman bir konu hakkında birkaç kelam etmek istesem okuyucunun zihninde daha önce öğrendiği bu mesele hakkında yerleşmiş ön yargıları nasıl aşacağım karamsarlığına kapılırım.

Hayırlı olan olur, anlayan anladığını alır, almadığı bize kalır inşaAllah.

Hadi Bismillah,

Son Nebi Muhammed Mustafa (s.a.s) Allahın rahmeti üzerindedir. Meşakkatli yıllar çile ve sancılı zamanlar. Ne zamanki Nehirler kirlendi, toprağın altı üzerinden daha hayırlı zamanlar yaşanır oldu, bekle. Seher'i gün doğumu yakın yiğidim. Asasını taşa vuranlar yakın, denizlerin yarılması yakın, şaaşaa'nın ve depdepenin bitişi iffetsizliğin yer değişim vakti yakın, kuyunun dibindeysen eğer kervanın geçişi yakın. Taşlanıyorsa taif'lerde Erdemli İnsanlar, bekle güneşin tanyerini yırtarak yer küreyi ışığa boması yakın, karanlığı aydınlatıcı rahmet yakın yiğidim.

Muhammedül Emin, bu güne çevirsem = Erdemli İnsan, kendisinden eman içinde olacağınız adam.Son Nebi Ey Resul. (s.a.s)

İçinde bulunduğu zulmü, haksızlığı, bataklığı sık sık terk edip kalabalıklardan yanlızlığa, çokluktan azlığa, kendine çekiliyor. içine dönüyor, kalbinin sesini dinliyor, fıtratının ona fısıldadığı iç rahatlatıcı huzuru arıyor olmalı.

"  Elmalılı Hamdi Yazır: Ve işte sana da böylece emrimizden bir ruh vahyettirdik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ama Biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz. Ve emin ol sen de (insanları) doğru bir yola çağırıyorsun." (Şura Suresi 52. Ayet meali )

Ne oluyor, neden oluyor, bu soruların yanıtını arıyor ve bulmaya da çok yakın. Arayış ne kadar derin ve uzun geçmiş'se bitiş, yeniden bir başlangıç daha iyiye ve güzele doğru yakın gözümüz aydın.

  Elmalılı Hamdi Yazır: (Duha suresi 1-9. Ayet mealleri)

 " Andolsun kuşluk vaktine.
 Ve sakinleştiği zaman geceye ki,
 Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.
Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır.
Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.
O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
Seni yol bilmez bulup yola iletmedi mi?
Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?,,,,,"

Kaybolmamış demek için gözleri kapatmak gerekir velevki kapatmışsın amenna. Hülasa dönüyoruz içine dönen Kutlu Nebiye. Arayana, yüzünü göğe dikene, yandıkça yanana, çıktıkça çıkana 


 Elmalılı Hamdi Yazır: (İnşirah Suresi 1-3)

"Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
Senden yükünü indirmedik mi?
O senin sırtını ezen yükü,,,"


Karanlığın içinden çıkabilmek gerçekmiydi yoksa ütopyamı (dostlara gönderme içermektedir). Kara taşlar çıplak doğlar yeşerebilir, umut çiçekleri açabilirmiydi. Sancısını  çektiğiniz'in doğumuna şahitlik mümkünmüydü? 


 Elmalılı Hamdi Yazır:

"Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü." (Tekvir Suresi 23. ayet meali)

Mutlaka- Açıkça- Ufukta -Gördü


Şimdi biraz geriye gidip daha yakından duyalım olup bitenlerin sesini. Abdullahın Yetimi içinden çıkamadığı ama arayışını sürdürdüğü şeye doğru yürümüş, kötülüğün ve fahşanın içinden bir çıkış yolu aramaya çıkmışmıydı? Ne işi vardı? bu Serüvene böyle bakmıyorsanız sizinle aynı rüyayı görmüyoruz demektir ki mümkündür. Lüften eleştirmek yerine anlamlı'mı? diye sorun! Anlamlı bulmuyorsanız sizinle devam etmemiz de anlamsız değilmi? Devam edecek kadar sabırlıysanız sizinle biraz daha yol yürüyebiliriz demektir.


Ne yaşandığını en iyi yaşayan ve Rabbi bilir. Bize düşen anlamaya çalışmak ve yol aramak, yol bulmak, önümüzü aydınlatabilmek.


 Elmalılı Hamdi Yazır: "Musa belirlenen süreyi doldurup ailesiyle yola çıktığı zaman, Tur tarafından bir ateş hissetti. Ailesine: «Durun, ben bir ateş hissettim, umarım size ondan bir haber veya o ateşe bir eksi (kor) getiririm de belki bir ocak yakıp ısınırsınız.» dedi." 

Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: «Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım.»
(Kasas Suresi 29-30 ayet meali)

Her aklı selim içinde bulunduğu hali sorguluyor, olumsuz giden doğru gitmeyen birşeyler hissettiğinde üzerine düşeni yapmak için elinden geleni yapmaya koyuluyor. Kimse kaderimse çekerim oturup bekleyelim demiyor. Değiştirmek için yol arıyor yol buluyor. İçlerinden En Erdemlileri Öne atılıyor çıkış (ısınma) için Ateşe doğru yürüyor.


Sen şimdi Musa herşeyi biliyormu diyorsun? 

Elmalılı Hamdi Yazır: Ve «Asânı at!» denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. «Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın.» (buyuruldu). (Kasas 31. ayet meali)

Hira bir dağın adımı sadece sanırsın? 


Hira elinde tuttuğun Vahyin Kağıdı ve Kalemi Hatemül Enbiya için. Elinde bir kitap tutuyorsun sayfaları arasında şehirlerde dolaşır gibi dolaştığın, olaylar içinden dersler çıkardığın. Ayet Ayet, Sure sure. Hani çok sevdiğin bir eşyan vardır onu gördüğünde sevinirsin içine bir huzur doğar. Muhammedül Emin hirayı gördüğünde uzaktan, dilinden şu cümleler dökülmüş.


" Biz Hirayı severiz, Hirada bizi" Hadis


Vahiy indikten sonra birdaha hiç çıkmamış hiraya nedendir? Aradığını bulmuş olmasından mı? Hiranın Arayış dağı olmasındanmı yoksa? Vahye muhatap olmadın önce her yıl belki bir kaç kez çıktığınız sığındığınız içinize birdaha neden çıkmaz ve uğramazsınız? 



Ey Muhammed Mustafa (s.a.s) için Arayışın simgesi HİRA selam sana.

Bu yıl hiraya çıkamayacağım anlaşılan, dünya benim yakamı benim tuttuğumdan daha fazla tutmuş gibi görünüyor. Allah bi çıkış nasip ederde tutarsa tuttu, tutmazsa arayış dağını yetim bıraktık demektir. Çıkanlara selam olsun, İtikaf ayı Ramazan tutanlara selam olsun. Kuran ayı Ramazan yüreğinde yer açan, onu bağrına basanlara selam olsun. Yüreğini Kurana, Vahye Hira eyleyenlere selam olsun.


Hadi sizde Kalbinizi Kuran'a Hira eyleyin. 


7 Mayıs 2017 Pazar

AKIL NOKSANLIĞI

Allah akıl Noksanlığı vermesin'miş.

Allah kime akıl noksanlığı verirde diğerine vermez? Verdiğine neden verirde vermediğine neden vermez? Siz böyle bir Allaha nasıl inanırsınız?


Sizi bilmem, ben Adalet sahibi bir Allaha inanıyorum arkadaşım. Sebepleri, şartları kendisi hazırlamıyor dikkatli okuduğumuzda. Hayatın tüm geçmişiyle (soy, ağaç, gen) değerlendirilmesi açısından, coğrafik, toplumsal, toprak ve etnik geçmişe eğilim göstermek gerekmiyormu?


İnsanoğlu etkileşim gösteren, edilgen bir varlık, yediğinden, içtiğinden, güneşten, fırtınadan, yaşam alanlarından etkilenen bir varlık. Bunu birde Ata-Ana gen geçişleriyle birlikte düşündüğümüzde zamanla toplumların nasıl etkileşim ( dikkat ederseniz evrim dememeyi tercih ediyorum ) gösterdiğini, değiştiğini  gözlemleyebilirsiniz.

Küçük bir örnek verilmesi gerekirse insan vicut ısısı bu konuda araştırılmalı geçmiş ve bu gün farkı gözlemlenmelidir. İnsan daha önce bina içlerinde yaşamadığı için vicut ısısı daha alt sevyelerdeyken şuan ev-korumalı binalarda vicut ısılarını tutuyor. 

Çokmu bilimsel oldu? tamam çıkıyorum.


Tarihsel ve Toplumsal değişiklikler geçiren İnsan, Ruhsal ve Akli değişikliklere maruz kalmadığını söylemek, düşünmemek en iyi ihtimalle az düşünmekle suçlanabilir. " Hiçmi Aklınızı kullanmıyorsunuz ?" suçlaması kimin için Nazil oldu? Bitkiler için mi? Hayvanlar içinmi? Peki Ya " Düşünmeyenlerin üzerine Pislik boca ederiz" sözü kime hitaben söylenmiş ola ? Elbette Aceleci ve Cahil İnsanoğlu için. Adem, Nuh, İbrahim, Musa, Muhammed ( Salatü selam Hepsinin üzerine olsun) Dününce dünyamızın Piramitleri değilmi ? Sıçrama Noktalarımız değilmi ? ne zaman ki İnsanlık düşünmeyi aklını kullanmayı bırakıp, gevşekliği ( cıvık) tercih ettiyse Allah akıl daneleriyle "Toplumlara" müdahale etmedimi? Gidişatı tersine çevirmedimi ? Yeniden Düşünmeye, Akletmeye, Doğru ve Anlamlı olana İletmedimi ? Tüm bozukluklarda bir beyinsizlik-aklını kullanmama hali görüyoruz.


 Tüm Müdahalelerde ise Bilinçlilik hali, İdrak durumu, Kendinde olma (sekaratın Zıttı) hali olmadığını söylemek nasıl mümkün olabilir. Ta işin başında İblisin yanlış zihin okumasıyla başlayan serüvende neyin daha hayırlı neyin daha aşağı olduğunu belirleme eyleminde dahi düşüncesizlik ve eşyanın hakikatini görmezden gelme seziyormusunuz? 

Oysa Aklını kullanan birey neyin yada kimin daha hayırlı (yüksek seviyede) olduğunu belirleme yetkisinin kime ait olacağını bilmesi gerekirdi. Hisleriyle değil Bilgiye dayalı karar verme yeteneğini geliştirmesi gerekirdi. ( Ayette Emir secde et emriyle gelirken, emri veren unutulup indirgemeci mantıkla kime? niçin? secde edeyim şeklinde tezahür etmiştir)


Bazan Aklını kullanmak bağımsız zihin eğzersizliği ile karıştırılıyor ve düşünme eylemi bağlamından (akıl-bağ) koparılıp deneyselliğe mahkum ediveriliyor. Bunun sonucunda da geriye dönük


_ Bakın akıl-düşünme insanı ne hale soktu?


sarmalı ile bumerank gibi dönüp insanı vuruyor. Doğru ve Kaynağa bağlı düşünme yetisini çoktan keşfetmiş İnsanın bu hatayı Maharet sayarak toplumları ve İnsanları Kirli emellerine alet etmeleri yürek acıtıcı bir durum. Kötü yola düşmüş yada düşürülmüş kız çocukları  nedeniyle kız çocuklarını diri diri toprağa gömen Bedevilerden ne farkınız kalır. 

Bağ kuramamış bir beyin eğzersizinin düşünme eylemi gerçekleştiriyor olma ihtimali, fırtınalı bir okyanusta küçücük bir sandalla yol alma eyleminden farkının olmadığını düşünüyorum. Düşünüyorum öyle ise varlığımı Allaha borçluyum. 

Düşünebiliyorsam sağlıklıyım, sağlıklıysam Allah'a borçluyum. Fıtri bir eylem olan düşünme melekesi yine fıtri bir eylem olan tabi-doğal olanla arasında bir bağ kurmayı başarmış olması beklentisini doğurur. Siz doğal ve Tabi kalabilmiş Kainat Ayetlerini incelediğinizde öze ilişkin faydalı sonuçlar çıkarırken, Kapitalizim aynı şeye bakıp dünyayı üzerindekilere zehir edebiliyor. Güçlünün yaşam hakkı, güçsüzün yenilgiye mahkum edilmesi doğal ve tabi olarak isimlendirilip öyle ise bizde yaşamda güçlü ve zayıfa yaşam hakkı tanımamalıyız alçaklığını gösterebiliyor.

 Ülkemizdeki Tabi Kaynaklar bakanlığının ne iş yaptığını bilmiyoruz ancak aslında ne yapması gerektiğini biliyoruz. Tabi ve Kaynak teşkil eden herşeyi yerinde ve içeriğine uygun bırakmak, dikkat kullanmak değil bırakmak, bozulmasının önündeki engelleri kaldırmak. Dünyada bu böyle işlemiyor malesef, nerede bir tabi yada kaynak varsa kullanıma açılıp çıkar ve menfaatine uygun sömürüsü sağlanıyor maaşallah. Eşyaya bunu yapyanlar İnsana ve onun Aklına yapabileceklerini isterseniz bir düşünün.
Yokluğunu çektiğimiz önder fikir ve önder insan hazinelerinin bizlere ne kadar uzak düştüğünü yaşam alanlarımıza bakarak ortaya koyabiliriz. Alabildiğine sürü psikolojisi, Alabildiğine gücün yanında yer alma hevesi bizleri bakalım nereye ve neye hapsedecek.


Mantığın bittiği yerde Zorbalık, despotizim, Zulüm başlar, başlıyorda. Unutma ey çocuk biri gelip seni düşünmeyecek sen kendini düşünecek, Toplumu Kurtaracaksın, aynı batının elinden ülkesini çekip almaya çalışan ..................................... gibi. 

Yoksamı ? Batılın, Bağsızın peşinde koşup durursun cocuk.
Allah kimseyi akılsız bırakmaz da, sen Kendine ve aklına mukayyet ol. Hadi Aklını Hakikatin Rehberine Bağla. Bağlada bağlarından kurtul, Kullara değil Var edene 

                                                                      "Kul" ol  

Anne Kıymeti

Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...