26 Aralık 2018 Çarşamba

memat


ölümü görmüşmüyüz...

canlı, iradeli varlıklar nasılda birden bire yerle aynı hizaya gelebilir anlaşılır bir şey değil.

bedensellik ile canlılık iki farklı varlık önümüzde, görebilmek idrak edebilmek için tabip olmak gereklimidir.

tüm bedensel faaliyetleri yerine getirebilen insanoğlu bir anda can kuşu yuvadan ayrılınca tüm canlılığını yitirivermekte bir an.

                                                                                         ölüm...

sonmu?...

son, bitiş, yok oluş. 

Hele dur bakalım nereye? öyle yooook çekip gitmek. Kolay olan bitmesi, sona ermesi olurdu değilmi?

dur hele daha, yeni başladık. senin yaşam dediğin fani olan idi daha neki o. asıl yaşam alanı yeni yeni filizlenir dur sen, gel hele şöyle sıraya gir. 


Hesap, Kitap...

Ne yediniz? Ne içtiniz? Ne giydiniz? Neyi sahiplenmiştiniz? Sınırlarınız nelerdi? Sınırsızlardan mı idiniz? 

tek tek bakılacak, hesabı kitabı görülmeyen şey, zerre kalmayacak.

ben kurtulurum, bana bir şey olmaz, ben kolay geçerim, benim veremeyecek hesabım yokmu diyorsun? sana tavsiye, bu söylediğini yapayalnızken, karanlık bir ormanda soğuğu hissettiğin anda bir daha içinden geçiriver mertsen, doğru sözlülerden isen hadi.

hesap görücü olarak Allahın yettiği o günde hiç bir şefeatin kabul edilmeyeceği o günde tek başına yapayalnız her yaptığın miskalden sorulacak, her gördüğün işten sual edileceksin ey insanoğlu.

Yeni bir başlangıç...

selam olsun hesabı kolay olanlara. selam olsun haddi hududu bilmiş bulmuş olanlara. selam olsun yetimi doyuranlara. selam olsun iyiliği yol edinenlere. selam olsun varlık aleminin sahibine inanmış olanlara. selam olsun yol, iz, hak, hakikat, kitap, usul, haram, emek, sınır bilenlere. selam olsun kanaat sahiplerine. selam olsun vermeyi adet edinmişlere. selam olsun kulluğu ahlak edinmişlere. selam olsun selam olsun selam olsun iyi ve faydalı iş ortaya koymuş kullarına.

size korku yok...

size artık korku yoktur, girin cennet gibi diyarlara. artık yollar sizin nimetler sizin. rahat sizin huzur sizin. mutluluk sizin olsun. iç aydınlığı sizin. türlü türlü nimetler sizin olsun. pırıl pırıl eşler. 

işte gerçek  son...
                                                        sürekli nimet içinde olmak...













27 Kasım 2018 Salı

Vedud 2

terk,


Alemde Maşuk çok, bize kalmaz yol'u tarif, bizimkisi eşelenmek biraz, sen arif lirin yolunu izle O seni sıradımustakime götürecektir. 

Bir yol bul, yolda sende bir yol ol. Yola yatmaki insanlar üzerine basmasın, yolda da kalma yolun cazibesi seni oyalamasın mesafe al yola devam et ne olursa olsun. 

Yolu amaç bilme, yol sen yürüyesin diye varedildi. Var olandan korkma Varlığın sahinden kork, yolun sahibinden. Yola gir, gir ki yolunu izini kaybetmişler seni yol bilsin. Yolu çıkar, menfaat edinme, kendini de. 

Hata kusur senin için var edildi unutma, unutur yanılırsan yeniden dön ve yola gir, kaç kez olmuş diye çeteresini tutma. Yola gelenleri Yolun sahibi elbet görmektedir. Kendini sahip bilmek küfür unutma emi. Sana bir gün yol ve yolcudan bahsedeyim olurmu? hatırlat bana.

Eti geç, kemiğinde, her bir eşyayı yerli yerine koy sakın yerinden etme. Elde etmişsen imtihan bil, Ondan geç. Benliği bencilliği akarsudan atlar gibi bir çırpıda atla, ayağının ne kadar ıslandığına bak, bak ve bir daha ki akarsuya yaklaştığında ölçülü ol. 

Yolda bir çok İnsan göreceksin Hepsi de senin gibi etten kemiktenler, kendini karşındakine emanet et, emanet ettiğin sana ne yapılmasını istersen ete-kemiğe öyle davran. Sen şimdi kendine mi yaptın yoksa el'e mi? El'i bil bilki kendini bilenle bilmeyen bir olmaz onu anlaya bilesin. 

Yolda bir çok bahçe var seni kendine davet eder, meyveler, yerin bitirdikleri hepsi de cezbedici olacak. Aldanma, aldatılma, aldatma sakın, sakın çitin içine atlama etrafındaki şeriatlara (Şerit) dikkat et. Bahçe sahiplerini hatırladınmı? sakın aklından çıkarma, onlar iç güdülerine yenilmişlerdi. 

Sen yol aç yolu olmayana, yürünmüş yollardan herkes yürür, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı. Sen yolu olmayanlara yol ol, bütün yolu çalı çırpı, taşlıklardan temizle, temiz ol tertemiz hale getir Alemi Dünyanı. 

Hem yürü hemde yürüyeceklere iz bırak, izini izleyenlerin izinden incinme. bazan hayvanlar geçer üzerinden bazan dolu dolu araçlar, yol iz bilmiyorlar, kadri kıymet bilmiyorlar diye ağlama. Ağlayan birilerini gördüğünde onların göz yaşlarına merhem ol, ağlamak iyi gelir de ağlasın bırak. Yürek ağlamakla felah bulur unutma. 

Üzerinde oynaşan geyikler nasıl mutlu ediyorsa seni en ağır en hantal hayvanlara da aynı nazarla bak. Hani sende olmamışken birilerinin yolunu çiğnemiş, ekinlerini dağıtmış, sürülerini ürkütmüş, bağlarını bozmuştun hatırından çıkmış olmalı, tekrar hatırla. Gelip geçenden incinme, yol ol ki gelip geçsinler senden. Yol yolcudan incinirmiymiş? neden şikayet edersin? Kirli Pis ayaklarıyla mı geçtiler üzerinden dersin? 

Sen hala kendindemisin? Senden yolcuda yolda olmaz!!! Sen başa dön tekrar, seninle işimiz kalmadı bizim. Sen yolu tanımadan yol mu olmak istersin. Yola mı yatmak istersin, yol'dan mı çıkmak istersin? Yolumuzdan çekilde yolcumuz incinmesin. 


Yürü, yürü. Kendine gel, geldiysen eğer tekrar başa dön de yeniden dene belki bu kez sonu farklı biter bu yolculuğunun. Tevbe istiğfar yola baştan tekrar başlamaktan başka bir şey değildir dostum. Dönüp tekrar denemektan başka çarenmi var, kapı mı, yolmu?


Melekler seni kıskandı ey Eşrefi Mahlukat, şimdi Melekleri haklı mı çıkaracaksın? Bizi ele aleme, Alemin Sahibine mahçup mu edeceksin ey gafil?  Sana sevgiyi, sevmeyi, vermeyi, yolu, yordamı anlatırız neden dönüp bakmazda oyunda eğlencedesin?

 Eşyaya İsim bulmayı öğrendiğin gibi o eşyayı yerine koymayı ne zaman öğreneceksin? Birine ne zaman yol olacak, iz olacak, kurtuluş bulacak/olacaksın? Ne zaman kendinden, etten, kemikten, cennetten, bahçelerden geçeceksin? Sen de kimsin? Annen baban kim? Çocuğun kim? Kız evladın, erkek evladın? Ben kimim? benim Anam, babam kim? ya evladım, kız veya erkek? O kim? Onun Anası, babası kim? ya onun evlatları kızlı erkekli? 

Gördünmü Sarmalı?


İyiliği bilmişmiydin? Sana iyiliği kim bildirdi? sen geldiğinde Alemde iyilik vardı üzerine mi geldin yoksa gelirken cebinde/yüreğinde mi getirdin? Aç göster bize ellerini? Avuçlarında ne biriktirdin? Neyle geri döneceksin? Bunca kir, bunca çamur, bunca güç, bunca şey hatta daha da fazlası ne için? Varlığın sahibine, seni var edene ne verebilirsin? Bir eksiğimi var? Yada bir isteği? ortaya koyamadığı, yapamadığı, ol deyince oluşumunu sürecinde çıkaramadığı bir şey mi getirdin? 


Hoş geldin. Hoşluklar getirdin, iyi ki geldin iyi ki iyiliği getirdin. 

Nerede kaldın gözümüz yüzümüz yollarda kaldı ey sevgili, iyi ki iyileri katıp ardına gelmişsin Diyarı Aleme. Ne iyi ettin ne çok iyilikler etmişsin böyle. sen neymişsin böyle, sana güvenen ne güzel güvenmiş öyle. İyiki iyiliği haberdar ettin sen bildirmezsen biz nereden bilebilirdik kalbimizdeki iyiliği ey Vedud. İyi ve güzel olana meftun olmak ona çaba harcamak, onu hakim kılmak ondan gayrısını yok saymak yolumuzun mihenk taşı. İyimisin iyilerdenmisin? güzel yüzün hiç sönmesin iyiliğin hiç bitmesin iyisin iyiki iyilerdensin.


İyi ki varsın, iyiki iyilerden iyisin, gül yüzün hiç solmasın senin,

Biz iyiliği kaynağından öğrendik, kötülük bize neylesin,

Ucunda memat var diye bizi korkuturmusun, ha sen cennet dersin,

Ölüme iman etmeyeni yolundan neyle döndürebilirsin,  

Senin ölüm dediğin bizim için gerçek hayat bilirmisin, 

Şimdi sende gel haydi bu hikaye mutsuz bitmesin.


 Diyerlerimi? bizene!!!


  


Vedud 1

Bismillahirrahmanirrahim


Senmi seversin?
Sevgiyi görmemiş yüreğin nereden bilir sevgiyi. Yoksa bir yaradan mı var dersin?
Senmi seversin, sen mi. Sen sevgiyi nereden bilirsin!

İlk varlık aleminden bu yana sevgi alınır sevgi verilir olmuş, varlık alemi sanki bunun üzerine kurulmuş dostlar. 

Ne tutuyor bu Kainatı deseniz 'Vedud' derdim hiç çekinmeden, tereddüt etmeden. Hani soluk alıp veriyoruz diyorlarya bilimin adamları, onlar görmüyorlar dostum onlar görmüyorlar, biz sevgi alıp sevgi veriyoruz nefes/hayat borumuzdan ta ki yüreğimize deyin. Yoksa dayanmaz canlar yoksa nasıl ayakta durabilir alemin en şereflisi dimdik ve bunca olan hadiseler karşısında? Bir an sevgiyi içine çekmemiş olsa İnsanlık onu kim durdurabilir, kim onu yatıştırabilir? Kim kainata denge sağlayacak soluğu almadan eşyanın kayyumunu çalıştırabilir, kim?


Sen gördüklarinden bir dünya çizmişsin hayal perdene oyalanıp duruyorsun!!!


Bu yukarıdaki söz iki taraflı, iki yönlü bir sözdür biliyorum. Gayrı düşünceler bu sözü bana çarparken bende gayrıma söylerim, onlara da deyi verin lütfen.


Kudret sahibi Var edici Vedud ile var etti evreni. Türkçeye çeviremiyorum kusuruma bakmayın kısır bir dile çevirmek onu yerinden etmek olacak çünkü. Belki yazının tamamını toparlayıp cevap olarak kabul edersiniz ha olmazmı?


Yer yüzünde hakikat arayışı içine düşmüş her beşer her kul bu mevzuda bir şeyler karalamış büyük büyük sözler etmişler elbet, kimi sevgiyi arayış olarak görmüş kimi aşkı baş tacı yapmış. Kimi eşyanın hikmetinde aramış kimi yarinin gözlerinde. Bazıları doğumu bağlamış ucuna bazısı da ölümü. Kimi ona ulaşmak için 30 yar edinmiş kimi elini değmeyi mubah görmemiş. Birileri her canlıda onu aramış onu bulmuş bazısı bir ömür yamacında taşımış'da bulmayı bırakın arayışı dahi umursamamış.


Varlığı sebep kespedip önüne gelen her cana, canlıya sunmalı insan sevgi ve merhametini, onun yeşerdiğini görmek en büyük ödül değilmi varlık alemine. 

Sen işini yap sana ait değilki alemi cihan bu sahiplenme duygusu da ne ola. Karşılık  dedikleri senin karşın değil, hayata karşılık olmalı verdiğin can suyu. Sen senin misin'ki karşılığı kendine beklersin ey cahil. Vermez isen senin olmaz, vermessen onun olmaz sadece bildinmi şimdi. Sen sana kalmayacaksın sana kalan ne olsun? Sen kendini unut da hele bir, sonra elin iş tutar gözün güzele meftun olsun. Cilveyi görünce aklına benlik değil, arı gelmeli hemen. Arı güldeki cilveye koşar ancak çiçekteki polen ayağına dolanır, dolanır de ne olur? Bal olur, o ayakların kendine ne faydası var? Sen bal yiyen arı gördün mü? balı yiyen ayıdır. İmar'a geldigin dünyaya bırakıp bir gün gideceksin, kime ne bıraktığından da hesaba çekileceksin. Boş oyalanma beyhude dolaşma sağda solda yeter artık. Git bir çiceğe kon bal yap, işini aşkla yap sevda ile yapki onun tatından yenmesin. Kuru maaşa çalışan karnını doyurur, karnını doyuran ayı tüm kışı uykuda geçirir. Geçti günün akşam oldu selan okunur oldu.
Eskimez insanlar ummadan çalıştıklarından yaptıklarını severek yaparlardı hatırlarmısın? Şimdi her şeyin karşılığını kuldan bekler oldu ademoğlu. Hakkımı belki hakkıdır demem bir şey ancak ortadan kalkınca bereket sende bana bir şey deme o vakit. Sevmeyi unuttu insan kalbi kullanmaz olduk, o da bize kan pompalayan bir eşyaya dönüştü.


Ne yaparsan yap sevgiyle yap, sevgi de nesin nesi dediğini duyar gibiyim. Sevgi yaptığın işte ortaya çıkan güzelliğin varlık sebebi azizim. İçindeki güzelliğin dışa yansıması olsun, Onu oraya kim koydu bilirmisin? Sevgiyi kim varlık içinde var etti? var etti de senin yaratılış özüne karıştırdı? Seni onunla yarattı da onu da O sevdi. Hem kendisine hemde yarattığına bahşetti. Sen Vedudu tek yönlü mü okudun yoksa? Hayır yüz bin kere hayır. O ve yarattığı için Onu var etti, Var ettiğini de onun içinden çıkardı. Vedudu içine yerleştiren O hem varlığı onunla donattı hemde Alemi. Hatırladın mı şimdi Hani meşhur sözü; O onu sever Onlarda O nu. Dikkatli oku elindeki kainatı oralarda bir yerde bulacaksın. Bulan çok sende bulacaksın asıl mesele bulduğunda ne yapacaksın, ne yapılır ki kuru bir söz? belki ilk bulduğunda değil ama Bin kez okuyunca anlayacaksın. Elde var bir.

devam edecek...

''Can içinde bir can imiş görmez onu her beşer,
Cananını geçmediysen gönül görmez akıl şaşar


Varlığın iç yüzüdür astarı boş, aslı mahşer,
Aklını boş bırakma gider kendini aşar


Görülene  iman olmaz sayılır üçer beşer,
Kalbe bağla gel aklını yoksa hep meşke koşar.


Vermek için yola çıksan yolda önünü keser
Verenlerin yoludur bu can-u canandan geçer


20 Kasım 2018 Salı

Bir Anne düşünün


Bir varmıymış bir yokmuymuş Allah’ın kulları çok muymuş, yokların sayısı çok varların derdi çokmuş. Öyle zamanlar ki yaşananlar yürekleri dağlar, öyle anlar ki yaşayının yüreğini dağlarmış. Günlerden bir gün imiş vakitlerden bir vakit, Henüz erken çok ama çok erkenmiş. Henüz 17 sinde bir kız çocuğu yaşarmış. Annemi? Öyle bir anne ki kendisi yavru iken uçmuş yuvasından, öyle bir anneki annesini koklamadan anne olmuş da yavrusunun kokusunda bırakmış çocukluğunu.

Kimse sormamış kendisine, ne ister kimi sever kime sunmuş yüreğini.  Verenler vermiş vereceğini alanlar almış kendisine ait olmayanı. Almış götürmüşler Yavrucağı daha rüyalarını bitirmeden, el işini bitirmeden, geleceğini işlemeden nakış nakış hülyalarda kurmadan yuvasını.  Hani az gitmiş uz gitmiş diye başlarmış ya uzaklara gidişin hikâyesi uz gitmişler de çok ama çok uzağa düşmüş yavrucağım,  giderken umudunu da almış yanına,  götüreceği bir kalbi varmış demek büyüdüğü topraklarda onuda almış yanına, hiç bir şey bırakmamış geride sevdiğinden başka götürmüş. Tüm umutlarınıda yanına almış onlara nasıl büyünür görsün diye, nasıl büyür görsün diye gitmiş ve batının soğuk yüzüne çarpmış Karadeniz’in hırçınlığını.  Her şeyini kendinle birlikte büyüteceksin yavrucağım her zerreni kendinle büyüteceksin, tüm iyi taraflarını, belki kinini ve hıncını büyüteceksin. Uyusunda büyüsün yavrum uyumuş uyuyamayan yanlarına inat, uyumuşta büyümüş küçüğüm kendi kendini büyütmüş.

Görmediği şefkati belki yuvasında görecek sınırsın umut öldümü. Öyle ya hayat bir ışık olmazmı yavrucuğum bir umut sunmazmı. Hep hak edene mi güler hayat, bizleri görmezmi, görmemiş ne yazık ki kimse sevmesede olmamış. Büyük adam yalnızca yaşını büyütmüş anlaşılan, oysa büyütecek onca küçük tarafları varken. İnsanlığı büyütse ya, sevinci mesela, Müşvik bir baba misali şefkati büyütse, iyiliği hoşluğu bir güler yüzü büyütse ya. Sadakati büyütmeyen neyi ile övünsün, ölçüyü bilmeyenler yaşı ile övünsün. Olmayanlar olmamış ey ahali duymayan da kalmamış, gidin deyi verin anasına izinsiz alemde bir zerre iş mi görülür. Rıza aranmazsa bir işte daha ne olasıymış ki defterin başına yazılacak, bu işin olmayacağı olmaz ise olmayanı varmış o da rıza aranacak.

Yıllar yılları kovalamış geçmiş ömrün baharı yazı yavrucuğum, kalmamış gönülde bir ahu nazar gün yüzü görmeden geçip gitmiş. Annelik kolay işmi yaban ellerde tek başına, dünyada bağlanacak dört evlat tan başka. Bir anne’ki çektiklerini aş etmiş sofrasına lokma lokma kimseye dememiş açlığını, son yavrusu annesinin çektiğinden midir bilinmez bir tarafı eksik doğuvermiş. Dayanmaz buna yürek dayanmaz oldu annem, bu dert yürekmi bırakır bırakmamış bir tamem. Öyle bir anne düşünki acıyı şifa yapmışta ahireti için kendisine şifa, hastalığı kendisi koysa ancak bu olurdu kendine deva. Doktorlar isim verir sendersin ismine bir şey Allah bilir o dert nasıl bir imtihan o nasıl bir şey. Devam edecek…

13 Kasım 2018 Salı

Kalbinizi Temiz Tutun Orada Rabbiniz Var


Şimdi yaşadıklarınızı değilde, Yaşamanız gereken ancak unuttuğunuz yaşamı hatırlayanınız varmı?

kısa bir hikayeyle başlayabilir miyim müsadeniz olursa,


"Hayata yeni başlayın çıplak ayaklı adam hayatını kendisi tanzim edecek alacağı kararlar bundan sonraki yaşam alanlarını doğrudan etkileyecekti. Yönünü ve Tarafını henüz belirgin hale getirmeyen çıplak ayaklı adam kocaman ormanda yanlız ve korumasız ilerlemeye devam ediyordu.


Kutsal Var edici onu hayata göndermeden önce yaşam alanını tanzim etmiş ihtiyaç duyacağı her zerre nebatatı yerli yerine yerleştirmişti. Güneş tabi hayatı olması gereken şart ve derecede ısıtıyor bitkilerin ihtiyaç duyacağı gıdayı hiç bir bedel istemeden sınırsız sunuyor, yağmur kendisine ayrılan süreyi en hakiki şekilde dolduruyor ve toprağın damarlarına kadar işliyor, sızıyor, doyuruyordu.

Çıplak ayaklı adam etrafına dikkatli, dikkatli bakıyor olup bitenleri anlamaya kavramaya çalışıyor bir taraftan'da hayatın içerisindeki yerini bulmaya gayret ediyordu"......             

Mucahid Gökmen Şahin

Evet arkadaşlar böyle bir yazım var kendime sakladığım. Bir gün olgunlaştığına inanırsam sizlerle de paylaşacağım inşallah.

Bu gün bu hikayeden bir parçayı sizlerle paylaşmamın nedenine gelecek olursak, Yaşadığımız hayatı, içinde bulunduğumuz hali meşru kabul ediyor oluşumuz ve sanki başka hayatlar bakış açıları yokmuş gibi davranıyor olmamızdan. Lütfen hayal etmeyi ihmal etmeyiniz, kendi kendinize kaldığınızda hayatın şartları karşısında karamsarlığa ye'se kapılmak yerine daha iyisi mümkünmü? Bu içerisinde bulunduğumuz hayat alternatifsiz mutlakmı? gibi soruları sormak, onlara kıymetli cevaplar verebilmek lazım dostlar.

En basitinden içinizde başka Ülkeler gezmiş başka yaşam biçimleri görmüş idrak etmiş arkadaşlarımız mevcut onlarla görüş ve önerilerini paylaşınız. Göreceksiniz ki ne hayatlar varmış, ne düzenler kuruluymuş, ne yaşam biçimleri insanların tercihlerine amade kılınmış.

Daha ileri seviyelerde yaşamlar sergilenirken bazı bölgelerde ise daha geri kalmış yaşam biçimleriyle karşılaşacağız. Batıya yada doğuya ait olmayan "iyiliği" ne zaman talep edecek, hayatımızın tam ortasına yerleştireceğiz?

Daha ilerisi mümkün mü?

Mümkün elbete mümkün. Tekamülün sonumu var? Kötüye tekamül mümkün olduğu kadar İyiye, güzele, temiz olana Tekamül İnsanın en doğal hakkı ve yapabileceği eylemler içerisinde mevcut olmalı. Neye evriliyor insan? bu yürüyüş ne tarafa doğru tekamülünü devam ettiriyor?


Toplumların eylem ve davranış biçimleri sizleri yanıltmasın lütfen. En karanlık zamanlara ait tecrübi bilgiler Güneşe en yakın olduğumuz anlar olduğunu daha kaç kez müşahede edeceğiz? Toplumlar yönlendirmelere ve manipülasyona açıkken bireyler Ahlaki davranışlar sergileyebilir ve akarsuyun yönünü daha verimli alanlara çevirebilirler. Bu arada toplumlara koyun muamelesi yapılıyor anlayışından nefret etmeye hiç gerek yok, tarih bunlarla doludur. Abd'de gerçekleşen son seçimler hala bu eylemin alıcısının olduğunu göstermedimi? diğer önrekleride varın siz geçirin hafızalarınızdan.

Hadi şimdi Sakin ve Tedbirli olmaya davet edelim bir birimizi, Hislerimizle haraket etmek yerine Naslarla, delillerle haraket etmeyi tercih edelim. Temiz tutalım yüreğinizi kirletmeyelim olmazmı. Karamsarlık ve kötülük Müslüman yüreklere yakışır mı hiç? Hani şu başlığa eklediğimiz ilkeyi bir daha hatırlayalım mı?

Kalbinizi temiz tutunuz, Orası Rabbimiz'in sığdığına iman ettiğimiz yegane yer öyle değilmi. Eylemler, eylemlerimiz ne olacak dediğinizi duyar gibiyim! Eyvallah eylemleri temiz olmayan insanların kalpleri temiz olabilirmi hiç? Temiz eylemli insanlar temiz hayalli insanların yürekleri'de temiz olur unutmayın emi.











8 Kasım 2018 Perşembe

Tahammül'mü Anlayış'mı

                                                ''Tahammül edemiyoruz"

Neden dinlemeye, anlamaya yönelik çaba gösteremediğimizi düşündünüzmü?

                                 "Haklılık,Doğru bilgi algısı!"

İşte bu dürtüler hepimizi etkisi altına alıyor ve ötekileştiriyor dışımızdaki düşünceleri.

Hakikatin üzerinde olduğunu düşünen bir zihin ön yargısız dinleyebilir anlamaya çalışabilirmi sizce?

Bunu test edebilirsiniz arkadaşlar, madde eksenli bir düşüncenizi edinir yada tazelerken nasıl tavır içinde olduğunuzu bir gözden geçirin. Birde İman ilkelerini ilgilendiren bir konuda bilgi edinirken sergilediğiniz tavrı bir düşünün.

Örnek 1) : Dünyanın döndüğü bilgisini, yada yuvarlak olduğu bilgisini edinirken neler yaşıyoruz?
                 Olasılık hesabı yapmadan eldeki verileri değerlendiriyor varsa resim görsel verileri                             ön yargısız dinliyor varsa soru ve kaygılarımızı gidermeye çalışıyoruz değilmi?

Örnek 2) : İnsan; Cennette yaratıldı ayetinin mealindeki cennet yeryüzünde yaratılmış  arapçada bahçe                   manasına gelen cennet anlayışından haraketle yeryüzünde yaratılmıştır. Denildiğinde ise                         hemen ön bilgi devreye giriyor ve bunun olasılık hesabı yaılmadan yanlış bilgi uyarısı ile sizi uyarıyor çünkü daha önce ki edindiğiniz bilgi cennetin Allahın bizi tekrar yerleştireceği ve oradan çıkardığı cennet bilgisi rahatsız ediyor ve ya reddediyor yada ön bilgi ile dinliyoruz ki bu da anlama ve idrakimizi kapalı hale getiriyor

Örnek 3) : Yeniden bir bilgi edinsek ve bu bilgi de Dünyanın dönmediğini, yada yuvarlak olmadığını                      söylemiş olsalar, bu bilgiyede aynı ikinci bilgiye verdiğimiz tepkiyi verir olasılık                                  hesalarını yapmadan hemen önbilgimizdeki eski bilgiyi hatırlamak suretiyle ikinci bilgiyi                      reddeder algımızı kapatırdık.

Bildiklerimiz belirli bir delile dayanıyor? yada biz böyle biliyoruz, duyduk mu diyeceğiz? Delillere ve Aydınlatıcı bir bilgiye dayanmayan düşüncelerimizden dolayı hesaba çekileceğimizi biliyormuyuz?

Biz böyle duyduk, bize böyle olduğu bildirildi diyorsanız size söyleyecek bir sözümüz yok, yolunuza devam ediniz, bizlerde devam edeceğiz, görelim yollarımız kesişecek'mi yoksa ayrı ayrımı seyir edeceğiz. Başarılı olmamızı diliyorum.

Ancak deliller dahilinde inanıyorsanız söyleyecek sözümüz, anlatacak şeylerimiz var.

Sizi dinlemeyenleri sizlerde dinlemeyin, sizi tahammül gösterip dinleyen anlamaya gayret gösteren kimseler dinlenilmeye layık dır öyle değilmi? Ben biliyorum, ben bilirim, benden başka bilen yok edasıyla bilgiyi çiğneyenle sakız daha çiğnenmez unutmayalım.

Bir saat, bir gün, bir ay sizi sıkılmadan dinleyen yürekli adamlarla oturun kalkın. Onlar sizin sahici arkadaşlarınız olabilir. Size tepeden bakan ve sizi eğitilmesi gereken cahil zihniyetler olarak görenle kim oturup bir bardak çayı paylaşır ki islamı paylaşsın.

Doğumuna şahit olduğumuz kuzularımız'a ayrı değer veririz öyle değilmi?

Ben sana bir "en'am" kadar değer veremiyorsam seni nasıl kardeşler olun emrine muhatap kılacağım. Muhammed'ül Emin kimin tavuğuna kış demişti ey can. Savaşın Ahlakını yazan Adamdı o, çocuğun ölümüne sebep kız doğması ise Annelerinizi öldürecekmisiniz? diye haykırmıştı o, Allah'tan gayrı yalvarıp durduklarınız Ayağımın altında dır diyen Kutlu elçidir o.

Bana Tahammül deme kardeşim, aklıma Resulü Ekrem Muhammed Mustafa'nın çektiği çileli günler düşüverir.


Yaz

kimin sözünü giydiniz bilmeden anlamadan,

 yaz yiğidim yaz bildiğini... 

20 Ekim 2018 Cumartesi

İnsan



Mubarek olan gecemi, vaktimiz her daim mubarek kılınmış,
Hakikat odurki bilinmez, vakti zengin kılan insandır.


Gökten indirilen inmiş her zerre sana amade kılınmış,
Hayrıda şerride yapacak, eyleyecek olan insandır.



25 Eylül 2018 Salı

PARTİLER SİYASİ ALANIN ÖZNESİMİ?




Siyasi iktidarı ele geçirmek ya da en azından ona ortak olmak amacıyla örgütlenmiş insan topluluklarına siyasi parti denir.

Gönümüzde başka hâkimiyet alanlarından yoksun olduğumuz için gözün görebildiği tek ve yegâne alan olarak sunulan ‘Partiler’ gerçekte siyasetin asli unsurlarımı?
Bu soruyu dahi şimdiye dek hiç düşünmemiş yığınlarca insanın olduğuna eminim. Soru sorabildiğimiz kadar yetişkiniz, yeterki soru sormaktaki maksadımız öğrenmek olsun, dağıtmak, karalamak, parçalamak, ötekileştirmek maksadıyla yapmamış olalım. Tarih bilgimin çok az olduğu gerçeğini sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum yazıma, en sevmediğim ders tarih dersiydi itiraf edebilirim.
Bir meselede de topraktan başlamasam olmaz.

Ne yani Aydınlanma dan başlamayalım mı diyorsun? Toplumlar büyüklük küçüklük hâkimiyet alanları oranında etki alanlarını geliştirmiş, gayrı'sına, dışındakilere anlayışlarını empoze etmeye çalışmışlardır. Dinsel Tarih bilincimizle görebildiğimiz en eski hâkimiyetler Nuh dönem lirinde, İbrahim dönemlerinde ve Süleyman dönemlerinde dahi dinsel ağırlıklı anlayışlarla toplumları hizada tutma çabalarını görmekteyiz. Elbette doğru ve Hakikat içeriği Resul-Nebi olan din bilginlerini toplumu iknada Allahın İnsanlık için sunduğu-öngördüğü Din'i (yaşama şekli) ni hayata sokmada başarılı ve başarısız olmuşlar.

İnsan kendisini ve çevresini geliştirmiş, toplumlar birlikte yaşama şartlarını gerek bağlı bulundukları kavimlerden gerekse hayata müdahale eden din bilginlerinden (Resul-Nebi) öğrenmeye, öğretmeye başlamışlar, sonuçlarını da birlikte yaşamışlardır.

Bu Siyasi alanların müdahil unsurları kimi zaman Baskı, kimi zaman sevgi, kimi zaman sadece tavsiye üslubu ile insanları yönetmişler. Tarihin her döneminde güç sahipleri gücü bir silah ve baskı aracı olarak toplumun üzerinde kullanmış, az ya da gücü olmayan kabile, kavim, toplumlar sindirilmiş, öldürülmüş, sürülmüşlerdir. Mısır medeniyetinden bize yansıyan öğretilerde bu açık ve belirgin bir şekilde açığa çıkmaktadır. Sonraları gelen İsa Resul toplumu geçmişte yaşadığı travmadan kurtarıp düşünmeye sevk etmek için daha yumuşak ve ılımlı bir çizgi izlese de kendi sonunu hazırlamış Allahın müdahalesi ile eziyetten kurtulmuştur.

 Süreci merhale, merhale takip etmeyeceğim. Batıya göçü İnsanlık tarihinin serüveni olarak görenler kaçışı her zaman zulümden ve baskıdan kaçış olarak öngörmüş son olarak Osmanlının hâkimiyet alanlarından kaçarak Asyanın batısı olan bizimde Batılı diye tercüme ettiğimiz yöne doğru ilerlemeyi sürdürmüş Konstantiniyepolis’ten Roma Yunan medeniyetine oradan da Aydınlanma çağına kendini yiyerek devam ettirmiştir. Benim Batılı tanımlamalarımda mutlaka kasap reyonlarında İnsan eti yiyen 16. yüzyılın izleri hak ettiği yeri almıştır.

Sen belki Batıyı 17. Yüzyılın Aydınlanma çağıyla Tanrıyı saf dışı bıraktığı yerden başlangıç noktası kabul ediyor olabilirsin! Unutulmamalıdır o sürece kimlerin nasıl taşındığını toplumun üzerindeki Tanrı kılıcını kullananların tarladaki ürünün peşinde olanların nasılını niçin ini aramadan bulmadan çıkmamalısın. Tanrı savaşlarında yenilen Batı Tanrısının ölümünden bir şey çıkaramaman İnsan aklını öne alman olmasın sakın!? 

Gök Tanrının ölümü sorunu bitirmemiş, aksine yer Tanrılarının doğumuyla sonuçlanmıştır. Toplumları Akıl perdesi altında cücelerin yönetim şekilleriyle bağlama, boyunduruk altına alma, köleleştirme son hızla 18. Yüzyılı  Osmanlının Lale devri çocuklarıyız biz şarkıları altında emek iş üretimle tanıştığı zamanlardan geçişiyle acaba Fransızca eğitim alsak kurtuluşumuza yol açar zihin karışıklıklarını doğurmuş olabilirmi?

19-20. Yüzyıl batı aklının parlak yılları olarak kayıtlarımıza geçiyor Sosyal, liberal, birey kavramları henüz bizim kadar kullanıma açık değilken batı bu kavramları İnsan insanın kurdudur ilkesiyle çiğnemeye öğütmeye başlamış, Tanrıya Kulluktan İnsana Kulluk serüvenine yükselmişti. Karl Marx, Max Weber, Kant, Hegel, Platon gibi (Peygamber)ler sahaya inmiş İnsanlık serüvenini Akıl-Mantık perdesinin arkasına takarak Bireycilik çayırında otlatmaya götürmüş ve güzel otlaklarda daha semiz sağılacak inekler haline getirmiş olmasın?

Şu hususun altını çizmezsek belki haksızlık etmiş olabiliriz hissiyatıyla bu İnsanların çıkış mantıkları bu olmasa da doğurduğu sonuçlar açısından değerlendirdiğimizde bu sonuçlarla karşılaştığımız için böyle bir benzetme yaptığımın altını çizmek isterim.

Maddenin keşfi insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen maddenin bireyin hakkı olduğunun keşfi bu aydınlanma cağının ürünü olarak İnsanlık tarihine hediye edilmiştir. Daha önceki zamanlarda Toplumların kullanım alanlarına ait olan Toprak, Maden, artık alınır, satılır, savaşlar başlatır olmuştu. Başlangıcı olmasa da şekillenmeye başlaması bu akımların ağır bombardımanı sonucu gerçekleşmiştir.

Toplumları adına bir kişinin kararı hiç de gerçekçi ve adil değildi kimilerine göre, bireyler bir arada yaşam alanları oluşturabilir, kendi egemenliklerini kendileri belirleyebilirmiydi? Aklını kullanmayı başarabilenler kendilerini kimin yöneteceğine de kendileri karar verebilirdi elbette. İnsan Tanrıyı öldürdüyse Kanun ve Kuralları da artık kendisi belirleyebilir, iyiyi, kötüyü belirleyebilir bulabilir yasak koyabilirdi, zor olmasa gerek. 

Tanrıdan kurtulmuştuk ancak Tanrının yeryüzüne indirdiği Kitaptan henüz kurtulamamıştık, biran önce Kitaptan da kurtulmanın yolunu bulmalıydı İnsanlık. Özgürlük alanlarını kısıtlayan, yasak koyan, göklerden geldiğine inanılan Anayasa kitabı nasıl ve hangi gerekçeyle Raf'a Kaldırılabilir?

İşin bu boyutunu anlatmaya başlarsam bizim mahallenin ileri gelenleri sinirlene bilir, kızabilir ve beni aforoz edebilir. Bu korku yüzünden çok içine girmeden yüzeysel geçerek mahalle baskısından kurtulmaya niyetliyim parmaklarıma söz geçirebilirsem.

Elbette çalışınca bu konuda da başarılı olabilirdi İnsanlık ve öyle de oldu iyi ve kapsamlı çalışma ile Gök Tanrıdan gelen yasa kitabı önümüzde ve elimizde durduğu halde Raf'a kaldırılmış oldu. Kullanım alanlarından kaldırıldıktan sonra ellerinde tuttukları Arap harflerinin bir işe yaramayacağını iyi bilenler tarafından ustaca planlanmış bu çalışma yerli ve batılı Akıl sahipleri tarafından incelikle ve ustaca başarılmış olmalı ki bizim mahallede kimsenin Ruhu uykusundan uyanamamıştı. Menfaat perest’lerin çıkar ve menfaatleri doğrultusunda fincancı katırları ürkütmedikleri gerçeğini göz ardı etmiş değiliz elbet.

Toplumsal ve Kamusal alanların işgali sonucu Kanun ve yönetmelik ihtiyacı Yerin bitirdikleri tarafından halledilir, üretilir, peydahlanır olmuştu artık. Gelişme çağındaki zihinler ihtiyaç belirlemede maddeyi esas aldığı için maddeyi yapı taşı olarak Yeryüzünü tutan dağlar gibi çakılmıştı Bireyin anlının çatına. İhtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorunda kalacak olanlar bundan sonra yeryüzünde rahat dolaşamayacak canının istediği nebatat dan yiyemeyecek, istediği yerde konaklayamayacak, hayvanını, çoluğunu, çocuğunu istediği gibi besleyemeyecek, yolunu izini belirlemede icazet, ruhsat, pasaport, kimlik, gibi Muhtar'iye ye ihtiyaç duyacaktı.

Ha bu arada Sizin Muhtarınız Kim? bu soruyu ciddiye almayanlar için sorun yok ama bir gün birileri kalkıp bu soruyu ciddiye alabilir ve bu soruyu Batının kaç tane olduğunu bilmediğim yüzüne haykırabilir. Biz mi! henüz bundan çok uzağız.
Ümmet fikrini kaybetmiş zihinlere bireyin haklarını arama noktası olarak sunulan siyasal siyasetler çıkmazı, partilerin toplumları yönlendirme ve kanalize etme işlevi hakkında uzun ve sıkıcı bu yazıyı kimlerin hangi mantıkla okuduğunu bilemeyeceğim. Tek çare olarak sunulan bu çıkarımın tarihsel ve bir o kadar yüzeysel geçmişi hakkında biraz kafa karışıklığı sunalım istedim.

Çok Partili Siyasal Sistemler

Partilerin Siyasi alanları ve toplumları doğruya yönlendirebileceği gibi, yanlışa da kanalize edebileceği gerçeğini şuan yaşadığımız ülkede bir yerlerin haklarını savunduğunu düşünerek ortaya çıkmış şu aralar izledikleri siyasetin bedellerini hak ettikleri şekilde ödeme zamanlarının geldiği oluşumlardan da görebilir idrak edebilirsiniz. Toplumların gözünün içine baka baka Yalanı meşrulaştıran ve Hak, özgürlük, barış gibi kavramlarla hem toplumları hemde İnsanımızı yoksullaştıran, varlık amaçlarını ortadan kaldıran cin fikirler bizi ne hale getirdiğini görüyoruz. Bunun savunuluyor kabul görüyor olduğunu satın alındığını görmek dahi İnsanı derinden etkilerken Kanarak İnanmış toplum fertleri için ne diyeceğimizi bilemiyoruz.

“Uygulanmış adaletsizlikleri Sihirbazın sihirli mendili gibi asıl niyetlerini örtmek için kullanan Akıl-Mantık tutucularına okus pokus yapmadan İşin aslını esasını gösterebilecek Musalara ihtiyacımız var.”
Eyvallah Elimizdeki Harunlarla idare edelim dediğinizi duyar gibiyim. Yetmez İçimizden bizim gibi kanlı canlı, yiyen, için bir Musa çıkarmak şart bizden biri hadi hayırlısı.

Büyük Soru şu Bizi Kim Yönetsin?

Bu soru ilk önce şu çıkmazı öngörüyor/doğruyor, İnsan Yönetilebilen bir varlıkmıdır? 

15 Eylül 2018 Cumartesi

Bilmem Söylesemmi, Söylemesemmi.



Bismillahirrahmanirrahim.

Merhaba Dostlar, 

     Tanışmak gerek bilişmek, anlaşmak, anlamak gerek, duymak gerek sözleri dilleri,düşünceleri. Fikirleri süzmeli sütü süzdüğümüz gibi, Filitre kullanmadan içmediğiniz suya verdiğiniz kıymeti duyduğumuz düşünce ve fikirlere göstermeli. Yaşadığımız çağın en büyük ihtiyacı " SÜZGEÇ" çoğumuz varlığından habersiz yaşamını devam ettiriyor. Eskimez zamanlarda Analarımızın hiç elinden dilinden düşürmedikleri baş ucu malzemesi süzgeç. 

Adem ile başlayan İnsanlık serüveni kimleri ağırlamadı, kimleri görmedi, kimleri yere çalıp sırtını çimlere vurmadı. Şu fani dünyada sınavla yüzleşmeyen astarı alınmayan kaldımı hiç. Ne züleyhalar ne leylalar gelip geçti filim şeridi gibi dünya üzerinden. Ha Er meydanından nice Pehlivanlarda geçti elbet, nice yiğitler, sözlerinde duranlar, Meryemler, İbrahimler, Yusuflar, Ömerler, Aliler ölseler dahi yollarından sapmayan anlı ak yüreği pak yiğitler. 

Dünya dediğimiz bir er meydanı dostlar, herkes bu meydanda boy gösterir de herkes anlının akıyla bu sınavdan geçebilirmi, yoksa bir avuç diye uzandığı sudan avuç avuç mu işer bilinmez. Her ne ise canım içenler, yiyenler, haramiler, karunlar her ne olursa kim olursa olsun şu fani (geçici) dünyada çok az eylendikten sonra bir gün ( hesap günü) hesep vermeyecek miyiz? Yaptıklarımızdan ve Yapmadıklarımızdan hesaba çekilmeyecekmiyiz? Saflar uyanıklar, hilebazlar, hokkabazlar, inanmışlar, kanarak inanmışlar, kandırılmışlar, kanmışlar, hesebı kitabı tek tek vermeyecekmiyiz? Kimden yada neyden yana olurksak olalım, kimin oğlu kimin kızı olursak olalım, kimin babası yada kimin annesi olursak olalım, kimin dedesi yada kimin torunu olursak olalım hesaba çekilmeyecekmiyiz? Sözün burasında şunu açıklamamız gereke bilir belki; Hesapsız, kitapsız, ilkesiz, çizgisiz, sınırsız olanlar için söyleyecek sözümüz, gücümüz yok. onlarla Bir gün görüşmek dileği ile.

Dostlar, dalarız ya bazan. Dünyaya dalırız, hesaba dalarız, işe güce dalarız, eşe dosta dalarız, denizlere deryalara dalarız, dalanlarla birlikte bizde dalarız. Gelmez ise sorun yok ancak bir gün bir uyarıcı çıka gelir. Yada bir uyarıcı gelirse bulunduğunuz beldeye, bölgeye, eve, size. Taa uzaklardan, işinin dışından, evinin dışından, ailenin dışından, şehrin dışından Ona uyunuz. Ona kulaklarınızı tıkamayınız. Onu yokmuş gibi, değersiz gibi, bilgisiz gibi, Resul değilmiş gibi görmeyiniz. Dinleyin dostlar, dinleyin de yine bildiğiniz gibi yapacaksanız yapın, duymamış gibi yapacak, yapabilecekseniz yapınız. Bir hakikati görmezden gelebilecekse vicdanınız, kalbiniz.

Bize bir doğru getirecek olursa bir gün, kimin getirdiğine değil getirdiği şeyin hakikatine bakmakla sorumlu tutulmadıkmı?


Bir toz dumanıdır ortalığı kaplamış gidiyor bu günlerde, gülermisin ağlarmı. Gülecek bir şey yoktur ortada lakin bazan ağlanacak halimize gülerizya o mihvalde işte. Eee sen inançlarını karıştırır, bulamaç yaparsan yaşantının da bundan nasibini almaması normal değildir. Herkes biliyor, herkes anlıyor, herkesler herşeyde mahir azizim maaşallah. Nereden öğrenmişse millet bu ilmi bilinmez 14/15 yaşına varan bilge kesiliyor başımıza. Eyvallah bilmenin neresi kötü diyeceksiniz, yok bir kötülüğü de mubaret nerden aldın bu ilmi Anne karnında mı edindin bunca tecrübeyi diye sormazlar mı adama? Vallahi sormuyorlar. Neyse ne canım bilen bildiğini iyi bilir, bizede bilginin karşısında susmaktan başka bir şey düşmez anlaşılan. Uzmandan geçilmeyen şu günlerde herşeyin bir uzmanı mevcut maşaallah. Uzak doğu uzmanı bir Bilge burnumuzun dibini tahlil ederken, Orta doğu uzmanı bir zevatı muhterem de ırakı, suriyeyi, iranı anlatıyor her gün tv lerde. 

Kimse sormuyor da be kardeş, proğramı yapan, hazırlayan, sunan da mı merak etmiyor şu uzak doğu ve Orta doğu nerenin ortası diye?

Son günlerde Paranın rotası kaymış diyorlar, pek anlamam ama anladığım kadarıyla Büyük Şeytan ABD nin parası sürekli yükselirken, etrafında onu semiz öküz gibi besleyip büyüten, aman bana bulaşmasında kimin tavuğunu yerse yesin diye habire ateşine odun atanların paraları sürekli değer kaybeder olmuş. Eee ne demiş atalar "Körle yatan şaşı kalkar" oldumu bilmem ama iyi söz ona şüphe yok dostlar. Şu bizim herşeyi bilen mahir alimler hergün tv de internette ben demiştimle başlayıp doların bilmem kaç lira olduğunu bildikleri için kendilerine altın nal takılması gerektiğini altını kalın çizgilerle çize çize anlata dursunlar asyada yada avrupada değerini yitirmeyen, ekonomisi her geçen saat güneş altında kalmış buz gibi erimeyen ülke kaldımı bilinmez. Benim ülkem de geri kalırmı yaşanan bir hadise olurda, kalmaz elbet. Geçmiş güneşin karşısına yazın ve kumun keyfini sürebilmek için vermiş kendini kumlara. Yahu bir dur, bir şeyden de geri kal değilmi, yok engelleyebilene aşk olsun. 

Sen şimdi "dış güçlerin oyunu" bu dediğimize de inanmaz alay edersin bizimle ama biz yine bildiğimizi bi okuyalım arkadaşım. Bal gibi dış mihraklı oyunlar bunlar. Buz/Bal biraz farklı yerlere doğru gidiyor yazı ama toparlarız inşaallah hele dur bakalım. Herşey iyi gidiyorken, durup dururken iç dinamiklerden bağımsız bir haller oluyorsa eğer buna " Dış Güçlerin Oyunu " demeyelimde ne diyelim sen söyle hele. Tamda her şey iyimser bir iç rahatlığı tavında yürürken hemde. Darbeyi atlatmışız, seçimleri atlatmışız, Fetoşu atlatmışız, Suriyeyi atlatmışız, Hendekleri atlatmışız derken ekonomimizle oyun oynamayı kafasına koymuş birilerinin bizi cebimizden/karnımızdan vurmaları tesadüfmü şimdi.

Kasımpaşalıyım, eli maşalıyım, böyle bir şarkı vardır Roman arkadaşlarımızın dilinde. Anlaşılan o ki epeydir Beyaz Sarayda da aynı şarkı sürekli söylenir, ne dillerinden nede zihinlerinden çıkarmaz olmuşlar bizim şarkımızı. Sen çık Dünya bilmem kaçtan büyüktür de ondan sonra da, 

" dış güçler " " İngiliz anahtarı" "Rus Ruleti" "Acem oyunu"   
gibi yakıştırmalarla santranç tahtasının üzerinde ilk okul 1.sınıf öğrencisinin fişleri ezbezlemesi gibi her gün yeni bir hamleye karşılık vermek zorunda kal. Ya hu senin ne işin var, Suriyede, Mısırda, Irakta, Azarbaycanda, Kıbrısta, Sudanda, Urumçide, kafkaslarda, Somalide, Açede, Miyammarda, Bulgaristanda, Bosnada. Sahi bizim bu sadece Adlarını saydığım kara parçalarında ne işimiz var? Ne bağımız var ki? O anladı izaha gerek kalmadı.

Kasım ayında seçim olacakmış, bu ne demek yeni oyunlar, yeni eğlemler, yeni düşmanlar, yeni hamleler, yeni dünya düzeni. Bir ara hatırlatında Yeni Kapitalizim diye bir oyun perdeye konmuş onu konuşalım birlikte. Eski oyunun yeni ve güncel fiğuranlarla sahne alışını anlatıyor çirkin bir oyun. 

Türkiyede oyun kurucular daha yeni oyun kurmaya başladılar desem çokmu kötümser bir senaryo çizmiş olurum. Eski oyunun yeni kahramanları bunlar, canımızın yanıyor olması oyun kurucuların dost ve müttefik oluşundan mı yoksa eskiden zeytin yağı kullanıyorlardı artık kullanmıyor oluşundanmı bilemedim. 

15 Temmuz 2016 hazırlanışı ve sahneye konuluşu itibarı ile tam bir başlangıç/Milat. Bu tarihten sonra artık hiç bir şey eskiden olduğu gibi olmayacak anlaşılan. Ne dostlar eski dostlar olacak nede Düşmanlar Eski düşmanlar. Bu sahne bizden öncede ne oyuncular gördü, bizden sonra da görcek belki ama abartırsam biraz bu başka bir dönüm dostlar, bu başka bir er meydanı ve bu başka bir sürüm. Dedimya daha bu başlangıç hele bir ne zaman biteceği belli olmayan bu serüvenin ilk adımlarını atıyor, ilk hamlelerini oynuyor olduğumuzu düşünsenize. Yanılıyor olabilirmiyim keşke.

ABD nin yıkıldığını görmeyen kalmışmıdır rüyasında/hülyasında bilmiyorum ancak ben birkaç kez Büyük Şeytan ABD nin yerle bir olduğunu gösteren filim bile gördüğümü hatırlıyorum. Hatta zenci başkan, Sarı saçlı başkan, kadın başkan bile gördüm ABD nin başında. Eskimez zamanlarda Rahmetli Hocamız sürekli anlatırdıya millet 50 yıllık 100 yıllık planlar yapıyor bizler falan falan diye. Bir ara düşünmüştüm yahu yaşamayacağımız yılların planlarını nasıl yapabilmemiz beklenir diye. Şimdi daha iyi anlıyorum Devletler daha uzun yaşarmış insanlardan. Neyse Hacca gidenler için şeytan taşlama merasiminde hem küçük şeytan hemde büyük şeytan taşlama merasimi düzenleyenler elbet birgün maksadına ilişkin yaşam sürmeyi de bizlere öğretirler kim bilir. 

Hac demişken aklıma hem Hasan Mezarcı ağabey gelir bir de Şevki Yılmaz ağabeyle Hasan Hüseyin Ceylan ağabey hey gidi günle hey. yaşıyorlarsa Sağlık sıhhatli ömürler dilerim kendilerine. Şimdikiler bilirlermiki acep bu isimleri, şahsiyetleri bilmezler herhal. Ama merak etmeyin goooogleye yazıp hemen bulur izler öğrenirler, öğrenirler öğrenmesine de alın size bir soru daha öğrenmek o bilgiyi okumakla biten bir süreçmidir? okuduğunda öğrenmiş olurmu insan. Mesela 28 Şubat yazsanız goooogle ye vereceği bilgilerle öğrenmiş olurmusunuz Üniversiteye gitmek için peruk takmak zorunda kalan ablaların hissettikleri iç rahatsızlıklarını. Yada Baş örtüsü Furuattır deyince bir anda başındaki örtüyü çıkarıp ben giriyorum diyen ablamızın ardından baka kalan bir gencin iç dünyasını. Başına yediği Jop la, yırtılan gömleğinin rengi, deseni, kaç yıllık oluşu yıkılışı mesela yazarmı gooooglenin satırları arasında. 

"Gözlerini açtığında polis otosunun arka koltuğuna bir çuval gibi atılı verdiğini anlayı vermişti"
Yukarıdaki cümlede atılı vermişti kelimesi aşağıdakilerden hangisi ile izah edilebilir?

a) yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

b) minareler süngü müminler asker

c) ahmetin 5 lirası var, ahmet parasının 5/3 üyle fındık alıyor.

d) hiç biri

Tekrar görüşmek temennisi ile...


27 Ağustos 2018 Pazartesi

Cemaatimiz

Evet,

Bizler MÜSLÜMANLAR'ız dostlar.
Bir olan Allaha inanıyoruz hepimiz,

Bir Kitaba inanıyoruz,

Bir Resule (Elçilerin varlığına ) inanıyoruz,

Elçiye, Meleğin Vahyi getirdiğine ve Meleklerin Allahın işleri görücü olarak atandığına inanıyoruz,

Bir hesabın olduğuna inanıyoruz 

Ahiret'e ( diğer dünyamız ) inanıyoruz,

Bölünmeyi, parçalanmayı, ayrışmayı, tefrikayı, ikiliği, Haram bilmemiz gerekmezmi ?

Dirliğin, Birliğin, beraberliğin, bütünleşmenin Farz olduğuna inanırız.

İsmimiz, cismimiz, şeklimiz İSLAM dır bizim. Başka isim, takım, lakap bilmeyiz.

Tarafımız, yerimiz, yönümüz, nisbet edilecek kaynağımız Allah'dır bizim.

Adem'den mücahide ikilik, ayrılık, gayrılık, kopma, parçalanma bilmeyiz.


                        " Allah'dan başka İlah yoktur, Muhammed O'nun Resulü'dür. "



Gayrısı, arkası, ötesi, aması, fakatı, ardı, hülasası yok dostlar. Birisi bundan başka bir söz ederse kendine aittir, kendisini bağlar, ederse kendine eder, yaparsa kendisine yapar, kar'ı kar, zararı zarar.

Kuranı Kerim kitabımız, Yol göstericimiz, azığımız, rehberimiz. işimizi gücümüzü ona uygun yapmalıyız. Yapar eder yola devam ederiz, hata edersek af dileriz, dilerse affeder, O daha iyi bilir.

Muhammed Mustafa ( Allahın selamı onun ve takipçilerinin üzerine olsun ) Elçimiz-Resulümüz Peygamberimizdir. O Allah'tan vahiy almıştır. Bize Allahın emir ve yasaklarını getirmiştir. Bizler Elçiye uyarız. Elçiye uyduğumazda Allah'a uymuş oluruz. O bize Allahın sözünden başka bir şey getirmemiştir. Allahın emirlerinden nehiylerinden başka bir şey getirdiğini iddia etmemiştir. Onun Ahlakı Kuranın Ahlakından başka bir şey değildir. 

Muhammed Mustafa iyilik, güzellik, faydalı, ahlaklı, erdemli, olmuş olunmasınıda telkin etmiştir.

Muhammed Mustafa kötülüğü, fenalığı, çirkinliği nehyetmiştir, kendisi de uzakdurmuştur. Ümmetine de uzakdurun diye telkin etmiştir.

Muhammed Mustafa getirdiği Vahyin İlki değildir ama sonuncusudur. Kendisinden önce aynı dinden Resuller ve Elçiler gelmiştir ve onlarda aynı şeyleri telkin etmişlerdir. 

Muhammed Mustafa kendisi de imtihan olmuştur. İmtihanını vermiş cenneti kazanmış, hak etmiştir. Kendisinden sonraki herkese de bunu telkin etmiştir.

Değerli Dostlar, 

Kendimi ve sizi Allahın Dini olan İSLAMA çağırıyorum. Allaha iman edelim, Resulüne iman edelim. Hayat kitabı olan Kitaba iman edelim.

Allah emir ve yasaklarını Kitabında açıkça bildirmiştir. Onu anlamak için okuyup hayatınıza uygulayalım. 

Allah bizleri, başı boş da bırakmamıştır. İçimize iyiliği güzelliği hakikati yerleştirmiştir. bizler iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, hakikati batıldan ayırt edebiliriz. Fıtratınızı bozmayınız.

Ve tekrar Ona dönecek yaptıklarınızın hesabını vereceğiz.

Hesabını verebileceğiniz bir hayat yaşamalıyız. Yaptıklarınızın kendimize, etrafımıza, çevremize faydalı işler olmasına dikkat edelim.

Faydalı, iyi, güzel işler elbette Allaha ulaşır. Kimki iyi güzel bir iş ortaya koyarsa onun karşılığını mutlaka görecektir. kimde kötü, zararlı bir iş yaparsa onun karşılığını görecektir.

Ey müslümanlar ayrılmayın, ayrışmayın birbirinize karşı şefkatli müşfik davranın, hüsnüzan besleyin.
Ey müslümanlar şeytani düşüncelerden, itişmelerden, kavgadan, ayrışmadan uzak durun.
Ey müslümanlar Allah sizin cinsiyetinize bakmaz, renginize bakmaz, dilinize bakmaz, kavminize bakmaz. İşinize bakar.


Hepimiz Allaha hesap vereceğiz. Birbirimize değil.




19 Mart 2018 Pazartesi

Eğitim Başlıklı Yazım ( 04,03,2001 )



                                                          
MODERNİTE VE EĞİTİM 


Beni Kim Eğitsin;

    Eğitimin tarihi İnsanlık tarihiyle eşdeğerdir. İnsan, yaradılış serüveninin başında eğitimle tanışmış, varoluşundan itibaren de eğitilmeye, öğretilmeye muhtaç olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Eğitim, yalnız insanla alakalı bir unsurda değildir. Varlık alemine baktığımızda eğitime tabi tutulmamış varlık göremeyiz. Alemi yaratan, yarattığı tüm melekeleri mutlak anlamda eğitim-öğretimden sonra ikame etmiştir. Ne bir varlığı münezzeh, ne de ayrıcalıklı kılmadan, eğitim sürecinden geçirmiştir. Kainat ta insan hariç tüm canlılar yaratıcının eğitim tezgahından geçirildikten sonra tamamlanmış bir eğitimle tabiata bırakılmışken, İnsan eğitim sürecini yaşamı boyu sürdürecek olması hasebi ile farklı yaradılışa tabi tutulmuştur. Varlık aleminin misafirlerinden bitkiler ve hayvanlar yalnızca fıtri gelişim gösterirken, İnsan Eğitimine ve öğrenimine devam eden yegane varlıktır.  Bu eğitim-öğrenimi de sonsuz ( ! )’a dek sürecektir.

İnsanlık serüvenini şöyle bir göz gezdirecek olursak tarih bize insanın eğitimi ile ilgili yığınlarca bilgi sunacak, bu konuda derin bir koridor açacaktır.

Şunu en başta izah edelim tarih iki kanaldan bize kadar ulaştırılmıştır ;
1) bazılarının görmek istediği gibi.
2) tüm yaşanmışlığı ile tarihi doküman ve mütavatir (taşınarak) en.

 Bizler burada tarafımızı seçip ikinci şıktan yana reyimizi kullanmak suretiyle tarihe bakacağız. Bu anlamda taraftar anlayışıyla bazı gerçekleri ön (bilgi) kabul olarak almak zorunda olduğumuz için karşı anlayıştan özür dileyerek hakikatin tarafını seçmek zorunda olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim. Bu hatırlatmadan sonra tarihin koridorlarında dolaşmaya eğitim alanında bilgiler toplamaya devam edebiliriz.

 Kaba hatlarıyla hızlı bir tur atarak bilgi vermekten çok hatırlatma yöntemiyle bakacak olursak. Allah insanı yaratmış ve ona bilgiyi yüklemiştir. Bilgiyi yüklenen insan yüklendiği bilginin getirisi olarak sorumluluk alanlarını da öğrenmiş, ancak sınırlar ve yasaklar anlamında kendisinden beklenilenin aksine hata yapmış ve kovulmuştur. Yine kendisine verilen bilgi sayesinde yaptığının farkına varmak suretiyle tevbe edip yaratıcıdan özür dileyip hak ettiği dünyaya sınav ve sorumluluklarla yüklü bir şekilde indirilmiştir. Kısaca insanlık serüveni bilgi boyutlu böyle gelişmiştir. Öğretiyi Rab’den alan İnsan, eğitim  sürecinden Geçmek suretiyle doğru olanı bulmak ve onu tatbik için sürece devam etti. Kendisine Eşyanın hakikati öğretilmişti ama uygulama boyutunu da kapsayan eğitime gelindiğinde hemen bocalayarak kanı vermişti. Bu onun belki ilk hatasıydı ancak son hatası olmayacaktı. Daha sonraları da kıyas etmeye kalkacak kendisinden istenen şeyin sadece bir boyutu olan adağın yerine getirilmesini yeterli bulacak ve en değersiz olandan başlayarak yaratıcıya, şanına layık olmayanı sunacak, ancak kendisinden kabul edilmeyecekti. Oysa ki diğer yanda doğru yanı yine bir gerçeğe teslim olmuş bir şekilde öğretiyi düzgün anlama ve kavrama ile doğru sunumu gerçekleştirmiş, hak ettiği şeyle karşılaşmış olacaktı.   İnsanın bilgi, eğitim ve öğrenim süreci hepimizin de bildiği gibi burada bitmeyecek ilk insandan günümüze deyin süren uzun bir serüvenden Geçirmek suretiyle devam edecektir.
Burada insanın gerek kendi kendisine, gerekse Rabbisinden aldığı vahiyle yüzleşmek suretiyle edindiği, içselleştirdiği bilginin mahiyetinden çok kaynağına dair bir yolculuk yapmak arzusu içerisindeydim, umarım başarılı olmuşumdur.                                                                                                                                                                                     

Neremizle Düşünüyoruz;

     Yukarıda, okuyucunun zihninde açmaya çalıştığımız pencere Allahlı bir eğitim metodolojisi sunmaktaydı. Muhatabı bilsin, bilmesin Eğitimin en başına Allahın Rab isim-sıfatını  koymak zorundayız. Allah tasavvurundan yoksun bir eğitim modeli düşünmek, başsız bir insan algısı gibi bir şey olsa gerektir. Şunu söylediğinizi duyar gibiyim, Modern İnsan Eğitim-Öğretimden Yaratıcıyı çıkarmak için yüzyıllarını vermiş ve neredeyse başarılı olmuşken, Bu da nereden çıktı şimdi. Tenzih ederek söyleyelim, gerek inananların içerisinde gerekse materyalistlerin içerisinde bu düşünceyi benimseyenlerin sayısı düşündüğümüzden de daha çok.  Allahın varlığını kabul etmek ayrıdır. Müdahil Allah inancını kabul etmek ayrı bir şeydir. İnsanların çoğu bir yaratıcının varlığını kabul ederken Hayata ve insanın yaşam serüvenine karışan, düzenleyen, projeler sunan bir Allah tasavvurunu değil kabul etmek bu düşüncenin müntesiplerini dahi kabul etmekten çok uzaktalar. Bu tür den İnsanlarla önce Tasavvur (düşünce) problemimiz var, bunun halledilip eğitimi-öğretimi konuşmaya ( sorgulamaya) geçmemiz gerekiyor. Aslında bu bahis açılırsa sonu gelmez, isterseniz pencereden bakıp çıkalım.; Onlarda düşünme melekesi Akla bağlanırken, Bizlerde Akleden KALBE bağlanıyor. Sairinde akıl bilginin merkezi olarak algılanırken bizlerde ise ip-urgan-bağ diye nitelik kazanıyor. Onlarda amaç akletmek (düşünüyor olmak), bizde araçtır akıl. Dedim ya nereden baktığımıza bağlı, Allahın bak dediği yerden mi bakıyoruz, yoksa lehep’in baktığı yerden mi. Bilgi edinme merkezi, bilginin sunulduğu (inzal) merkez hangi organımızdır. Danışma merkezi neresidir. Bu soru(n) ların yanıtlarını doğru vermiş insanlarla konuşuyor olmalıyız ki anlaş(ıl)abililim.


Eğilmek İstiyormuyuz;

Arapça’da öğrenci Taliban olarak geçiyor, talip olan. Öğretmen ise üstaz un hiçbir dil bilgim yok, yalnız taleb edenle üstün olanın bu köklerden neşet ettiğini söylemek için cahil olmak yeterlimidir bilemiyorum. Günümüzde talebedenlerin her şeyin kemal bilgisinin yanlarında olduklarını açıklamaları müstağnilikmi üstaz inilikmi kararı okuyucuya bırakıyorum. Duruşumuzun, durduğumuz yerin bakış açımızın baktığımız çerçevenin eğitilmek öğrenmekle alakası yoksa neyle alakası var Allahımızın aşkına. Doğu kültürlerinde her zaman görebileceğimiz bir kanıksanmış öğrenme şekli vardır, o da tevazu. Eğilen olsun Eğiten olsun her zaman bir tevazu içerisinde yaklaşırlar birbirlerine. Batıya yaklaştıkça bu haslet tam zıttına inkılab eder ve her ikisinde de diğerini hakir görmek hastalığına dönüşüverir. Git gide okullarımızdaki bu çarpık öğrenci-öğretmen ilişkileri nereden kaynaklanıyor sanıyorsunuz. Ne zaman ki iki şeyin arasını kopardı, özünde iyi ve iyilik olan eğitilen ve eğiten birbirlerine düşman kesildiler. Eğitilen eğilmek için gittiği yerde (mekan) eğilmek yerine eğmeye, dolmak yerine doldurmaya, olmak yerine (ol)durmaya başladı. Eğitim için kurulan sistem öğütüm sistemi haline geldi. Eğilmek mi istiyoruz, eğitmek mi. Kim kimi eğitecek, eğilmemişler (eğitilememişler) bizi mi eğecek (eğitecek). Önünde eğilecek bir yüceliği görüp önünde yerlere kapanıp ömrü boyunca eğilmemiş sözde eğitmenler hangi akilbağ(l)ı ilikleri ile eğitecekler. Mutlak eğicinin planyasından geçmemiş, kendisinin aslında eğilmeye muhtaç olduğunun idrakine varamamış, eğiticinin eğitimini kendi eğilimlerinden üstün görmemiş, eğen,eğiten, değilse eğitilen,eğilen olduğunun farkına varamamış bir insandan bir şey beklemek ummak tek kelimeyle Ahmaklıktır. Ahmaklıksa aptallığın göstergesidir, ilmin değil. “En iyi eğilenler bir o kadar da en iyi eğitenlerdir.” Veya bunu tam tersine çevirdiğinizde sonuç değişmeyecek “En iği eğitenler bir o kadar da en iyi eğilenlerdir.”  Bu örneği kemal-zirve noktada Peygamberlerde görmüyormuyuz. ( Bu kadar ileri gitmişken isterseniz bir de vahiyden örnek verilim. Secde et, yaklaş. Bu ayet bize boyun eğmenin sonucu olarak neye yaklaşılacağını gösterir. Tabi ki bilginin kaynağına. )

Öğreti mi Örtmeli mi;

Bir alimin şu bakış açısı çok hoşuma gitmişti. İyiki diyordu,İyiki rejim eğitim sunmaktın aciz. Ya ^^iyi^^eğitebilselerdi işimiz daha da zor olacaktı. Onların bir haftada verdikleri eğitimi bizler bir günde geri kazandırabiliriz. Bunun içinse sadece çok çalışmamız gerekiyor. Ne zaman ki bir öğretmen geldi, mutlaka yalanlandı. Kendi dönemlerinin en iyi öğretmenleri, ne getirdiğine (öğreti) bakılmaksızın ya yalancılıkla, ya büyücülükle, ya bölücülükle, ya bunaklıkla, ya yakılarak, ya sürülerek, ya çarmıha gerilmek istenerek ortadan kaldırıldı. Hatemül Enbiya. Son Öğreti Elçisine kadar insanlık Allahın direk uyarı ve had lerine muhatabdı. O dönemlerde dahi gelen nebi, resullerin birer Uyarıcı-Peygamber oldukları kesinleştiği halde dahi karanlığın yılmaz bekçileri reddetmiş yalanlamış sırtlarını dönmüşlerdir. Neden’dir bilinmez kimse gelen öğretinin mahiyetiyle ilgilenmemiş, furuatlara takılmak suretiyle toplumları ve çağları kurtarma telaşıyla hayatı yaşanmaz kılmayı başarmışlardır. Eşyayı yerinden etmenin adı zulüm olarak nitelendirilmiştir kaynaklarımızda. Hiç kimse bunları yaparken ben bozguncuyum diyerek yola çıkmamış, bilakis onlara sorsanız ıslah edicileriz diyecekler. Yanlarında bir bilgi öğreti var oradan mı konuşuyorlar yoksa işkembeyi kübradan mı?. Yok yakında bilecekler. Mutlaka yakında bilecekler… Ta ki bilginin yerini, anlayamayacağımız, kavrayamayacağımız, Görüp kabul edeceğimiz  (helak) otorite sahibinin müdahalesi alınca akletmeye (bağlamlandırmaya ) başlarız ancak o zamanda iş işten geçmiş olur. Bilgi değildir artık o. Yakin liktir artık.
Bundan önce öğretinin ne dediğine dikkat kesilenler zaten teslim olanlar olmuş. Bilgi açık, bilgi yalın, anlaşılır, indirgenmiş. Anlamak değil anlayamamak çok zor. Fıtri. Elçiler döneminde olsun daha sonraları olsun öğreti adına hiçbir değişme bulamadılar. İlk gelende, son gelende aynı şeyi söylüyor-yapıyordu. Karşı tez sahipleri ise sürekli alan değiştiriyor, kaygan ve ikiyüzlü zemin üzerinde bir o yana bir bu yana savruluyordu. Bir gün önce ak dediğine değil, daha sonra mutlak dediğine ise gayri mutlak diyebiliyordu. Söylediklerinden sorumlu olmadığı için rahat hareket ediyor suçu diğerine atıp kurtuluveriyordu. Sonunda geldiği nokta, önceki noktayla taban tabana zıt dahi olsa renk vermiyor, kendisinden sonrakilerin erişebilecekleri bilgi olduğu yalanını söyleyip geçiverebiliyorlardı. Ey hat hakim güç oldukları için yüzyıllar boyu haklarında mutlu azınlıklar hariç kimse ciddi bir eleştiri sun(a)mamış, kurdukları yalan saltanatlarını sarsıcı etkiyi gösterecek karşı fikirle yüzleşememişlerdir. Tanrılarından çaldıkları ateşle övünen yalan kırallıkları yedikleri elmanın(epıl) ısırıklarıyla büyümüş, maymundan gelen gelenekleriyle ünsalmışlardır. Ötekini kendi düşmanı ilan etmiş, Yaratanı, yatırdıkları masanın üzerindeki kalbin içinde uzun araştırmalar sonucunda bulamamış, üzerine beyaz bir örtü çekmek suretiyle yasını aziz İslam ümmetinin üzerinde tepinerek tutmaktadırlar. Kendilerini merkez kabul eden bu zihniyetler ve takipçileri, dünyayı bulundukları doğrudan tahlil yaparak isimlendirmiş bunda da başarılı olmuşlardır. Örneğin, yakın doğu,Ortadoğu, uzak doğu, kavramı dünya ülkelerin hepsinde kullanılır ancak sadece batının Ortadoğu saptaması yönler açısından doğrudur. Diğer sayir devletler açısından bulundukları pusuladan ortadoğuya denk gelmeyen kuzeylerine bile Ortadoğu isimlendirmesini büyük pişkinlikle açıklamalarında kullanmaktadırlar. Basit bir yer saptamasını dahi idrak edemeyen anlayış yoksunu güruhun siz, diğer daha hayati konularda neler yapabildiklerini anlamışsınızdır. Ey vah, pusulasını kaybetmiş insanlık kuru bir yalanın ardına düşmüş rüzgarın yönü ve şiddeti ile bir oyana bir buyana savrulmakta, kayıplarını ise eğitim zayiatı olarak deklare etmektedir.


Kim Belirleyecek;

Doğru, eğri, bilgi, mutlak bilgi, hak, hakikat… kim belirleyecek bunları. Kim bilecek ve bildirecek. Kimler nereden öğrenecek, kimden. Nasıl tesbit edilecek hangisinin doğruluğunu. Ben mi? Sen mi? O mu? Kim?
Bu soruların yanıtını bulmaya çalışan aşağıdaki zevat bilmek adına çıktıkları yolculukta bakın nelerle karşılaşacaklar ve açtıkları eğitim-öğretim kurumları 2000 li yıllarda ne gibi sonuçlar doğuracaktır. Belki halis niyetle başladıkları bu arayış hem kendilerini hemde kendilerinden sonrakileri ne gibi sonuçlara götürecektir.
Aristo, eflatun, Descartes, leibniz, hume, kant. Yerliler razi, ibn ravendi
Konfiçyus ; i.ö  479 evini okula dönüştürmüş
Ven di i.s 604 ilk sınavla devlet işçisi almış kişi.
Sokrat; i.ö 399 sokratla ilgili o günden bu güne dek ulaşmış kendi kaynağı yoktur yalnızca öğrencisi olan platon(eflatun) un devlet adlı eserinde ki yazıları hariç. Söylediği ve sunduğu ana temalardan biri erdem vurgusudur. Devletler yönetiminin erdemliler tarafından yürütülmesi gerekliliği dir ki bu erdemin nemenen bir şey olduğu ise muallaktır. Platonun sunduğu şu konuşma metninden bir şeyler çıkarabiliriz belki. “ Sokrat bir şölen münasebetiyle dostlarını topladı ve şu soruyu ortaya atarak onlarla konuşmaya başladı.
Adalet nedir? Adalet için dört tarif yapılmıştı;
Adalet başkasına verilmesi gereken şeyi vermektir. Sokrat karşı çıktı. Mesela aklını kaybetmiş bir adamın elinden aldığınız silahı ona geri vermek adalet değildir.
Adalet dostlara fayda, düşmana zarar vermektir: yine karşı çıktı Sokrat. İnsan bazen yanılıp iyilere düşman, kötülere dost olabilir. Bu defa adalet kötüye yardım iyilere ise zarar vermek olacaktır. Dolayısıyla bir insana kötülük etmek adalet olamaz.
Adalet: içinde en kuvvetlinin yani hükümdarın menfaatinin bulunduğu şeydir. Sokrat: hükümdar yanılabilir, kanunları kendi aleyhine çıkarabilir. İyi bir hükümdar, kanunları kendi değil halkın yararına çıkarandır.
Adalet, “karşılıklı çatışma” korkusunun ortaya koyduğu kanunlardır. İnsanlar şöyle düşünmüşlerdir: “zulme göğüs germek, onu işlemekten daha kötüdür.” Bundan dolayı insanlar birbirlerine zulmederek, düşmanlıklara göğüs gererek zulmü ve adaleti öğrenmişler ve zulmetmemenin ve zulme uğramamanın daha iyi olduğunu anlamışlardır. Böylece de kanunlar ve antlaşmalar doğmuştur. Dolayısıyla kanunları meşru ve adaletli saymışlardır. İşte adaletin aslı ve özü budur”. Gerek kendisinin gerek se kendi çağlarına yakın insanların yaşanan savaşlardan oldukça fazla etkilendiklerini ve anlayışlarının savaşa endeksli olduğunu sıkça görmekteyiz.( Konfüçyüs, eflatun, Aristo vb.)

Platon (Eflatun)öl.i.ö.347 gençlik yıllarını spor ve siirle geçiren eflatun, yirmi yaşında sokratla tanışmasıyla hayatı değişmiştir. Eflatunun ölmesiyle birlikte bir bunalım geçirip dünyayı dolaşmaya kalkacaktır. Aradan 12 yıl geçtikten sonra tekrar atinaya dönen eflatun akademisini kurdu. En ünlü öğrencilerinden biri olan Aristo dur. Geri kalan kırk yılını felsefe yazarak ve öğreterek geçiren eflatun mülk edinmeme anlayışıyla gerek öğrencisi aristodan gerekse devlet anlayışıyla diğerlerinden farklıdır. Aristo “ Bu toplumun birer parçası olan sizler birbirlerinizin kardeşlerisiniz. Ama sizi yaratan tanrı, aranızda önder olarak yarattıklarının mayasına altın katmıştır. Onlar bunun için baş tacı olurlar yardımcı olarak yarattıklarının mayasına gümüş, çiftçilerin ve öteki işçilerin mayasına da demir ve tunç katmıştır. Aranızda maya birliği olduğuna göre, sizden doğan çocuklar da her halde size benzeyecektir. “  yaratılışta altın olanların diğerleriyle karıştırılmadan korunmasını öngörerek sınıfsal farkıda öngörmüştür diyebiliriz. Birde tanrının yeryüzünü yarattıktan sonra kendi haline bırakması projesi vardırki akıllara zarar. Eflatunun atinadaki akademisi tam 900 yıl açık kaldı taki hırıstıyanlık içinde tehlikeli görülüp kapatılıncaya kadar.

Aristo;  i.ö.322 selanik yakınlarındaki bir yunan kolonisi olan stageria da doğdu Aristo 18 yaşında atinaya gelip Eflatunun akademiasına giren Aristo, hocası eflatunun ölümüne dek yirmi yıl akademiada kalmış, bu süre içerisinde hem öğrencilik hede öğretmenlik yapmıştır. Eflatundan sonra umduğu akademi başkanlığına getirilmeyince kırılmış atinadan ayrılmıştır. İ.ö. 325 de atinaya dönen Aristo eflatunun akademisine rakip olarak lykeion(lise) yi açtı. On iki yıl burada dersler verip araştırmalar yapan Aristo felsefe, mantık, ahlak, politika, psikoloji matematik,astronomi, coğrafya, zooloji kimya fizik gibi çok geniş bir ilgi alanına sahiptir. Kendisinin İskender in ölümünden sonra dinsiz olmakla suçlanması ve mahkemeye verilmesinin ardından sokratın ağabeybetine uğrayacağı korkusuyla evboia adasına kaçmış ama bir yıl sonra 62 yaşında mide hastalığından ölmüştür.
Aristo, eflatunun idealizm akımını rasyonalizm e dönüştürmüştür denebilir. Eflatun hakikati göklerde ararken, Aristo yer bilimiyle uğraşmıştır. Evrenin rastlantı, din,büyü yerine akla indirgemiş, mantıksal teorilerin gerçeğin ta kendisi olduğunu savunmuştur. Bu akılcılık ona kölelik ve kadınların erkeklerden aşağı sevyede oldukları sonucunu çıkarmasında büyük etken olmuştur? Ona göre toplumların en yükseği yüksek iyiliğe ulaşmak amacında olan kent (polis)devletidir. Her varlığın yöneldiği bir aaç (erek) vardır. Bu amaç kendi kendine yeterliliktir. İnsan doğuştan siyasal-toplumsal bir hayvan olarak toplumsallığa eğilimlidir. Aristo’nun idare ve yönetimle ilgili demokrasi hakkındaki düşünceleri ise manidardır. Günümüz laik, aydınlanmacı, doğru analizcilerine duyurulur.(ilgilenenler için politika,a.g.e..s.105) 








Pavlos : i.s.60

Yukarıda verdiğimiz isimlerin bizim için ortak özellikleri hepsinin birer eğitim kurumları kurmaları, yani eğitimin başladığı yada yönlendirildiği yer ve kişiler den bazıları olmalarıdır. Bizim dışımızda gelişen bu eğitim kurumları bir boşluğu dolduracak insanın yetişmesinde öncü rol oynayacaktır.

Nerden ve kimden bilgiyi alacaktık sorusunun yanıtlarını arayanlar için kısa bir dip nottu yukarıdaki insanların hayatları. Son İslam önderi, rehberi, müceddidi, muallimi olan ULU ÖNDER HZ. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) risalet görevinin başlangıcından başlayarak tam manasıyla eğitim-öğretime eğilmiş, insanlık tarihinin bir daha erişemeyeceği kadar yüksek seviyeye çıtıyı yükseltmiştir. İnsanlık bilsin veya bilmesin, anlasın veya anlamasın bulunduğu toplumun şartları ve insanların o günkü zihin yapıları düşünüldüğünde o kutlu resulün başardığı işler kendisinden yıllar sonra gelecek nice bilgin ve ilim erbabını hayretler içinde bırakacaktır. Hala daha onun ortaya koyduğu bilinç seviyesi yakalanamamış, bizler birer mirası yedi gibi onun bıraktığı mirası yiyoruz. Muhatap olduğu kaynağın 970 kez rab sıfatından bahsetmesinin herhalde tesadüf olmadığını bizler o önderin uygulamalarına bakarak anlayabiliriz.
Hz. Peygamberin açtığı eğitim kurumları (üniversiteler ) Mekke üniversitesi muallim; ibn. Abbas. Medine üniversitesi muallim; imam Malik. Kufe üniversitesi muallim; Ammar bir Yasir. Basra üniversitesi muallim; …………. İslam tarihinin son nebisi olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bulunduğu dönem ve kendisinden sonraki gelecek insanların eğitimini bizzat kurduğu bu ve bunun gibi medreselerle kurmuş, bizlere de bir usul bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Yetiştirdiği insanlar çok az milletlere nasip olacak kadar bu eğitimin meyvelerini toplamışlarsa da sonunda yine o önderin dediği çıkacak ve sonlarını bildirdiği yerden kaybedeceklerdir. Bu dönemde binlerce eğitmen ve talebe yetişecek toplumlara örnek olacaklar. Ta ki bu eğitim sisteminden vazgeçene dek. 

Modern hayatımızda eğitim ve kurumlar

Yakın tarihe kadar eğitim kurumlarımıza kısaca bakacak olursak cumhuriyetten önce Osmanlı döneminde eğitim, cami eksenli yürütülmektedir. Büyük yerleşim alanlarında kurulan medreseler insanların eğitimlerini tamamlayacakları tek yerdi. Başlıcaları Irakta Bağdat, mısırda …….., arabistanda Mekke ve Medine medreseleri suriyede ………, afkanistenda ………, sayabiliriz. Bu saydığımız medreselerde büyük İslam alimleri  dersler veriyor, irfan ve fen alanlarında insanları eğitmeyi hedefliyorlardı. Özellikle Osmanlı da gerek padişahlara bağlı ilim adamları gerekse bağımsız ( cemaat önderleri ) imamlar bu eğitim kurumlarında insanı yetiştirmek eğitmek çabası içerisindeydiler.
Bilgi vermekten çok hatırlatmaya yönelik bu gezimizin yakın dönemi olan cumhuriyetten sonraki boyutuna hızlı bir geçiş yapacak olursak, Osmanlı da medrese eğitim ile hizmet veren tüm kurumlar kapatılacak, burada öğrenim gören yetişmiş insanlar, hocalar, öğrenciler, kelimenin tam anlamıyla o yıllarda açılmış olan ÇANAKKALE cephesinde en ön saflara yerleştirilerek bir taşla iki iş halledilmiş olacaktır. Bir hamle ile tam 50 bin yetişmiş alim, yetişmiş eğitmen, yetişmiş donanımlı ilim erbabı, Baş komutanın tabiri ile “ inançları uğrunda gözlerini kıpmadan cennete koşuyorlar. Ön saftaki düşünce hemen arkadaki arkadaşı az sonra öleceğini bile bile ölüme koşuyor.” Şanlı zaferlerin ve kurtuluşların ardından eğitim-öğretim kurumları yeni tedrisat kanunu kabul ediliyor, yazı değiştiriliyor, eğitim sistemi kökten değişime tabi tutuluyor, eğitmenin ve öğrencinin kıyafetine varıncaya kadar yenileniyor, baş öğretmen Mustafa kemal ATATÜRK  sayesinde ünlü bir düşünürün dediği gibi bir gecede ecdadımız cahil bırakılıyor ve yerine bağsız, kültürsüz, geçmişi olmayan, kökü ülke içerisindeki vatandaşlara dayanmayan bir eğitim zorla dayatılmak isteniyordu. Buna karşı durmak isteyenler darağaçlarında sallandırılmak suretiyle susturuluyor. Mazlum halkın bir numara büyük geleceği bu ateşten gömleği giymesi sağlanıyordu. Alimlerimizin yerini artık Halide edip ADIVAR lar alacak, önderlerimizin yerini ise yeni önderler dolduracaktır artık. Ekiler iki, analar anne ağalarsa artık baba olarak adlandırılacak, ataların isimleri zihinlerin yerleri değiştirilerek yeni bilgi çağı oturtturulacaktır artık. Ülke tam bir tasavvur kayması ile yüz yüze bırakılacaktır artık. Eğitimin şirazesi değiştirilmiş,
180 derece döndürülmek suretiyle mihver ve mihenginden edilen eğitim, eğitimden daha çok ezberletilmek suretiyle dumura uğratılacaktır. Tarih yeniden masa başında yazılacak, edebiyat zeminsiz ve ikiyüzlü bir anlayışla ne musaya ne de isaya dayandırılmadan ortada bırakılacak, insanlık matematik ve fenle eğlendirilmeye çalışılacaktır. Böylelikle geçmişsiz, kültürsüz, dalsız budaksız, köksüz bir millet ortaya çıkarılacaktır. Tarihi yapanlarla tarihi yazanlar aynı kültürün insanları olmayınca, bir numara büyük gelen bu eğitim sistemi taaa 2000 li yıllarda raydan çıkacaktır. Başta da belirttiğimiz gibi eğitim sistemi olarak düşünülen şey öğütüm sistemi haline geleceği ta baştan kokmaya başlamıştı fakat bu kokuyu alacak burunlar ÇANAKKALEDE çoktan hakkın huzuruna varmışlardı.

   Değerli dostlar, şimdiye dek sizlerle paylaşmaya çalıştığım bilgiler eğitim’in bir yönüydü. Zihinlerde bir bilinç uyandırmaya yönelik sunduğum bu yolculuk umuyorum sizleri hiç şaşırtmamış aksine bildiğiniz şeyleri bir de benden okumak zorunda kalmışsınızdır. Genel itibariyle belki benden beklenen yazı formatı bu değildi belki de ancak şunu da yapmak istemedim, tutup sizlere tarih, saat, zaman yer vererek hem sizleri sıkmak hemde “Kur'an NESLİ “ okuyucularının bilgi seviyesini biliyor olmamdan dolayı siz değerli insanları hayal kırıklığına uğratmak istemedim. Meselelerin bilincinde olan eğitim seviyesinin normalin üstünde olduğu bir kitleye bildiklerini nasıl olurda tekrar yeni bir sunum yapabilirim diye düşünürken en iyi yöntemin serbest sunum olduğu fikrinden hareketle böyle bir yazı ortaya çıkmış oldu. Ancak içinizden bazı dostlarımın mırıldandığını ve sıkıcı bir üslupla muhatap olma arzusuyla bana kızdıklarını görür gibiyim. Tamam peki, bunu siz istediniz. ( bu yazıdan alacağını almış memnun okuyucularımızın lütfen bundan sonraki yazıyla ilgilenmeden bir sonraki yazar kardeşimizin yazısına geçmelerini istirham ediyorum, teşekkürler )

Okul:
Ekol, tarz, mektep anlamlarına  gelen okul bizde dört duvar manası giydirilmek suretiyle hapsedilmiştir. Tektip anlayış hakim olduğu için tek ekol, tek tarz, tek mektep anlayışı millilik kazanmıştır.

1. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN TARİHSEL GELİŞİMİNE GENEL BİR BAKIŞ
1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (genel eğitim tüzüğü) ile merkez örgütünde maarif nazırının başkanlığında, ilmî ve idarî iki daireden oluşan bir Meclis-i Kebir-i Maarif (büyük eğitim meclisi) ve il düzeyinde bu meclisin şubesi ve icra organı olarak, bir maarif müdürünün başkanlığında maarif meclisi kurulmuştur. 1872 yılında Meclis-i Kebir-i Maarif, iki daire halinden çıkarılarak bir tek meclis haline getirilmiştir. 1879’da Nezaret  merkez örgütü, öğretim basamaklarına göre daireler halinde düzenlenmiş ve bu temelde, Cumhuriyet döneminde de geçerliliğini sürdürmüştür. Buna göre tablo 1’de Meşrutiyetten önce ve sonra Maarif Nezaretinin daireler olarak örgütlenmesi gösterilmektedir.
 Maarif Nezaretinin Örgütlenmesi
Meşrutiyetten Önce
Meşrutiyetten Sonra
Mekâtib-i Aliye (yüksekokul)
Tedrisat-ı Tâliye (ortaöğretim)
Mekâtib-i Rüşdiye (ortaokul)
Tedrisat-ı İptidaiye (ilköğretim)
Mekâtib-i Sıbyaniye (ilkokul)
Mekâtib-i Hususiye (özel okullar)
Telif ve Tercüme
Tahrirat (yazı işleri)
Matbaalar (yayın)
Muhasebat
 
Sicil
 
İstatistik
 
Levazım
 
Evrak

1910’dan sonra bir Tedrisat-ı Âliye (yükseköğretim) dairesi ile  Kütüphaneler Müfettişliği kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında iki eğitim bakanlığı vardı. Ankara’da TBMM Hükümetinin Maarif Vekâleti, İstanbul’da Osmanlı Hükümetinin Maarif Nezareti. 23 Nisan 1920’de TBMM açıldıktan sonra Hükümetin 2 Mayıs 1920 tarih ve 3 sayılı Yasa’sı ile  İcra Vekilleri Heyetinin (Bakanlar Kurulu) on bir vekaletinden biri olarak “Maarif  Vekâleti” örgütlenmiştir. 1920 yılında Maarif Vekâleti;
1. Program Heyeti,
2. İlk Tedrisat Dairesi,
3. Orta Tedrisat Müdürlüğü,
4. Türk Asârı Atikası Müdürlüğü,
5. Sicil İstatistik Müdürlüğü
olmak üzere beş birimden oluşmuştur. 1923 yılında İstanbul’da bulunan Maarif Nezareti kapanmış, Ankara’da kurulan Maarif Vekâleti örgütü genişletilmiş, on bir birim olarak yeniden düzenlenmiştir. Taşra örgütü de maarif müdürlükleri ve maarif memurlukları olarak düzenlenmiştir. 
Cumhuriyet döneminde, MEB örgütü giderek gelişmiş 1933 yılında çıkarılan 2287 sayılı Yasa’yla yeniden düzenlenmiştir. 1935 yılında 2773 sayılı, 1937 yılında 3225 sayılı ve 1941 yılında 4113 sayılı Yasalar’la MEB örgütüne yeni birimle eklenmiş, örgüt daha da genişletilmiş ve iki müsteşarlık   haline getirilmiştir.   1965 yılında, Kültür Müsteşarlığının kurulmasıyla Bakanlık, üç müsteşar tarafından yönetilmeye başlanmış ve örgüt buna   göre düzenlenmiş, 1980 yılında da gelişmeler  doğrultusunda yeniden yapılandırılmıştır.
1983 yılında, eğitim hizmetlerinin gençlik ve spor hizmetleriyle bir bütün olarak ele alınması, örgütün “Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı” adıyla düzenlenmesine neden olmuştur. Ancak, 2 Mart 1989’da 356 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile gençlik ve spor hizmetleri, millî eğitim hizmetlerinden çıkarılmış, örgüt 3797 sayılı ve 4359 sayılı Yasalar ile bugünkü şeklini almıştır. Millî Eğitim Bakanlığı;
- 1923’ten 27 Aralık 1935 tarihine kadar “Maarif Vekâleti”,
- 28 Aralık 1935’den 21 Eylül 1941 tarihine kadar “Kültür Bakanlığı”,
- 22 Eylül 1941’den 9 Ekim 1946 tarihine kadar “Maarif Vekilliği”,
- 10 Ekim 1946’dan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı”,
- 1950’den sonra “Maarif Vekâleti”,
- 27 Mayıs 1960’tan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı” ,
- 1983’ten sonra “Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı”,
- 1989’dan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı”
  adıyla örgütlenmiştir.











1. AKYÜZ, Yahya. Türk Eğitim Tarihi. İstanbul. 20012)
2. SORGUÇ Bahir. Cumhuriyetin 70. Yılında Millî Eğitim. Ankara. 1995
3. Cumhuriyetten Günümüze Sayısal Gelişmeler (MEB-APK) 1988




2. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖRGÜT YAPISI
Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkındaki 3797 sayılı Yasa’ya göre MEB bugün;
olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.
Millî Eğitim Bakanlığı, taşrada 81 il ve 58’i büyük şehir merkez ilçesi olmak üzere 850 ilçede örgütlenmiştir. MEB’in,  21 eğitim müşavirliği ve 17 eğitim ataşeliği olmak üzere 22 ülkede temsilciliği  bulunmaktadır.
2.1. MERKEZ ÖRGÜTÜ
Bakanlık makamı, Talim ve Terbiye Kurulu, ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerinden oluşmaktadır. Meslekî ve Teknik Eğitim Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı (METARGEM) ile Projeler  Koordinasyon Kurulu Merkezi Başkanlığı da merkez örgütü içerisinde yer almaktadır.
2.1.1. Bakanlık Makamı
1.  Bakan
2.  Müsteşar
3.  Müsteşar Yardımcıları
Bakan, Bakanlık  hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetiyle, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla ve kuruluşlarla iş birliği yapmak ve koordinasyonu sağlamakla görevlidir.
Müsteşar, Bakanın yardımcısı ve MEB, Bakanlık hizmetlerini Bakanlığın amaç ve politikalarına, kalkınma planlarına, yıllık programlara ve mevzuat hükümlerine uygun olarak Bakan adına düzenlemek ve yürütmekle görevlidir.
Hizmetlerin yürütülmesinde Müsteşara yardımcı olmak üzere de beş müsteşar yardımcısı görevlendirilir.
2.1.2. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, doğrudan bakana bağlı bir karar organıdır. Eğitimle ilgili hemen her konuda bakana yardımcı olmakta, görüş vermekte eğitim sorunları ile ilgili araştırmalar yapmakta veya yaptırmaktadır.                  
2.1.3. Ana Hizmet Birimleri
1. Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü
2. İlköğretim Genel Müdürlüğü
3. Ortaöğretim Genel Müdürlüğü
4. Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü
5. Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü
6. Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü
7. Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü
8. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü
9. Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü
10. Yükseköğretim Genel Müdürlüğü
11. Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
12. Yurt Dışı Eğitim-Öğretim Genel Müdürlüğü
13. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü
14. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü
15. Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü
16. Okul İçi Beden Eğitimi, Spor ve İzcilik Dairesi  Başkanlığı
2.1.4. Danışma ve Denetim Birimleri
1. Teftiş Kurulu Başkanlığı
2. Araştırma, Plânlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı
3. Hukuk Müşavirliği
4. Bakanlık Müşavirliği
5. Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
2.1.5. Yardımcı Birimler
1. Personel Genel Müdürlüğü
2. Yayımlar Dairesi Başkanlığı
3. Hizmet İçi Eğitim Dairesi Başkanlığı
4. İdarî ve Malî İşler Dairesi Başkanlığı
5. Öğretmene Hizmet ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı
6. İşletmeler Dairesi Başkanlığı
7. Yatırımlar ve Tesisler Dairesi Başkanlığı
8. Eğitim Araçları ve Donatım Dairesi Başkanlığı
9. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı
10. Ortaöğrenim Burs ve Yurtlar Dairesi Başkanlığı
11. Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı
12. Çıraklık, Meslekî ve Teknik Eğitimi Geliştirme ve Yaygınlaştırma  Dairesi Başkanlığı
13. Savunma Sekreterliği
14. Özel Kalem Müdürlüğü
2.1.6. Sürekli Kurullar
1. Milli Eğitim Şurası
2. Müdürler Kurulu
3. Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurulu
4. Öğrenci Disiplin Kurulları
5. Özel İhtisas Komisyonları
2.2.TAŞRA ÖRGÜT YAPISI
-
 





3. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ GÖREVLERİ
Anayasa’ya göre, 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Yasası, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Yasası ile, kalkınma plân ve programları doğrultusunda millî eğitim hizmetlerini yürütmek üzere, Milî Eğitim Bakanlığı kurulmuş , örgüt ve görevlerini düzenlenmek üzere çıkarılan 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa ile de MEB’in görevleri belirlenmiştir. Buna göre;
1. Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve T.C. Anayasası’nda belirtilen Atatürk Millîyetçiliğine bağlı, Türk Ulusu’nun millî, ahlakî, manevî, tarihi, kültürel değerlerini benimseyen, koruyan, geliştiren; ailesini, yurdunu, ulusunu seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar yetiştirmek üzere, Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait bütün eğitim ve öğretim hizmetlerini plânlamak, programlamak, yürütmek, izlemek ve denetim altında bulundurmak.
2. Okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve her çeşit örgün ve yaygın eğitim kurumlarını açmak, yükseköğretim dışında kalan   öğretim kurumlarının diğer bakanlık kurum ve kuruluşlarınca açılmasına izin vermek.
3. Türk yurttaşlarının yurt dışında yapacakları eğitim ve öğretim hizmetlerini düzenlemek ve yürütmek.
4. Diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlarca açılan, yükseköğretim dışında kalan örgün ve yaygın eğitim kurumlarının denklik derecelerini belirlemek, program ve yönetmeliklerini hazırlayıp onaylamak.
5. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı ortaöğretim kurumlarının  program, yönetmelik ve öğrenim denklik derecelerinin belirlenmesi konularında iş birliğinde bulunmak.
6. Yükseköğretimin, millî eğitim  politikası bütünlüğü içinde yürütülmesini sağlamak için Yükseköğretim Yasası ile Bakanlığa verilmiş olan görev ve sorumlulukları yerine getirmek.
7. Okullardaki beden eğitimi, spor ve izcilik eğitimi ile ilgili hizmetleri yürütmek.
8. Yükseköğrenim gençliğinin barınma, beslenme ihtiyaçlarını ve maddî yönden desteklenmelerini sağlamak.






Günümüzde MEB üç şekilde işlev görmektedir.
Örgün Eğitim
Yaygın Eğitim
Özel Eğitim
Nedir bunlar ?
Örgün eğitim: Örgün eğitim, amaca göre hazırlanmış programlarla okul çatısı altında, belirli yaş grubundaki ve aynı seviyedeki bireyler için yapılan düzenli eğitimdir.Örgün eğitim; okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsamaktadır.
Belirlenmiş bir mekanda, belirlenmiş bir müfredatı
Belirlenmiş şekil ve şartta sunulan eğitimin adına biz örgün eğitim diyoruz. Şu an ülkemizde verilen ana okulundan üniversiteye kadar verilen eğitim bu standartlara uyularak verilmektedir. Bunun dışına çıkıp eğitim vermeniz ya yasal değildir ya da kabul edilir değildir.
Yaygın eğitim: Yaygın eğitimin amacı, millî eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş olan veya herhangi bir kademesinde bulunan ya da bu kademeden ayrılmış olan yurttaşlara örgün eğitimin yanında veya dışında eğitim hizmetleri sunmaktır.Televizyon, gazete, vb. gibi eğitim dir ki hiçbir bağlayıcılı yoktur
Özel eğitim: Birinci maddede yer alan örgün eğitim modeliyle çalışmak zorunda olan sadece özel kurumların çalıştırdıkları paralı eğitim sistemidir. Denetlemesi ve müfredatı tamamen milli eğitime bağlıdır.özel olması sadece özel sektörün işletme modeliyle yani para kazanma usulüyle ilgilidir. Aksi taktirde eğitimin bir özelliği yani bağımsızlığı, özgünlüğü yoktur.
Milli eğitimin, eğitimden anladığı ve anlattığı şey işte bu. Ne yaptığı ve ne yetiştirdiği eğittiğini soracak olursanız tavsiyem dönüp etrafınıza bakmanız olacaktır. Ortada bir eğitimden söz edilemeyeceği gibi sistemden de bahsetmek mümkün görünmemektedir. Aslını sorarsanız böyle bir kaygılarının olduğunu da düşünmediğimi açıkça belirtmek isterim. Bu çok mu kötü, bir yönüyle çok kötü kimliksiz, kişiliksiz yetiş(emey)en insan ne kendini ne de içinde bulunduğu toplumu umursamadan keyfinin arzusunun isteklerine uygun davranmaya başlıyor. Sonuç, kaos. Günümüzde eğitim kurumlarının geldiği yer ve duruş itibariyle değerlendirmeye tabi tutmak olanaksız. Nedeni ise henüz kavrayamadığım bir biçimde kopya sistemle sunulmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Model olarak alınan örneklerle kobay olarak kullanılan milletin herhangi bir benzerliği olmadığı gibi bizlerin değer yargıları ve hayatı anlamlandırma biçimi taban tabana zıt özellikler arz etmektedir.



Tesbit:
Durum bundan bundan ibaret. Peki buna muhatap olan bizlere dönelim biraz da yaşadığımız ortamda bizler neler yapıyor neler talep ediyoruz. Biz bu toplumun içinde yaşamıyor muyuz. Bu toplum bizlerden oluşmuyor mu. Biz bu topluma ne kattık, ne aldık. Ben ve Bu yazıyı okuyan dostlarım neler yaptılar duruma ilişkin. Hiç, Kocaman bir hiç. Olurmu bir sürü şey yaptığını söyleyen itirazlarını yükseltenleri duyar gibiyim. Duymuyorum, en azından duymazlıktan geliyorum. İster kabul edin ister etmeyin sizleri duymuyorum. Neden mi ? bu memlekette eğitim söz konusu olduğunda hiçbirimizin ağzını açmaya hakkı yok olduğunu düşünüyorum da ondan. Bu uğurda ne kurumsal olarak ne de inananlar olarak kılımızı bile kıpırdatmadık. İnsanlık, toplumlar, çocuklarımız gözlerimizin önünde iğdiş edildi ama bizim çıtımız bile çıkmadı. Tek düşündüğümüz rejim tarafından onaylanmış bir diploma ve iş imkanıydı. Belki, belki değil mutlaka boyumu aşan sözler bunlar ama söylemezsem kendimden nefret edeceğim, en azından söyleyip utanmayı tercih edeyim. En kabadayımız bile şekillerle uğraştı yıllarca. İşin özüyle ilgili kimse ciddi itirazlar, adımlar atamadı. Ne kadar değer yargımız varsa, ne kadar ilke ve kanunlarımız varsa hepsini değersiz ve eskilerin adetleri olarak gören bir zihniyet karşısında biz ne yaptık.? Tüm ana kayidesini oturttuğumuz dinin dört bir yandan kesilip kalplere hapsedilmesi karşısında, hayata ve dünyaya söyleyecek hiçbir sözü olmayan vahyin muhatapları olarak bizler ne yaptık.?
Alternatif! olarak onların sistemlerine dahil olmayı kabul ettik ve hiç utanmadan başörtümüzü isterük diye birde yüzsüzlük yaparak. Eğitimi alırken başörtülü bir şekilde almayı savunurken bilginin kendisini sorgulamayı hiç aklımıza getirmedik. Tek talebimizse başörtümüzle dahil olabilmekti. Yazıklar olsun bana. Hani din yaşamak için inmişti. Hani tek kazanç kulun cenneti hak edecek erdemli ameller yaparak Ahirete dönüp cenneti (tek ödül) kazanmaktı. Hani tek başarı Allahın huzurunda kitabı sağdan verilenler olmaktı. Hani şartlara teslim olmadan bir haksızlık (zulüm) karşısında ellerimizle, dillerimizle, yüreklerimizle  mücadele vermekti cihad. Hani İLİM ilim bilmekti, İLM kendini bilmekti, sen kendini bulamazsan bu nice okumaktı. Leyl olsun bana. 

Alternatif eğitim metodolojisi;
Gerek İslam ülkelerinde, gerekse batımızda içinde bulunduğumuz çağa alternatif eğitimler yapılmaktadır. Kaynak olmak yerine kendi eğitim kurumlarımızı oluşturma fikriyle uğraşıyor olsa idik hiçbir şey yapamasak da  bir montesoriy olabilirdik. Yüzüncü yılına giren montesoriy okulları şu an geldiği konum itibariyle batının sistem değişikliğine zorlandığı alanlardan biri olmaya devam ediyor. Ülkemizde yeni yine kendisini hissettirmeye başlayan bir zorunluluk halini almış ÖZGÜR eğitim metotları bakalım ne zaman filiz vermeye başlayacak, uyuya kaldığımız uykumuzdan ne zaman uyandırılacağız. Ne yazık ki sizlere hazır iksir paketimiz henüz hazır değil. Karşılığında bedel ödemek gerektiğinde bedel ödeyecek gönüllü eğitimcilerin yapabileceği bir şeyler olmalı. Neyin yapılması gerektiğini biliyorum, nasıl yapılacağı konusunda hiçbir fikrim yok. Kesinlikle neyin yapılmaması gerektiğini ise yazımın ortasonlarına doğru izah etmeye çalıştığımı bir kez daha hatırlatıyor sizleri Allah’a ulaştıracak, Allahlı bir eğitim sistemine kavuşma umudumla selamlıyorum. Esselamualeykum


Not: yazan başörtü ile ilgili mısrada hicab’ın kendisine değil sisteme dahil olma biçimine itiraz yükseltmektedir.  
                                         

Anne Kıymeti

Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...