Ah İslamoğlu Ahhh
Bu başlığın altını dolduracak olsam, belki haftalar belki aylar süren yazılar yazmam gerekebilirdi. Ancak bunun yersiz ve Amacına uygun sonuçlar doğurmayacağını bildiğim için beyhude uğraş sayıyor girmiyorum.
Bırakın bir başkasını kendimizi eleştirmeye kalksak neler neler bulur, hangi tarafımız doğruki eleştirisiyle neler neler dökülmezmiydi dilimizden? Deveye gerçekten sormuşlarmı bilmem ancak görebildiğim hiçbir yerinin doğru durmadığı yönünde. Hatasız, yanlışsız, yamuk yumuk olmayanımız mı var. Ayna kullanmayı adet haline getirmişiz saçımız başımız için, kim nerede yanlış yapıyorum ben diye bakmış namazlardan sonra kaldırdığı ellerine.
İsmail Kılıçarslan kardeşimi yakından takip ederim kendisi de dostlarımda bilir sıkça örnekler verir dilini ve üslubunu methiyelerle anarım hoş sohbet toplantılarımda. Elbette fikir ve Dünya görüşü açısından farklı ve tezat anlayışları besliyor olmam buna engel teşkil etmez. Göz önünde duranlar daha bi incelenir ve daha bi büyüteç altında tutulur da gayrısı bu kadar meze yapılmaz sohbetin ardı sıra. Gerek İslamoğlu gerekse Kılıçarslan Kardeşimiz göz önünde duranlar olmaları hasabiyle ne dedikleri ve ne demedikleri enine boyuna konu edilir, kimi görüşleri beğeni toplarken kimi görüşleri eleştiriye açık hatta hakarete dahi açık hale gelir malesef. Toplumların aynı düşünmeyenleri olarak malesef farklılıklara açık, fikirleri bizim gibi olmayanlarla barışık değiliz. Kapalı toplumlar diye adlandırdıkları bölgelerde bu tür handikaplarla karşılaşıyor olmamız doğal belkide. Sabredeceğiz hep birlikte akıl sahipleri olarak, dengeli davranışlar sergileyeceğiz tüm olumsuzluklara rağmen örneklik teşkil etmekse maksadı ilahimiz.
Kimsenin tekelinde değil !
Ne sen ne bir başkası Temsil etmiyor Hakikati, Allahın halifesi fikrine inanmıyorsanız. Ki ben yeryüzünün Halifesi olduğumuz konusunda iman besleyen kardeşlerinizdenim. Beyan edebilir, görüş (meshep) belirtebiliriz. Fikrimizi delilleriyle açık edip bilinmesini temenli edebiliriz elbette.
Kırıp dökmek, basıp ezmekte neyin nesi !
Kuran-ı Kerim de düşündünüzmü bilmem Allah'ın bir üslubu göze çarpıyor "Dileyen İman etsin, Dileyen İnkar etsin" (Kehf suresi 29) Bu ne var dediğinizi duyar gibiyim. Bunu bir İnsandan duysanız belki önem atfetmez üzerinde durmaya bilirsiniz arkadaşlar ancak bunu bildiren haber veren Mutlak Varedici Allahımız olunca biraz üzerinde düşünmek gerekir. Sonuçları itibarı ile Kendi Hükümranlığı alanında Herşeyin Tek sahibi, Otorite sahibi bunu söylüyorsa mesele başka boyutlara taşabilir. Bizler evlerimizde dahi cocuklarımıza bu özgürlüğü tanımazken, Eşlerimizle olan Münasebetlerimizde bu özgürlük alanından mahrum iken, İş yerlerimizde iş arkadaşlarımızla olan diyaloklarda bu denli hoşgörü barındarmazken Yüce Var edici Rabbimiz ( Sahibimiz) Çerçeveyi ne kadar geniş tuttuğunu görebiliyormuyuz. Yine Sen "Kötülüğü en güzel bir biçimde savuştur"( Fussilet 34 ) şeklindeki hitaba muhataplar olarak bizler nasıl davrandığımıza bakmalı değilmiyiz?
"Olmak yada olmamak işte tüm mesele bu"
Sosyal medya kullanıcılarının duyarlı büyük kısmının sorunu bu olsa gerek. Benim de özelde karşılaştığım en büyük sorunlardan biri bu mesele arkadaşlar. Varlığımızın bi anlamı varmı? etkisi nedir? bize doğurduğu sonuçlar açısından terketmek mi daha faydalı? yokluğumuzda yerimizi dolduracak fikirlerin etki alanlarına ulaşması sonrasında bize ne gibi sorumluluk alanları oluşturacak ? zindanından çıkabilmiş değilim.
Bendeniz İsmail Kılıçarslan kardeşime akıl verecek yada meseleyi izah edecek konumda-seviyede elbette değilim. Yazıyı okuduktan sonra bu fikirleri özelde yazının içeriği açısından genelde ümmetin sorunları çözme kabiliyeti açısından sizlerle paylaşmak istedim. Eski alışkanlıkları bir türlü bırakmayan bırakmak ta istemeyen çoğunluğa inat, durup dinleyip kişileri değil düşünceleri eleştirmekten yana tavır alan birilerine destek, karşısındaki fikir ve kaba kuvvete köstek olmak hiç değilse dil (dilinizle) uzatmak isteği taşıyorum.
İki kızım da İHL ne gidiyor gittiler, Şikayetlerim elbette var dost sohbetlerinde paylaşıyorum. Sorunu ulu orta kimseyle paylaşma niyetinde de olmadım. Ben yükseklerde tanıdığı olmayanlardanım olsa idim onlarla özel sohbetlerde sıkıntılarımı konuşur çözümüne katkı sunup sunamayacaklarını mütala ederdim. Kime ne yetiştiriyoruz sorusu kimiz ve ne yapıyoruz la doğru ilişkili bir konu olsa gerek. Elbette herkesin bu yeryüzünde ideal besleme büyütme ve hayata sunma hakkı mevcut, kırmadan yıkmadan dökmeden. İslamoğlunun Yürek devletinde dediği gibi belki, yada İsmail kardeşimin hepimiz insani hislerimizi yaşatma hakkına sahibiz tv proğramlarında paylaştığı gibi. Mesele birazda ben daha iyi bilirim den kaynaklanıyor görebildiğim (hangi gözle baktıysam)
Sorunu var kabul edersek çözümü içimizde çözmek başlama noktamızı teşkil etmeli. Sorun varsa ve ben varsam Konuşabilirmiyiz? Konuşursak uygun lisan ile anlaşma ihtimalimiz varmı ? Neden olmasın?
27 Aralık 2016 Salı
11 Aralık 2016 Pazar
Terörün Dini, Dinin Terörü 2
Haksızlığı ve Zulmü Bayraklaştıranlar Kutsal ne varsa kullanır
Yazımızın birinci bölümünde bu dili kullanmıştık hatırlarsanız kıymetli arkadaşlarım. Bu gün İstanbulumuzda bir terör kahpeliği yaşandı ve 38 civanımız erken yaşta ahiret yurduna ulaştı. İmrenerek bakıyorum kardeşlerime üzülmek'de ne oluyor. Üzüntü duyacaksak kendi adımıza üzüntü duymalıyız, kardeşlerimizin Ailelerine sahip çıkamazsak, kardeşlerimizin canlarını verdikleri yurdum insanını huzur, mutluluk, barış içerisinde yaşanır bir belde kılamaz isek utanırız. Şahid'likleri kutlu olsun, Rabbim Rahmetiyle amellerini değerlendirsin İNŞAALLAH.
"Bir kavme olan kin ve öfkemiz bizleri adaletsizliğe sevk etmemeli" (ayet meali)
Kimler nelerden rahatsız olur, rahatsız olurda bunu kanla, vahşetle, zulümle karşılık verir. Hakikati ÖLDÜRÜR! İnsanı öldürür! Cana kıyar !
Hadi diyelim hiçbir öğretiden faydalanmadınız, bari hayvanlar alemine baksaydınız ? Baksaydınız da canlılar aleminde dahi vahşetin bu boyutlara ulaşmadığını hayvanların birbirlerini aç kalmadan yemediklerini yemek zorunda kalsalar dahi, doyduklarında bu hissi terk ettiklerini görseydiniz Aşağılık hayvanlar- Hayvandan daha Aşağı olanlar.
Bizler bu Hayvanlardan daha aşağılık olanlardan öğrenecek hiçbir şeyimiz yok, Kendi hamlelerimizi onların hamlelerinin üzerine bina edemez onlar gibi davranamayız, davranmamalıyız. Onlar hertürlü haksızlığı hertürlü Zulmü meşru görebilirler, bizler daha adil, daha fıtri davranmak zorunda kalabiliriz. Bu canımızı acıtsada, zor olsada böyle olmak zorunda çünkü bizler Ahiret inancına sahibiz. bizler İnanç kaynaklarımıza bağlı kalmak zorundayız. Bizi tutan birçok duygu ve Fıtrat var, bunlar karşımızdaki düşmanda olmayabilir! Bu tuzağa düşmeden davranışlar ve eylemler gerçekleştirmek ve hayatı yaşam alanlarını tanzim etmek zorundayız.
Yüreğimiz yanıyor. Kalbimiz bu acıya dayanamıyor patlıyor. Ne yapmalı? Yapılacak şey Zulüme zulümle karşılık vermek yerine, Zulmü ortadan kaldırmak olmalı dostlar. Zulüm İnsanlık için en kötü sonuçtur.
Zalim zulmü ile abat (uzun süre) barınamaz, bitmek tükenmek zorunda kalır bir şartla Karşısına Hakikati Rahmeti çıkarabilirseniz. Bir bulut gibi kaybolur gider, bu büyük eylemi gerçekleştirebilirseniz. İnsanlık Zulmün karşısına dikilecek ve Hakkı, Hakikati, Rahmeti savunacak bu dünyasını değiştirmesine neden olsada.
" Sizinle savaşanlarla misli (aynı oranda denk) ile sizde Savaşın (karşılık verin)" Ayet meali
Devletlerin kendisini koruma hakkı mevcuttur, Kişilerin değil. Ülkeler Hak ve Halklarını korumak adına kendisine karşılık yapılan Eylem ve Saldırıya misli ile karşılık vermekle yükümlüdür. Kişiler yada küçük birliktelik sağlamış guruplar Devlet, Ümmet, Kavimler gibi davranarak bu hadiselere karşılık veremezler.
Dinimizde Bu tür eylemler yok yada Dinimiz bu tür eylemlere onay vermez. Sözü yeterli değildir arkadaşlar, bu söz sadece sözde kalıyor dikkat ederseniz. Birçok hadise dinin yanlış anlayışları, dini yorumların kişilerin yada kurumların işine geldiği gibi yorumlanması sonucu ortaya çıkmıyormu? Ne yazıktır ki İslam dini gibi Huzur, Mutluluk, Barışı temsil eden İslam dahi buna alet edilebiliyor ve tahrip edilerek çıkarlar doğrultusunda kullanılabilmektedir. Varın siz gerisini hayal ediniz. Huzur, Mutluluk, Barış manasındaki İslam (SLM) dahi bu hale getirilebiliyorsa İnsanın kendi yaşam, tecrübelerinden meydana getirilen Diğer din (yaşama biçimleri) ler nasıl hangi amaçlara kurban edilir ve kullanılabilir. Sosyalizim, Kapitalizim, Demokrasi gibi İnsanlığın tecrübelerine dayalı yaşam formları malesef Hayat kitabı Kuran'ın önüne geçirilmiş ve İnsanlığı çıkmaza sürüklemiştir. Bu gün yaşadığımız sorunların kaynağı bu formları gerçek hayat kaynağının önünde değerlendirme hastalığından kaynaklanmıyorsa neden kaynaklanıyor olabilir?
Sevap kazanma aracı Kuran!!!
Yeryüzünü İmar için gönderilen İnsan bu görevini kendisini yaratan yaratıcı ve Rab (sahip) inden bağımsız kendisine özgü yerel kaynaklardan faydalanarak yolunu bulmaya çalışmaktadır.Oysa yanıbaşında Resul (Elçi) ve Kitap (Hakla batılı-doğru ile yanlışı belirleyen) duruyorken. Allahın Gönderdiği kaynağı sevap kazanma aracı haline getirdikten sonra sorunlarımızı birtürlü çözemiyoruz şikayetini anlayabilmek çok güç. Kurtuluş Reçetesi olarak sunulan kaynağı amacı dışında kullanarak, neden kurtulamadığından şikayet eden insanı nasıl uyarabiliriz. Allah İnsana Kitabı niçin indirmişti ? Nuska yapıp boynuna asması içinmi ? Okuyup sevap kazansın içinmi ? yoksa bizim bilemediğimiz başka bir sebepten dolayı mı ?
Şimdi belli bir konuda açık anlaşılır herkesin anlayabileceği ortak paydalar yoksa bunun yanısıra sarlar, gizli işaretler, yanlız birkaç kişinin çözebileceği gizemli şifrelerle dolu bir kaynağa inanıyorsanız sorunlarınızın başlangıcındasınız demektir. Küçük bir telefon icat ederken dahi aklını en az kullanan bireylerin daha kullanabileceği formda yapan insan nasıl olurda yaratıcının insana gönderdiği kaynak için bunun tersi mantığını doğru kabul eder.
devam edecek...
Yazımızın birinci bölümünde bu dili kullanmıştık hatırlarsanız kıymetli arkadaşlarım. Bu gün İstanbulumuzda bir terör kahpeliği yaşandı ve 38 civanımız erken yaşta ahiret yurduna ulaştı. İmrenerek bakıyorum kardeşlerime üzülmek'de ne oluyor. Üzüntü duyacaksak kendi adımıza üzüntü duymalıyız, kardeşlerimizin Ailelerine sahip çıkamazsak, kardeşlerimizin canlarını verdikleri yurdum insanını huzur, mutluluk, barış içerisinde yaşanır bir belde kılamaz isek utanırız. Şahid'likleri kutlu olsun, Rabbim Rahmetiyle amellerini değerlendirsin İNŞAALLAH.
"Bir kavme olan kin ve öfkemiz bizleri adaletsizliğe sevk etmemeli" (ayet meali)
Kimler nelerden rahatsız olur, rahatsız olurda bunu kanla, vahşetle, zulümle karşılık verir. Hakikati ÖLDÜRÜR! İnsanı öldürür! Cana kıyar !
Hadi diyelim hiçbir öğretiden faydalanmadınız, bari hayvanlar alemine baksaydınız ? Baksaydınız da canlılar aleminde dahi vahşetin bu boyutlara ulaşmadığını hayvanların birbirlerini aç kalmadan yemediklerini yemek zorunda kalsalar dahi, doyduklarında bu hissi terk ettiklerini görseydiniz Aşağılık hayvanlar- Hayvandan daha Aşağı olanlar.
Bizler bu Hayvanlardan daha aşağılık olanlardan öğrenecek hiçbir şeyimiz yok, Kendi hamlelerimizi onların hamlelerinin üzerine bina edemez onlar gibi davranamayız, davranmamalıyız. Onlar hertürlü haksızlığı hertürlü Zulmü meşru görebilirler, bizler daha adil, daha fıtri davranmak zorunda kalabiliriz. Bu canımızı acıtsada, zor olsada böyle olmak zorunda çünkü bizler Ahiret inancına sahibiz. bizler İnanç kaynaklarımıza bağlı kalmak zorundayız. Bizi tutan birçok duygu ve Fıtrat var, bunlar karşımızdaki düşmanda olmayabilir! Bu tuzağa düşmeden davranışlar ve eylemler gerçekleştirmek ve hayatı yaşam alanlarını tanzim etmek zorundayız.
Yüreğimiz yanıyor. Kalbimiz bu acıya dayanamıyor patlıyor. Ne yapmalı? Yapılacak şey Zulüme zulümle karşılık vermek yerine, Zulmü ortadan kaldırmak olmalı dostlar. Zulüm İnsanlık için en kötü sonuçtur.
Zalim zulmü ile abat (uzun süre) barınamaz, bitmek tükenmek zorunda kalır bir şartla Karşısına Hakikati Rahmeti çıkarabilirseniz. Bir bulut gibi kaybolur gider, bu büyük eylemi gerçekleştirebilirseniz. İnsanlık Zulmün karşısına dikilecek ve Hakkı, Hakikati, Rahmeti savunacak bu dünyasını değiştirmesine neden olsada.
" Sizinle savaşanlarla misli (aynı oranda denk) ile sizde Savaşın (karşılık verin)" Ayet meali
Devletlerin kendisini koruma hakkı mevcuttur, Kişilerin değil. Ülkeler Hak ve Halklarını korumak adına kendisine karşılık yapılan Eylem ve Saldırıya misli ile karşılık vermekle yükümlüdür. Kişiler yada küçük birliktelik sağlamış guruplar Devlet, Ümmet, Kavimler gibi davranarak bu hadiselere karşılık veremezler.
Dinimizde Bu tür eylemler yok yada Dinimiz bu tür eylemlere onay vermez. Sözü yeterli değildir arkadaşlar, bu söz sadece sözde kalıyor dikkat ederseniz. Birçok hadise dinin yanlış anlayışları, dini yorumların kişilerin yada kurumların işine geldiği gibi yorumlanması sonucu ortaya çıkmıyormu? Ne yazıktır ki İslam dini gibi Huzur, Mutluluk, Barışı temsil eden İslam dahi buna alet edilebiliyor ve tahrip edilerek çıkarlar doğrultusunda kullanılabilmektedir. Varın siz gerisini hayal ediniz. Huzur, Mutluluk, Barış manasındaki İslam (SLM) dahi bu hale getirilebiliyorsa İnsanın kendi yaşam, tecrübelerinden meydana getirilen Diğer din (yaşama biçimleri) ler nasıl hangi amaçlara kurban edilir ve kullanılabilir. Sosyalizim, Kapitalizim, Demokrasi gibi İnsanlığın tecrübelerine dayalı yaşam formları malesef Hayat kitabı Kuran'ın önüne geçirilmiş ve İnsanlığı çıkmaza sürüklemiştir. Bu gün yaşadığımız sorunların kaynağı bu formları gerçek hayat kaynağının önünde değerlendirme hastalığından kaynaklanmıyorsa neden kaynaklanıyor olabilir?
Sevap kazanma aracı Kuran!!!
Yeryüzünü İmar için gönderilen İnsan bu görevini kendisini yaratan yaratıcı ve Rab (sahip) inden bağımsız kendisine özgü yerel kaynaklardan faydalanarak yolunu bulmaya çalışmaktadır.Oysa yanıbaşında Resul (Elçi) ve Kitap (Hakla batılı-doğru ile yanlışı belirleyen) duruyorken. Allahın Gönderdiği kaynağı sevap kazanma aracı haline getirdikten sonra sorunlarımızı birtürlü çözemiyoruz şikayetini anlayabilmek çok güç. Kurtuluş Reçetesi olarak sunulan kaynağı amacı dışında kullanarak, neden kurtulamadığından şikayet eden insanı nasıl uyarabiliriz. Allah İnsana Kitabı niçin indirmişti ? Nuska yapıp boynuna asması içinmi ? Okuyup sevap kazansın içinmi ? yoksa bizim bilemediğimiz başka bir sebepten dolayı mı ?
Şimdi belli bir konuda açık anlaşılır herkesin anlayabileceği ortak paydalar yoksa bunun yanısıra sarlar, gizli işaretler, yanlız birkaç kişinin çözebileceği gizemli şifrelerle dolu bir kaynağa inanıyorsanız sorunlarınızın başlangıcındasınız demektir. Küçük bir telefon icat ederken dahi aklını en az kullanan bireylerin daha kullanabileceği formda yapan insan nasıl olurda yaratıcının insana gönderdiği kaynak için bunun tersi mantığını doğru kabul eder.
devam edecek...
2 Aralık 2016 Cuma
Yanan Halepmi Yoksa İnsanlığımızmı. Halep Düşerse Savaş Benim evimde.
Irak ne kadar ıraktı, Halep kimin yurdu.
Kimse bilmez Biz kimiz, Nereden gelir nereye doğru gideriz biz. Bizi bir biz bilmeyiz de bilen bilir bizi, bilmeyen nereden bilsin bizi.
Şimdi adı Halep, dün Bağdat, yarın ? belki bizim köy, belki bizim ev, bilirmisiniz neresi ?
Hepsinin ortak paydası İslam ve İslamın değerleri bildinmi bizi ? Bağdatı hatırlamazmısın neresi bağdat. Şimdiki misafirlerini tanır bilirsinde geçmişte kim vardı kimlere ev sahipliği yapmış bilirmisin ?
İslam'a medrese olmuş Bağdat, İmana kalp olmuş Bağdat. Irak dedinmi ırak mı olur sanmıştın ? Şimdi sen Suriye dedin adına, Bildinmi kimler yaşamıştı geçmiş senelerde Memlüklüler kimdir bilirmisin sen? Suriye dedinmi şimdiki sınırları bilirsin'de İsrailinde içinde bulunduğu Mekkeyi içine alan bir harita gördünmü hiç sen bi memlüklülerin haritasına bak bir ara olmazmı ?
Hey gidi güzel günler hey, bindin bir At'ın terkisine ve çekip gittin ya bu toz dumanın ortasından. Kaldık çırılçıplak kimsesiz uluorta.
Kelemi Aslıyı biliriz de Halep'i bilmeyiz, keremi kendimizden sayarızda suriye neden el oldu ? Muhammed Mustafa (s.a.s)'e ihanetiyle meşhur muaviye suriyenin kötü talihinin başlangıcı da değildir sonuda.
Gördünmü, nerede İslamın izleri varsa tek tek özenle yıkılıyor. Bina bina, ev ev, cami caim, tek bir kerpiç üst üste bırakmadan hemde. Bir medeniyetin izleri siliniyor sanki yaşamamışlar sanki kurmamışlar. Oturmamışlar, yerleşmemişler, insanlığa umut olmamışlar, insana can suyu vermemişler, doğmamışlar, büyümemişler, gelişmemişler inandınızmı ?
Bize bu sınırları çizenler bizi bölmeyi planlamışlardı, biz bu sınırları kabul ederek neyi planlamıştık ? Neden kardeşimle arama sınır koymayı kabul ederdim ben. Neden toprağa biz çizgi çizer ve bunun gerçekliğine inandım ? Beni ayıran şey içimdemi yoksa dışımdamı kardeşim ? Ülkeleri ayıran sınırlar sadece toprağımı ayırır yoksa insanları mı ?
Kinleri neden ? Kızgınlıkları kime ? Bu kadar acımasız ve bu kadar gaddar olmalarının nedeni ne ?
Çocuklarımın üzerine bomba yağdırmak için taaaa uzaklardan kalkıp geliyor, bombasını bıraktığı yerde acıyı minicik bedenlerde anne sütüne katık eden yavrularımla tattırıyor hemde evinde çocukları olan anne babalar.
Akıl almaz, idrakten uzak.
Yaşamını, huzurunu, rahatını benim çocuklarımın üzerine bina eden bir İnsanlık anlayabileceğim kavrayabileceğim şeyler değil elbet. Benim yokluğumun üzerinden kendine mutluluk çizebilmek mümkünmü ? Benim ve çocuğumun yokluğu bir varlık doğurabilirmi sahiden ? Kalbi olan İnsan için canlıların ve hatta bir insanın ölümüne karşı duyarsız kalmak mümkünmü ?
Ne zaman öldü İnsan, kendi öldüğündemi yoksa İnsanı öldürmeye karar verdiğindemi ? Sen ölebilirdin, belki bir kaza belkide aniden bedenin sunduğu nimet sonucu. Ancak benim gibi bir İnsan'ı bir canı bir çiceği hatta öldürmeyi, kırmayı, koparmayı nasıl aklımdan geçirebilirdim ? Kendime yapımasını istemediğim bir şeyi ben başkasına yapabilirmiydim ? Düşünüyorumda kahretsin düşünmek istemem aslını merak edersen, hadi diyelim düşünüyorum nasıl olurda bile bile, isteyebilirim bu bombayı bu silahı kullandığımda bir can bir canlı yok olacak acı içinde, yanacak nasılolur. Allahım sen aklıma sahip ol.
Planlayıcılar kötü şeyler planlıyor, İnsan iyiliği fıtratını bir kenara bırakmış söküp atmış. Kötülüğü planlıyor hayata geçiriyor.
Çocuklarım, yaşlılarım, kadınlarım ölüyor öldürülüyor. Planlayıcılar kötülüğü planlıyor. Suçsuz günahsız insanım ölüyor. Kimsenin kılı kıpırdamıyor, sinama salonlarından izliyor. İnsanlık izlemekten başka birşey daha yapabilmeli, İnsani değerleri olanlar bu olanlara karşı birşeyler planlamalı.
Yanan Halep'mi yoksa İnsanlığım'mı ? Yanan yüreğim, yanan geleceğim, yanan hayalim belki. Umudum geleceğe dair. Artık daha az iyi ve güzel gelecek hayallerine dalıyorum. Kötülükler planlar yapabiliyor ve uygulamaya geçirirken ben iyi hayaller dahi kuramıyorsam ellerim yok, ayaklarım yok, aklım yok, fikrim yok demekdeğilmi ?
Bu gün değilse ne zaman ? Ben değilse Kim ?
İnsanlığın ihtiyacı olan İyilik ve Güzellik dolu toplumsal yaşam alanı yani kimilerinin cennet diye isimlendirdiği güzel yurtlar. Kim ihtiyaç duymazki ? Kim istemez, kim arzu içinde değildir. Peki neden olmaz, neden hayata geçirilemez uzaklıkta duruyor.
Kötülüğü kim ister ? Kim kötüyü bırakın içinde etrafında ister ? Kötü komşusu olsun isteyen biri varmı etrafınızda ? Kim kötü bir evlat olması ister yada bir arkadaşı veya bir eş isteyen olurmu sizce ?
Hayır. Kimse kötülüğü kendine yada yakınlarına yakıştıramazken bu kötülük nereden ve nasıl oluşur, ortaya çıkar, heryeri kuşatır. Kötüyü ve kötülüğü sevmeyen bizler bu kadar kötüyü ve kötülüğü nasıl oluşturur ortaya koyarız bilirmisin ?
Unutun şimdi bunları son olarak bir haber vermek istiyorum sana, bunu ciddiye al lütfen. Eğer bu savaşı durduramazsak bizi kuşatacak ve çocuklarımızı yakacak. Bizim eve bulaşacak ve bizim öz kimliğimizi etkileyecek. Biz olmayı başaramamış İnsanları kuşatacak ve senin de canın yanacak. Senin de çocuğun bombanın altında can verecek, eşine ve evlerine bulaşacak kardeşim. Yani canım kardeşim Savaşı uzaktan izlemek sana ve bana cana malolacak.
Hadi şimdi kötülüğü planlayanlara inat iyi ve güzel şeyler planla ve bana anlat bizi ikna et kardeşim. Hadi şimdi
Kimse bilmez Biz kimiz, Nereden gelir nereye doğru gideriz biz. Bizi bir biz bilmeyiz de bilen bilir bizi, bilmeyen nereden bilsin bizi.
Şimdi adı Halep, dün Bağdat, yarın ? belki bizim köy, belki bizim ev, bilirmisiniz neresi ?
Hepsinin ortak paydası İslam ve İslamın değerleri bildinmi bizi ? Bağdatı hatırlamazmısın neresi bağdat. Şimdiki misafirlerini tanır bilirsinde geçmişte kim vardı kimlere ev sahipliği yapmış bilirmisin ?
İslam'a medrese olmuş Bağdat, İmana kalp olmuş Bağdat. Irak dedinmi ırak mı olur sanmıştın ? Şimdi sen Suriye dedin adına, Bildinmi kimler yaşamıştı geçmiş senelerde Memlüklüler kimdir bilirmisin sen? Suriye dedinmi şimdiki sınırları bilirsin'de İsrailinde içinde bulunduğu Mekkeyi içine alan bir harita gördünmü hiç sen bi memlüklülerin haritasına bak bir ara olmazmı ?
Hey gidi güzel günler hey, bindin bir At'ın terkisine ve çekip gittin ya bu toz dumanın ortasından. Kaldık çırılçıplak kimsesiz uluorta.
Kelemi Aslıyı biliriz de Halep'i bilmeyiz, keremi kendimizden sayarızda suriye neden el oldu ? Muhammed Mustafa (s.a.s)'e ihanetiyle meşhur muaviye suriyenin kötü talihinin başlangıcı da değildir sonuda.
Gördünmü, nerede İslamın izleri varsa tek tek özenle yıkılıyor. Bina bina, ev ev, cami caim, tek bir kerpiç üst üste bırakmadan hemde. Bir medeniyetin izleri siliniyor sanki yaşamamışlar sanki kurmamışlar. Oturmamışlar, yerleşmemişler, insanlığa umut olmamışlar, insana can suyu vermemişler, doğmamışlar, büyümemişler, gelişmemişler inandınızmı ?
Bize bu sınırları çizenler bizi bölmeyi planlamışlardı, biz bu sınırları kabul ederek neyi planlamıştık ? Neden kardeşimle arama sınır koymayı kabul ederdim ben. Neden toprağa biz çizgi çizer ve bunun gerçekliğine inandım ? Beni ayıran şey içimdemi yoksa dışımdamı kardeşim ? Ülkeleri ayıran sınırlar sadece toprağımı ayırır yoksa insanları mı ?
Kinleri neden ? Kızgınlıkları kime ? Bu kadar acımasız ve bu kadar gaddar olmalarının nedeni ne ?
Çocuklarımın üzerine bomba yağdırmak için taaaa uzaklardan kalkıp geliyor, bombasını bıraktığı yerde acıyı minicik bedenlerde anne sütüne katık eden yavrularımla tattırıyor hemde evinde çocukları olan anne babalar.
Akıl almaz, idrakten uzak.
Yaşamını, huzurunu, rahatını benim çocuklarımın üzerine bina eden bir İnsanlık anlayabileceğim kavrayabileceğim şeyler değil elbet. Benim yokluğumun üzerinden kendine mutluluk çizebilmek mümkünmü ? Benim ve çocuğumun yokluğu bir varlık doğurabilirmi sahiden ? Kalbi olan İnsan için canlıların ve hatta bir insanın ölümüne karşı duyarsız kalmak mümkünmü ?
Ne zaman öldü İnsan, kendi öldüğündemi yoksa İnsanı öldürmeye karar verdiğindemi ? Sen ölebilirdin, belki bir kaza belkide aniden bedenin sunduğu nimet sonucu. Ancak benim gibi bir İnsan'ı bir canı bir çiceği hatta öldürmeyi, kırmayı, koparmayı nasıl aklımdan geçirebilirdim ? Kendime yapımasını istemediğim bir şeyi ben başkasına yapabilirmiydim ? Düşünüyorumda kahretsin düşünmek istemem aslını merak edersen, hadi diyelim düşünüyorum nasıl olurda bile bile, isteyebilirim bu bombayı bu silahı kullandığımda bir can bir canlı yok olacak acı içinde, yanacak nasılolur. Allahım sen aklıma sahip ol.
Planlayıcılar kötü şeyler planlıyor, İnsan iyiliği fıtratını bir kenara bırakmış söküp atmış. Kötülüğü planlıyor hayata geçiriyor.
Çocuklarım, yaşlılarım, kadınlarım ölüyor öldürülüyor. Planlayıcılar kötülüğü planlıyor. Suçsuz günahsız insanım ölüyor. Kimsenin kılı kıpırdamıyor, sinama salonlarından izliyor. İnsanlık izlemekten başka birşey daha yapabilmeli, İnsani değerleri olanlar bu olanlara karşı birşeyler planlamalı.
Yanan Halep'mi yoksa İnsanlığım'mı ? Yanan yüreğim, yanan geleceğim, yanan hayalim belki. Umudum geleceğe dair. Artık daha az iyi ve güzel gelecek hayallerine dalıyorum. Kötülükler planlar yapabiliyor ve uygulamaya geçirirken ben iyi hayaller dahi kuramıyorsam ellerim yok, ayaklarım yok, aklım yok, fikrim yok demekdeğilmi ?
Bu gün değilse ne zaman ? Ben değilse Kim ?
İnsanlığın ihtiyacı olan İyilik ve Güzellik dolu toplumsal yaşam alanı yani kimilerinin cennet diye isimlendirdiği güzel yurtlar. Kim ihtiyaç duymazki ? Kim istemez, kim arzu içinde değildir. Peki neden olmaz, neden hayata geçirilemez uzaklıkta duruyor.
Kötülüğü kim ister ? Kim kötüyü bırakın içinde etrafında ister ? Kötü komşusu olsun isteyen biri varmı etrafınızda ? Kim kötü bir evlat olması ister yada bir arkadaşı veya bir eş isteyen olurmu sizce ?
Hayır. Kimse kötülüğü kendine yada yakınlarına yakıştıramazken bu kötülük nereden ve nasıl oluşur, ortaya çıkar, heryeri kuşatır. Kötüyü ve kötülüğü sevmeyen bizler bu kadar kötüyü ve kötülüğü nasıl oluşturur ortaya koyarız bilirmisin ?
Unutun şimdi bunları son olarak bir haber vermek istiyorum sana, bunu ciddiye al lütfen. Eğer bu savaşı durduramazsak bizi kuşatacak ve çocuklarımızı yakacak. Bizim eve bulaşacak ve bizim öz kimliğimizi etkileyecek. Biz olmayı başaramamış İnsanları kuşatacak ve senin de canın yanacak. Senin de çocuğun bombanın altında can verecek, eşine ve evlerine bulaşacak kardeşim. Yani canım kardeşim Savaşı uzaktan izlemek sana ve bana cana malolacak.
Hadi şimdi kötülüğü planlayanlara inat iyi ve güzel şeyler planla ve bana anlat bizi ikna et kardeşim. Hadi şimdi
19 Kasım 2016 Cumartesi
Biz şimdiki Diyanet işleri başkanından istedik Önceki cevap verdi olmazmı İsmail Kılıçarslan kardeşim
Eski diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardokoğlu Darbe komisyonuna Fetö özelinde Cematler meselesini bir güzel izah etmiş Kendisine katılıyor teşekkür ediyorum.
Bardakoğlu, Türkiye'nin kendini 15 Temmuz'da bir travmayla karşı karşıya bulduğunu belirterek, bu durum karşısında kamuoyunun ortak bir duruş sergilemesinin takdire şayan olduğunu belirtti.
FETÖ'den birçok kesimin zarar gördüğünü ifade eden Bardakoğlu, "Emin olun bu 15 Temmuz olayından en fazla zarar gören dini değerler oldu, İslam dininin yüce değerlerinin böyle sorumsuzca, hunharca, hoyratça istismar edilerek darbeye adeta araç kılınması oldu. Öyle sanıyorum ki çocuklarımızın, torunlarımızın zihninde İslam dininin değerleri konusunda, İslam konusunda, din konusunda ciddi soru işaretleri bıraktı." diye konuştu.
FETÖ'nün 30, 40 yılı aşkın bir süredir dini değerleri kullanarak, eğitime önem vermeyi kullanarak bugünlere geldiğini belirten Bardakoğlu, örgütün kullandığı en önemli dini değerlerin başında bireyin Allah ve peygamberle ilişkisinin olduğunu dile getirdi.
Bardakoğlu, "Dini yapılanmaların bizatihi bir tehlike olduğunu ifade etmiyorum. Dini cemaatleşmeler, dini yapılanmalar vatan için millet için demokrasi için milletçe birlik bütünlük için bir tehlikedir anlamına gelmez bu ama bu Mehdici, Mesihçi, Allah'la görüşen, peygamberle görüşen, gizemlerle dolu bir dini propagandanın ve telkinin bir enfeksiyon alanı oluşturduğunu ve uygun şartlar oluştuğunda uluslararası ilişkilere ve kanlı veya gizli hesaplara girebileceğini anlatmak istiyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Bir dini hareketin en çok dini kurumlarla ilişki kurması ve yapılanması gerektiğini dile getiren Bardakoğlu, ancak Cumhuriyetin temel kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının cemaatlere eşit mesafede durarak yol aldığını kaydetti.
Bardakoğlu, FETÖ'nün 2007-2008'e kadar din alanıyla ciddi bir ilişki kurmadığını söyledi.
Avrupa'da yaşadığı bir anısını paylaşan Bardakoğlu, 2006-2007 yıllarında Almanya'da kutlu doğumla ilgili bir program gerçekleştirilmek istendiğini, bütün oluşumların bu etkinliğe katılmasının önemine vurgu yaptığını, Sünni ve Alevilerin de bulunduğu yaklaşık 16-17 grubun etkinlikte birleştiğini anlatarak, "Buraya katılmayan tek grup Fetullah Gülen grubu oldu." dedi. Bardakoğlu, Gülen grubunun Avrupa'daki diğer toplantılara da katılmadığını ifade etti.
Ali Bardakoğlu, FETÖ'nün 2007-2008'den sonra özellikle Balkanlar'da dini faaliyetleri artırdığını ve özellikle Arnavutluk dini teşkilatını ikna ettiğini belirterek, "Arnavutluk dini teşkilatı daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı ile irtibatını kesti." diye konuştu.
Her grupla iyi ilişki içinde olmayı, hukuken bir sıkıntı olmadığı müddetçe arzu ettiklerini ifade eden Bardakoğlu, şöyle konuştu:
"Türkiye, din konusunda bir yol ayrımında. Mehdici, Mesihci, deccalci, tekfirci, yani insanları kolayca tekfir edebilen, kolayca deccal diye hedefler gösterip kin ve nefreti oralarda yoğunlaştırabilen, Mehdi, Mesih beklentisiyle, kerameti kendinde menkul gizemli bir din anlatımıyla insanların zihinlerini bulandıran, dini değerleri istismar eden bir din yolundan mı yürüyeceğiz yoksa İslam dininin açık, seçik, arı duru, Diyanet İşleri Başkanlığının bugüne kadar koruduğu, Kur'an'a, sünnete ve dinin sahih bilgisine bağlı bir din yolundan mı yürüyeceğiz? Bu 15 Temmuz öyle zannediyorum ki bizi böyle bir yol ayrımına da getirmiş oldu.
Bu yol ayrımında olmak demek, dini cemaatlerin bir realite olarak varolmasını inkar etmek, onlarla mücadele etmek değil. Onları kendi alanlarında ve kendi çizgisinde kalmasını sağlamak ve aklımızı din konusunda doğru aydınlatmayı da Diyanet İşleri Başkanlığına, ilahiyat fakültelerine ve İslam dininin arı-duru, aydınlık bilgisine bırakmak gerekiyor. 15 Temmuz'dan bir ilahiyatçı olarak çıkaracağımız bir ders varsa o da din konusunun ciddiye alınması gerektiği; merdiven altında, kapalı kapılar altında verilen dini eğitimin ve dini değer telkininin giderek sorun üretebileceği, bizatihi omasa bile bir başka ulusal veya uluslararası bir projeyle birleştiği vakit çok kolay manipülasyona uğrayabileceği, evrilebileceği gerçeğidir."
Dini cemaatlerin din konusunda yazdıklarının öteden beri dikkatlerini çektiğini belirten Bardakoğlu, şöyle devam etti:
"Özeleştiri yapmak gerekirse, ilahiyat fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu yazılıp çizilen, merdiven altı dediğim bilgilere karşı çok iyi bir mücadele verildiğini de söyleyemem. O da bizim kusurumuzdur. Fakat burada sorun dini telkinler ve dini bilgiler değil. Burada asıl sorun şifahi dini kültür ve inanışlardır.
Dini cemaatlerin, özellikle FETÖ'nün yazılı dokümanları arasında çok ciddi sorun olmayabilir. Çünkü o bilgiler bizim eleştiriden uzak yazılmış geleneksel kitaplarımızın satırları arasında bulunabilir. Asıl sorun, mensuplar arasında yaygınlaşan şifahi kültür, şifahi inançlar... Asıl sorun sadece dokümanlar değil, mensupları arasında kulaktan kulağa aktarılan, dilden dile dolaşan, gizli bir mücevheratmış gibi elden ele verilen o şifahi bilgilerdir. Zaten 15 Temmuz'u hazırlayan en önemli etkenlerden birisi FETÖ mensuplarının zihinlerinde çakılı olan o şifahi inanışlardır."
Bardakoğlu, açıklamasının ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Diyanet İşleri Başkanlığının "dinler arası diyalog" tabirini kullanmadığını anımsatan Bardakoğlu, bunun yerine "farklı din mensupları arasında diyalog" ifadesinin daha doğru bir tabir olduğunu belirttiklerini söyledi.
"Dinde eleştiri, doğru bilgi, rasyonalite olmadığı vakit dini bağlılıklar insanları hayattan, dünyadan, akıldan, izandan, basiretten koparabiliyor." diyen Bardakoğlu, 1800'lü yıllarda Hindistan'da ortaya çıkan Kadiyaniliğin, Amerika'daki Mormonluğun, FETÖ ile ortak paydaları olduğunu ifade etti.
Bardakoğlu, Kadiyaniliğin değişerek Mehdici, Mesihci bir harekete dönüştüğünü belirterek, dinde doğru bilgiyi esas almayan, gizem, sır, şifahi inançların peşinden koşulursa insanların din adına bir maceraya sürükleneceğini vurguladı.
Din eğitiminin devletin gözetiminde, açık ve şeffaf yapılmasının önemine değinen Bardakoğlu, bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının varlığının önemine işaret etti.
Bardakoğlu dini oluşumlar, inanışlar hakkında hem ilahiyat fakültelerinin hem de Diyanet İşleri Başkanlığının daha uyarıcı olması gerektiğinin altını çizerek, ancak bir devlet kurumu olan başkanlığın cemaatlerle, gruplarla belli bir mesafede olmayı, kavga etmemeyi prensip edindiğini bildirdi.
Bütün dini cemaatlere eşit mesafede olma politikasını sürdürdüklerini ifade eden Bardakoğlu, ancak Diyanetin, dini cemaatlerin neşriyatıyla ilgili toplumu uyarıcı görevini yapmakta biraz çekimser davrandığını söyledi.
"Diyanet İşleri Başkanlığı bugüne kadar sürdürdüğü çizgisini sürdürmek zorundadır. Eşit mesafede dursun." diyen Bardakoğlu, ilahiyat fakültelerinin de hala geçmiş yüz yıllarla vakit kaybettiğini, İslam dünyasında olup bitenle ilgilenenlerin az olduğunu dile getirdi.
Bardakoğlu, uydudan dini yayın yapan 15-20 kanal bulunduğuna işaret ederek, bunların her birinin sorunlu olduğunu ifade etti. Ali Bardakoğlu, "Televizyonlarda sahte bal satılmasını daha ehven bir durum görürüm. Ne olur? En fazla sahte baldan şeker hastası olur, sağlığına zarar verir. Ötekinde adamın zihin dünyası alt üst oluyor. Bu konuda da sadece Diyanete 'git bunlarla mücadele et' demek doğru olmaz." değerlendirmesini yaptı.
"Gizemli dini cemaatleşme çizgisinin her birinin benzeri riskler taşıyabileceğini ve o ilişki ağına girdiği vakit evrilebileceği gibi bir kaygıya sahibim." değerlendirmesinde bulunan Bardakoğlu, şöyle devam etti:
"Diyanet İşleri Başkanlığı bu çizgilerin hep dışında kalmıştır ama konu sadece Fetullahçı Terör Örgütü sebebiyle bir konu değildir. Türkiye'deki dini cemaatleşmelerin dikkatle izlenmesi ve kendi alanında kalması gerekir. Cemaatleşmeler siyaset, ticaret ve eğitim alanına kaydığı sürece zihinlerde benzeri sapmaların yaşanabileceğini ve bunun da ileride bir başka boyuta doğru evrilebileceğini düşünürüm. 14 asırlık İslam tarihi boyunca, ne zaman sahanın dışına çıkılmış ise hep orada başka oluşumlara zemin hazırlandı ve kaymalar oldu. Bu bakımdan da konu sadece Diyaneti değil, toplumun geleceğiyle ilgilenen her kurumu ilgilendiriyor."
FETÖ'nün Diyanette kadrolaşmasının en alt düzeyde olduğuna inandığını söyleyen Bardakoğlu, üst düzey ilahiyat eğitimi almış bir kişinin böyle bir cemaatin peşine gidip kapılanmasının çok zor olduğunu kaydetti. Bardakoğlu, "30 yıl tefsir okutmuş bir kişi, 'hiç haberim, hiç bilgim yok' diyen birisi bu olayların içinde. Ben bunun izahını yapamadım. Benim ilmimin yetmediği bir nokta bu." diye konuştu.
Bardakoğlu, Türkiye'de en çok satan 20 dini kitabın en sorunlu kitaplar olduğunu savunarak, 20'sinin de din konusunda zihinleri başka yerlere savuran kitaplar olduğunu söyledi. Bardakoğlu, diyanetin dini bilgiler ve inanışlar konusunda da uyarıcı olması gerektiğini vurguladı.
Dini cemaatlerin ilk görevinin "içe kapanma" olduğunu belirten Bardakoğlu, Müslüman kimliğinden öte bir alt aidiyetin toplumda çatlağı, nefreti, öfkeyi büyüteceğini ifade etti.
Yuva ve anaokullarında ölçülü, makul dindarlık telkini yapılmasının önemine de değinen Bardakoğlu, "Çocukları zamanında, doğru dini bilgiyle yetiştirmemiz gerekiyor." dedi.
Bardakoğlu, Türkiye'nin kendini 15 Temmuz'da bir travmayla karşı karşıya bulduğunu belirterek, bu durum karşısında kamuoyunun ortak bir duruş sergilemesinin takdire şayan olduğunu belirtti.
FETÖ'den birçok kesimin zarar gördüğünü ifade eden Bardakoğlu, "Emin olun bu 15 Temmuz olayından en fazla zarar gören dini değerler oldu, İslam dininin yüce değerlerinin böyle sorumsuzca, hunharca, hoyratça istismar edilerek darbeye adeta araç kılınması oldu. Öyle sanıyorum ki çocuklarımızın, torunlarımızın zihninde İslam dininin değerleri konusunda, İslam konusunda, din konusunda ciddi soru işaretleri bıraktı." diye konuştu.
FETÖ'nün 30, 40 yılı aşkın bir süredir dini değerleri kullanarak, eğitime önem vermeyi kullanarak bugünlere geldiğini belirten Bardakoğlu, örgütün kullandığı en önemli dini değerlerin başında bireyin Allah ve peygamberle ilişkisinin olduğunu dile getirdi.
Bardakoğlu, "Dini yapılanmaların bizatihi bir tehlike olduğunu ifade etmiyorum. Dini cemaatleşmeler, dini yapılanmalar vatan için millet için demokrasi için milletçe birlik bütünlük için bir tehlikedir anlamına gelmez bu ama bu Mehdici, Mesihçi, Allah'la görüşen, peygamberle görüşen, gizemlerle dolu bir dini propagandanın ve telkinin bir enfeksiyon alanı oluşturduğunu ve uygun şartlar oluştuğunda uluslararası ilişkilere ve kanlı veya gizli hesaplara girebileceğini anlatmak istiyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Bir dini hareketin en çok dini kurumlarla ilişki kurması ve yapılanması gerektiğini dile getiren Bardakoğlu, ancak Cumhuriyetin temel kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının cemaatlere eşit mesafede durarak yol aldığını kaydetti.
Bardakoğlu, FETÖ'nün 2007-2008'e kadar din alanıyla ciddi bir ilişki kurmadığını söyledi.
Avrupa'da yaşadığı bir anısını paylaşan Bardakoğlu, 2006-2007 yıllarında Almanya'da kutlu doğumla ilgili bir program gerçekleştirilmek istendiğini, bütün oluşumların bu etkinliğe katılmasının önemine vurgu yaptığını, Sünni ve Alevilerin de bulunduğu yaklaşık 16-17 grubun etkinlikte birleştiğini anlatarak, "Buraya katılmayan tek grup Fetullah Gülen grubu oldu." dedi. Bardakoğlu, Gülen grubunun Avrupa'daki diğer toplantılara da katılmadığını ifade etti.
Ali Bardakoğlu, FETÖ'nün 2007-2008'den sonra özellikle Balkanlar'da dini faaliyetleri artırdığını ve özellikle Arnavutluk dini teşkilatını ikna ettiğini belirterek, "Arnavutluk dini teşkilatı daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı ile irtibatını kesti." diye konuştu.
Her grupla iyi ilişki içinde olmayı, hukuken bir sıkıntı olmadığı müddetçe arzu ettiklerini ifade eden Bardakoğlu, şöyle konuştu:
"Türkiye, din konusunda bir yol ayrımında. Mehdici, Mesihci, deccalci, tekfirci, yani insanları kolayca tekfir edebilen, kolayca deccal diye hedefler gösterip kin ve nefreti oralarda yoğunlaştırabilen, Mehdi, Mesih beklentisiyle, kerameti kendinde menkul gizemli bir din anlatımıyla insanların zihinlerini bulandıran, dini değerleri istismar eden bir din yolundan mı yürüyeceğiz yoksa İslam dininin açık, seçik, arı duru, Diyanet İşleri Başkanlığının bugüne kadar koruduğu, Kur'an'a, sünnete ve dinin sahih bilgisine bağlı bir din yolundan mı yürüyeceğiz? Bu 15 Temmuz öyle zannediyorum ki bizi böyle bir yol ayrımına da getirmiş oldu.
Bu yol ayrımında olmak demek, dini cemaatlerin bir realite olarak varolmasını inkar etmek, onlarla mücadele etmek değil. Onları kendi alanlarında ve kendi çizgisinde kalmasını sağlamak ve aklımızı din konusunda doğru aydınlatmayı da Diyanet İşleri Başkanlığına, ilahiyat fakültelerine ve İslam dininin arı-duru, aydınlık bilgisine bırakmak gerekiyor. 15 Temmuz'dan bir ilahiyatçı olarak çıkaracağımız bir ders varsa o da din konusunun ciddiye alınması gerektiği; merdiven altında, kapalı kapılar altında verilen dini eğitimin ve dini değer telkininin giderek sorun üretebileceği, bizatihi omasa bile bir başka ulusal veya uluslararası bir projeyle birleştiği vakit çok kolay manipülasyona uğrayabileceği, evrilebileceği gerçeğidir."
Dini cemaatlerin din konusunda yazdıklarının öteden beri dikkatlerini çektiğini belirten Bardakoğlu, şöyle devam etti:
"Özeleştiri yapmak gerekirse, ilahiyat fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu yazılıp çizilen, merdiven altı dediğim bilgilere karşı çok iyi bir mücadele verildiğini de söyleyemem. O da bizim kusurumuzdur. Fakat burada sorun dini telkinler ve dini bilgiler değil. Burada asıl sorun şifahi dini kültür ve inanışlardır.
Dini cemaatlerin, özellikle FETÖ'nün yazılı dokümanları arasında çok ciddi sorun olmayabilir. Çünkü o bilgiler bizim eleştiriden uzak yazılmış geleneksel kitaplarımızın satırları arasında bulunabilir. Asıl sorun, mensuplar arasında yaygınlaşan şifahi kültür, şifahi inançlar... Asıl sorun sadece dokümanlar değil, mensupları arasında kulaktan kulağa aktarılan, dilden dile dolaşan, gizli bir mücevheratmış gibi elden ele verilen o şifahi bilgilerdir. Zaten 15 Temmuz'u hazırlayan en önemli etkenlerden birisi FETÖ mensuplarının zihinlerinde çakılı olan o şifahi inanışlardır."
Bardakoğlu, açıklamasının ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Diyanet İşleri Başkanlığının "dinler arası diyalog" tabirini kullanmadığını anımsatan Bardakoğlu, bunun yerine "farklı din mensupları arasında diyalog" ifadesinin daha doğru bir tabir olduğunu belirttiklerini söyledi.
"Dinde eleştiri, doğru bilgi, rasyonalite olmadığı vakit dini bağlılıklar insanları hayattan, dünyadan, akıldan, izandan, basiretten koparabiliyor." diyen Bardakoğlu, 1800'lü yıllarda Hindistan'da ortaya çıkan Kadiyaniliğin, Amerika'daki Mormonluğun, FETÖ ile ortak paydaları olduğunu ifade etti.
Bardakoğlu, Kadiyaniliğin değişerek Mehdici, Mesihci bir harekete dönüştüğünü belirterek, dinde doğru bilgiyi esas almayan, gizem, sır, şifahi inançların peşinden koşulursa insanların din adına bir maceraya sürükleneceğini vurguladı.
Din eğitiminin devletin gözetiminde, açık ve şeffaf yapılmasının önemine değinen Bardakoğlu, bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının varlığının önemine işaret etti.
Bardakoğlu dini oluşumlar, inanışlar hakkında hem ilahiyat fakültelerinin hem de Diyanet İşleri Başkanlığının daha uyarıcı olması gerektiğinin altını çizerek, ancak bir devlet kurumu olan başkanlığın cemaatlerle, gruplarla belli bir mesafede olmayı, kavga etmemeyi prensip edindiğini bildirdi.
Bütün dini cemaatlere eşit mesafede olma politikasını sürdürdüklerini ifade eden Bardakoğlu, ancak Diyanetin, dini cemaatlerin neşriyatıyla ilgili toplumu uyarıcı görevini yapmakta biraz çekimser davrandığını söyledi.
"Diyanet İşleri Başkanlığı bugüne kadar sürdürdüğü çizgisini sürdürmek zorundadır. Eşit mesafede dursun." diyen Bardakoğlu, ilahiyat fakültelerinin de hala geçmiş yüz yıllarla vakit kaybettiğini, İslam dünyasında olup bitenle ilgilenenlerin az olduğunu dile getirdi.
Bardakoğlu, uydudan dini yayın yapan 15-20 kanal bulunduğuna işaret ederek, bunların her birinin sorunlu olduğunu ifade etti. Ali Bardakoğlu, "Televizyonlarda sahte bal satılmasını daha ehven bir durum görürüm. Ne olur? En fazla sahte baldan şeker hastası olur, sağlığına zarar verir. Ötekinde adamın zihin dünyası alt üst oluyor. Bu konuda da sadece Diyanete 'git bunlarla mücadele et' demek doğru olmaz." değerlendirmesini yaptı.
"Gizemli dini cemaatleşme çizgisinin her birinin benzeri riskler taşıyabileceğini ve o ilişki ağına girdiği vakit evrilebileceği gibi bir kaygıya sahibim." değerlendirmesinde bulunan Bardakoğlu, şöyle devam etti:
"Diyanet İşleri Başkanlığı bu çizgilerin hep dışında kalmıştır ama konu sadece Fetullahçı Terör Örgütü sebebiyle bir konu değildir. Türkiye'deki dini cemaatleşmelerin dikkatle izlenmesi ve kendi alanında kalması gerekir. Cemaatleşmeler siyaset, ticaret ve eğitim alanına kaydığı sürece zihinlerde benzeri sapmaların yaşanabileceğini ve bunun da ileride bir başka boyuta doğru evrilebileceğini düşünürüm. 14 asırlık İslam tarihi boyunca, ne zaman sahanın dışına çıkılmış ise hep orada başka oluşumlara zemin hazırlandı ve kaymalar oldu. Bu bakımdan da konu sadece Diyaneti değil, toplumun geleceğiyle ilgilenen her kurumu ilgilendiriyor."
FETÖ'nün Diyanette kadrolaşmasının en alt düzeyde olduğuna inandığını söyleyen Bardakoğlu, üst düzey ilahiyat eğitimi almış bir kişinin böyle bir cemaatin peşine gidip kapılanmasının çok zor olduğunu kaydetti. Bardakoğlu, "30 yıl tefsir okutmuş bir kişi, 'hiç haberim, hiç bilgim yok' diyen birisi bu olayların içinde. Ben bunun izahını yapamadım. Benim ilmimin yetmediği bir nokta bu." diye konuştu.
Bardakoğlu, Türkiye'de en çok satan 20 dini kitabın en sorunlu kitaplar olduğunu savunarak, 20'sinin de din konusunda zihinleri başka yerlere savuran kitaplar olduğunu söyledi. Bardakoğlu, diyanetin dini bilgiler ve inanışlar konusunda da uyarıcı olması gerektiğini vurguladı.
Dini cemaatlerin ilk görevinin "içe kapanma" olduğunu belirten Bardakoğlu, Müslüman kimliğinden öte bir alt aidiyetin toplumda çatlağı, nefreti, öfkeyi büyüteceğini ifade etti.
Yuva ve anaokullarında ölçülü, makul dindarlık telkini yapılmasının önemine de değinen Bardakoğlu, "Çocukları zamanında, doğru dini bilgiyle yetiştirmemiz gerekiyor." dedi.
17 Kasım 2016 Perşembe
Reddiyem Tasavvuf Düşmanlarını Tanıma Klavuzu üzerine
Üzerime alınmamam gereken birçok konuda olduğu gibi bu konuda da aşırı hassasiyet göstererek tüm olumsuzlukları üzerime çekmek pahasına yazmadan geçemeyeceğim bu konuda öncelikle aşırıya kaçmamayı ve haddi aşmamayı Allah'dan temenni ediyorum.
Sadece ses tonu düzgün ve mikrofonik diye bir beşeri yüceltmek, doğa bilecek tüm sorunları da beraberinde kabul etmek manasına geliyor. Neden yazmak zorunda kaldığını bilemediğimiz bu konuda belli ki birileri tarafından zorlanmış ve asıl mevzu'uyu Fetö kılıfı altından izaha yeltenmiş. Bağlı bulunduğu yapının gelişen konjöktürde sızmaya çalıştığı alana başkalarının da yer bulmak için tırmanışından rahatsız olduğunu bilmeyen sağır sultan kalmadı. Ancak sportmenlik dışı sayılan belaltı yumruklarına girişeceklerin sinyallerini daha ilk günden itibaren hissettirmeleri manidar olmuştur. Her ne ise, bu asıl konunun Yani Devletin boşalan kılcal damarlarına sızma girişim ve gayretini bir kenara bırakarak benim için önem arzeden mevzuya geçmek istiyorum.
Yazısının 3. Kısmının bir kısmını içinde barındıran bir Kul olarak itirazım var Mikrofon bey; Hadi diyelim Tefsir okuyorum üzerime alınmayacağım, Sünneti ayırıp seçip kabul ediyorum üzerime alınmayacağım. Diğer konularda birkaç kelam edip mevzu hakkında birşeyler yazalım istiyorum.
Bay Mikrofon Yazısında aşağıdaki sözü zikrederek ithamda bulunuyor;
Kur'an apaçık bir kitaptır bize yeter derler: Bu başka yerde bir müslüman tarafından söylendi deseler dayak yemeye kadar varan sonuçlar dogurur, ancak bay mikrofon İslamın kıtmiri saysada kendisini Kuranın apaçık ve kendisine yeteceğini nedense kabul etmez.. Oysa İnandığı Kitabın sözlerini söylüyor olması malesef sarsmaz ve korkutmaz kendisini. Ne yazık yazık ki İmanının ilk ilkesi olan Kitaplara iman bölümünde kendisine İman ettiği kaynak kitabın Apaçık olduğu anlatılmamış, kendisine yeterli geleceği izah edilmemiştir. Şimdi bay mikrofonu uyandırmak, uyarmak banamı düştü? elbette hayır. Ben yazıyı okuyan anlamaya çalışan bu adamlar neler söylüyor diye düşünenlere karşı sorumluluk geliştirerek o kardeşlerime bir şeyler söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar bay mikrofonun bazı kesimleri kast ederek güya eleştirdiği cümle bakalım kime aitmiş.
"Elif, Lam, Ra Bu öyle bir kitaptırki Ayetleri Muhkem kılınmış hemde doğru kararlar veren ve herşeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından Açıklanmıştır.
Böyle olması Allahtan başkasına Kul olmayayasınız (ihtiyaç duymayın) diyedir. Bende O kitapla size uyaran ve müjdeleyen kişiyim" Hud Suresi 1-2. Ayetler
Diyanet İşleri (22/HACC-16: Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini (dileyeni) doğru yola iletir.)
Diyanet İşleri (16/NAHL-89: (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) (29/ANKEBÛT-51: Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.)
Belki böyle birçok ayet (işaret) bulabilirsiniz değerli arkadaşlar ben sizi fazla sıkmamak ve konuyu toparlamak için bu ayetlerle yetineceğim. şimdi. Kuranın ifadeleriyle Kitap açık hatta apaçık bir kitaptır diyorken bay mikrofon bunun bazı kişiler tarafından söylenen basit aslı olmayan sözlermiş gibi zikretmesi en hafifinden gaflettir .yaşadığımız toplum Hz. Muhammed (S.A.S) in yaşadığı dönemdeki eski alışkanlıklarına geri dönmüş Atalarının dinini sahiplenmiş olması hasabiyle ipin ucun çoktan kaçırmıştır. Meseleyi yeniden anlatmak ve suyu asli yatağına yeniden yönlendirmek için başlangıç noktası burası değildir. Konu önce ana hatlarıyla bilinmeli üst katlar temeller üzerine inşa edilmelidir. Yeterlilik mevzu'unu bu kadar yeterli görüyorum çünkü yanlış anlaşılmaya açık bir alan olduğu için bendeniz bunun bilinçli ve bir hedefe araç olarak kullanıldığını düşünsemde bu konuda sizleri yönlendirmek istemem.
Bay mikrofon devam ediyor ve aşağıdaki ithamı zikrediyor;
Tasavvuf ehlini, bir zata kudsiyet atfedip onun etrafında halkalandıkları için şirkle itham ederler. Bakalım bay mikrofonun bu sözünü kim söylüyor yine;
Diyanet İşleri (39/ZUMER-3: İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) (7/A'RÂF-3: (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!)
evliya:Dostlar veliler diye çevrilen kavramın içeriğini yine kendileri Allah ile kul arasına Kulu allaha yaklaştırsın diye koyduğumuz şeyin adıdır.Araplarda put olarak da isimlendirilir. Günümüzde kimse put mabud kelimesini evliya için kullanmaz hatta reddeder ancak konu hakkında bağımsız incelemelerde mabud/ put Kişiyi Allaha yaklaştıran şey diye adlandırılır konu hakkında Kuranda da müstakil ayetler vardır bir tanesini yazalım.
Diyanet İşleri (13/RA'D-16: De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan evliyalar (dostlar) (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.”)
ayetin arapça metninde evliya kelimesi mevcuttur isteyen kardeşlerim bakabilirler. Sorunum kişilerle yada kurumlarla değil ayetin karşılığı eş eylem ve mevzu ile dir açıklamaya çalıştığım konu şirk müşrik meselesidir. kim dahildir kim yapmaktadır kim yapmamaktıdır onu benim bilebilmem zamdır.
Daha fazla kurcalayıp kin ve nefret biriktirmek istemiyorum dostlar, anlamak isteyen anlar bir ayetten, anlamak istemeyene ne anlatsak boş.
bay Mikrofon devamında şu cümleyi de söylemekten çekinmiyor kendi ifadesidir.
Allah ile aranıza kimseyi koymayın diye nasihatte bulunurlar. bakalım bu söz kime ait;
Diyanet İşleri (50/KAF-16: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.)
Elmalılı Hamdi Yazır (7/A'RÂF-194: Çünkü Allahtan başka taptıklarınızın hepsi sizin gibi kullardır, eğer da'vanızda sadıksanız haydi onlara çağırın da size icabet etsinler)
Kıymetli kardeşlerim bu sözü izaha gerek duymuyorum utanıyorum Kitap baştan sona Allah ile kul arasında kimsenin olamayacağını. Allah ile birlikte kimsenin hak sahibi söz sahibi olamayacağını anlatmaktadır. Kitapta bunun dışında ne var? Birde Allah Şirki affetmeyeceğini kendisine denk bir düşüncenin olamayacağını anlatıyor. Şirk Allah ile aranıza koyduğunuz ise Allah da bunu affetmeyeceğine göre daha ne diyebilir neden bahsedebilirimki. Allah var ve ondan başka ilah yoktur. Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez unutmayınız. Şeytan sizi Allah ile aldatmasın sakın.
Bay Mikrofon kelimelerini şununla sonlandırıyor benim için, Mürid olmadan mürşit olabilseydi kendilerine bir tekke kurmakta behis görmezlerdi diyor; Mirid nedir ? Mürşid nedir? ya bilmiyor yada kelimelerin içini boşaltıp uygun kelimelerle doldurdukları için bu cümleleri kurmaktan başkalarına yakıştırmaktan kaçınmazlar. Muhatabım kendisi olmadığı için kardeşlerime yazıyorum bunları.
Bakın bay Mikrofonun bağlı bulunduğu tarik nasıl izah ediyor.
Mürid: Mürşidinin karşısında ölü (meyyid hükmünde) gibidir, kendesinden birşey söyleyemez, kendisi birbilgili mürşidinden başka bilemez bildiremez. Mürşidinden tevbe alır ona bağlanır. Yapacaklarını ve yapmayacaklarını ondan öğrenir. Bana kalırsa bu Allaha karşı sorumluluklarımızı çağrıştırıyor.
Mürşid: İrşad eden, Bilgiyi kendisinden önce yaşamış olan irşad edicilerden alır, ölmüş olsada hala Hz. Peygamberden ve irşad edenlerden bilgi alır ve kendesine bağlı olan kimselere bilgi verir. Onların tevbelerini kabul eder (aracı) kendisinden başka müridine kimse yardımcı olamaz. Bana göre Allah ta olan tüm özellikler bunlardır başkasına verilmesi düşünülemez.
Bay Mikrofon kardeşime gelince biz sizin Tarikinizden (yolunuzdan) uzağız. Tenezzül etmeyiz edersek Allahın bizi affetmeyeceğine inanıyoruz(Şirk). Sizin dininiz sizlere Benim dinim bana.
Beni sabırla okuyanlara teşekkür ediyor, hakkı hakikati Allahın apaçık açıkladığına inandığımı, Ondan başka otorite görmediğimi, Ben ancak allaha ibadet eder yardımı da Allahtan beklediğime, tekrar ona döndürüleceğime inandığımı bildirir sizlere de bunu tavsiye ederim. Son olarak fetöcülerinde benim için tarikatlerden bir farkı olmadığını sayidi kürdi hakkında düşündüklerimi aynı Tarikat şeyleri için düşündüğümü bilmenizi hassaten rica ederim.
Sadece ses tonu düzgün ve mikrofonik diye bir beşeri yüceltmek, doğa bilecek tüm sorunları da beraberinde kabul etmek manasına geliyor. Neden yazmak zorunda kaldığını bilemediğimiz bu konuda belli ki birileri tarafından zorlanmış ve asıl mevzu'uyu Fetö kılıfı altından izaha yeltenmiş. Bağlı bulunduğu yapının gelişen konjöktürde sızmaya çalıştığı alana başkalarının da yer bulmak için tırmanışından rahatsız olduğunu bilmeyen sağır sultan kalmadı. Ancak sportmenlik dışı sayılan belaltı yumruklarına girişeceklerin sinyallerini daha ilk günden itibaren hissettirmeleri manidar olmuştur. Her ne ise, bu asıl konunun Yani Devletin boşalan kılcal damarlarına sızma girişim ve gayretini bir kenara bırakarak benim için önem arzeden mevzuya geçmek istiyorum.
Yazısının 3. Kısmının bir kısmını içinde barındıran bir Kul olarak itirazım var Mikrofon bey; Hadi diyelim Tefsir okuyorum üzerime alınmayacağım, Sünneti ayırıp seçip kabul ediyorum üzerime alınmayacağım. Diğer konularda birkaç kelam edip mevzu hakkında birşeyler yazalım istiyorum.
Bay Mikrofon Yazısında aşağıdaki sözü zikrederek ithamda bulunuyor;
Kur'an apaçık bir kitaptır bize yeter derler: Bu başka yerde bir müslüman tarafından söylendi deseler dayak yemeye kadar varan sonuçlar dogurur, ancak bay mikrofon İslamın kıtmiri saysada kendisini Kuranın apaçık ve kendisine yeteceğini nedense kabul etmez.. Oysa İnandığı Kitabın sözlerini söylüyor olması malesef sarsmaz ve korkutmaz kendisini. Ne yazık yazık ki İmanının ilk ilkesi olan Kitaplara iman bölümünde kendisine İman ettiği kaynak kitabın Apaçık olduğu anlatılmamış, kendisine yeterli geleceği izah edilmemiştir. Şimdi bay mikrofonu uyandırmak, uyarmak banamı düştü? elbette hayır. Ben yazıyı okuyan anlamaya çalışan bu adamlar neler söylüyor diye düşünenlere karşı sorumluluk geliştirerek o kardeşlerime bir şeyler söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar bay mikrofonun bazı kesimleri kast ederek güya eleştirdiği cümle bakalım kime aitmiş.
"Elif, Lam, Ra Bu öyle bir kitaptırki Ayetleri Muhkem kılınmış hemde doğru kararlar veren ve herşeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından Açıklanmıştır.
Böyle olması Allahtan başkasına Kul olmayayasınız (ihtiyaç duymayın) diyedir. Bende O kitapla size uyaran ve müjdeleyen kişiyim" Hud Suresi 1-2. Ayetler
Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş - 2) (15/HİCR-1: Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.)
Diyanet İşleri (22/HACC-16: Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini (dileyeni) doğru yola iletir.)
Diyanet İşleri (16/NAHL-89: (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) (29/ANKEBÛT-51: Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.)
Belki böyle birçok ayet (işaret) bulabilirsiniz değerli arkadaşlar ben sizi fazla sıkmamak ve konuyu toparlamak için bu ayetlerle yetineceğim. şimdi. Kuranın ifadeleriyle Kitap açık hatta apaçık bir kitaptır diyorken bay mikrofon bunun bazı kişiler tarafından söylenen basit aslı olmayan sözlermiş gibi zikretmesi en hafifinden gaflettir .yaşadığımız toplum Hz. Muhammed (S.A.S) in yaşadığı dönemdeki eski alışkanlıklarına geri dönmüş Atalarının dinini sahiplenmiş olması hasabiyle ipin ucun çoktan kaçırmıştır. Meseleyi yeniden anlatmak ve suyu asli yatağına yeniden yönlendirmek için başlangıç noktası burası değildir. Konu önce ana hatlarıyla bilinmeli üst katlar temeller üzerine inşa edilmelidir. Yeterlilik mevzu'unu bu kadar yeterli görüyorum çünkü yanlış anlaşılmaya açık bir alan olduğu için bendeniz bunun bilinçli ve bir hedefe araç olarak kullanıldığını düşünsemde bu konuda sizleri yönlendirmek istemem.
Bay mikrofon devam ediyor ve aşağıdaki ithamı zikrediyor;
Tasavvuf ehlini, bir zata kudsiyet atfedip onun etrafında halkalandıkları için şirkle itham ederler. Bakalım bay mikrofonun bu sözünü kim söylüyor yine;
Diyanet İşleri (39/ZUMER-3: İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) (7/A'RÂF-3: (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!)
evliya:Dostlar veliler diye çevrilen kavramın içeriğini yine kendileri Allah ile kul arasına Kulu allaha yaklaştırsın diye koyduğumuz şeyin adıdır.Araplarda put olarak da isimlendirilir. Günümüzde kimse put mabud kelimesini evliya için kullanmaz hatta reddeder ancak konu hakkında bağımsız incelemelerde mabud/ put Kişiyi Allaha yaklaştıran şey diye adlandırılır konu hakkında Kuranda da müstakil ayetler vardır bir tanesini yazalım.
Diyanet İşleri (13/RA'D-16: De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan evliyalar (dostlar) (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.”)
ayetin arapça metninde evliya kelimesi mevcuttur isteyen kardeşlerim bakabilirler. Sorunum kişilerle yada kurumlarla değil ayetin karşılığı eş eylem ve mevzu ile dir açıklamaya çalıştığım konu şirk müşrik meselesidir. kim dahildir kim yapmaktadır kim yapmamaktıdır onu benim bilebilmem zamdır.
Daha fazla kurcalayıp kin ve nefret biriktirmek istemiyorum dostlar, anlamak isteyen anlar bir ayetten, anlamak istemeyene ne anlatsak boş.
bay Mikrofon devamında şu cümleyi de söylemekten çekinmiyor kendi ifadesidir.
Allah ile aranıza kimseyi koymayın diye nasihatte bulunurlar. bakalım bu söz kime ait;
Diyanet İşleri (50/KAF-16: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.)
Elmalılı Hamdi Yazır (7/A'RÂF-194: Çünkü Allahtan başka taptıklarınızın hepsi sizin gibi kullardır, eğer da'vanızda sadıksanız haydi onlara çağırın da size icabet etsinler)
Kıymetli kardeşlerim bu sözü izaha gerek duymuyorum utanıyorum Kitap baştan sona Allah ile kul arasında kimsenin olamayacağını. Allah ile birlikte kimsenin hak sahibi söz sahibi olamayacağını anlatmaktadır. Kitapta bunun dışında ne var? Birde Allah Şirki affetmeyeceğini kendisine denk bir düşüncenin olamayacağını anlatıyor. Şirk Allah ile aranıza koyduğunuz ise Allah da bunu affetmeyeceğine göre daha ne diyebilir neden bahsedebilirimki. Allah var ve ondan başka ilah yoktur. Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez unutmayınız. Şeytan sizi Allah ile aldatmasın sakın.
Bay Mikrofon kelimelerini şununla sonlandırıyor benim için, Mürid olmadan mürşit olabilseydi kendilerine bir tekke kurmakta behis görmezlerdi diyor; Mirid nedir ? Mürşid nedir? ya bilmiyor yada kelimelerin içini boşaltıp uygun kelimelerle doldurdukları için bu cümleleri kurmaktan başkalarına yakıştırmaktan kaçınmazlar. Muhatabım kendisi olmadığı için kardeşlerime yazıyorum bunları.
Bakın bay Mikrofonun bağlı bulunduğu tarik nasıl izah ediyor.
Mürid: Mürşidinin karşısında ölü (meyyid hükmünde) gibidir, kendesinden birşey söyleyemez, kendisi birbilgili mürşidinden başka bilemez bildiremez. Mürşidinden tevbe alır ona bağlanır. Yapacaklarını ve yapmayacaklarını ondan öğrenir. Bana kalırsa bu Allaha karşı sorumluluklarımızı çağrıştırıyor.
Mürşid: İrşad eden, Bilgiyi kendisinden önce yaşamış olan irşad edicilerden alır, ölmüş olsada hala Hz. Peygamberden ve irşad edenlerden bilgi alır ve kendesine bağlı olan kimselere bilgi verir. Onların tevbelerini kabul eder (aracı) kendisinden başka müridine kimse yardımcı olamaz. Bana göre Allah ta olan tüm özellikler bunlardır başkasına verilmesi düşünülemez.
Bay Mikrofon kardeşime gelince biz sizin Tarikinizden (yolunuzdan) uzağız. Tenezzül etmeyiz edersek Allahın bizi affetmeyeceğine inanıyoruz(Şirk). Sizin dininiz sizlere Benim dinim bana.
Beni sabırla okuyanlara teşekkür ediyor, hakkı hakikati Allahın apaçık açıkladığına inandığımı, Ondan başka otorite görmediğimi, Ben ancak allaha ibadet eder yardımı da Allahtan beklediğime, tekrar ona döndürüleceğime inandığımı bildirir sizlere de bunu tavsiye ederim. Son olarak fetöcülerinde benim için tarikatlerden bir farkı olmadığını sayidi kürdi hakkında düşündüklerimi aynı Tarikat şeyleri için düşündüğümü bilmenizi hassaten rica ederim.
6 Kasım 2016 Pazar
Partiler Siyasi alanın öznesimi?
Gönümüzde başka hakimiyet alanlarından yoksun olduğumuz için gözün görebildiği tek ve yegane alan olarak sunulan Partiler gerçekte siyasetin asli unsurlarımı? bu soruyu dahi şimdiye dek hiç düşünmemiş yığınlarca insanın olduğuna eminim. Soru sorabildiğimiz kadar yetişkiniz, yeterki soru sormaktaki maksadımız öğrenmek olsun, dağıtmak, karalamak, parçalamak, ötekileştirmek maksadıyla yapmamış olalım. Tarih bilgimin çok az olduğu bilgisini sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum yazıma, yeterli bilgim olsada en sevmediğim ders tarih dersiydi itiraf edebilirim. Bir meselede de topraktan başlamasam olmaz. Ne yani Aydınlanma dan başlamayalım mı dersin? Toplumlar büyüklük küçüklük hakimiyet alanları oranında etki alanlarını geliştirmiş, gayrı'sına, dışındakilere anlayışlarını empoze etmeye çalışmışlardır. Dinsel Tarih bilincimizle görebildiğimiz en eski hakimiyetler Nuh dönemlirinde, İbrahim dönemlerinde ve Süleyman dönemlerinde dahi dinsel ağırlıklı anlayışlarla toplumları hizada tutma çabalarını görmekteyiz. Elbette doğru ve Hakikat içeriği Resul-Nebi olan din bilginlerini toplumu iknada Allahın İnsanlık için sunduğu-öngördüğü Din'i (yaşama şekli) ni hayata sokmada başarılı ve başarısızlıklarla karşılaşmışlardır.
İnsan kendi ve çevresini geliştirmiş, toplumlar birlikte yaşama şartlarını gerek bağlı bulundukları kavimlerden gerekse Hayata Müdahele eden Din Bilginlerinden (Resul-Nebi) öğrenmeye, öğretmeye başlamışlar, sonuçlarını da yaşamışlardır. Bu Siyasi alanların müdahil unsurları kimi zaman Baskı, kimi zaman sevgi, kimi zaman sadece tavsiye üslubu ile insanları yönlendirmişler. Tarihin her alanında Güç sahipleri gücü bir silah ve baskı aracı olarak toplumun üzerinde kullanmış, az yada gücü olmayan kabile, kavim, toplumlar sindirilmiş yada öldürülmüş, sürülmüşlerdir. Mısır medeniyetinden bize yansıyan öğretilerde bu açık ve belirgin bir şekilde açığa çıkmaktadır. Ardından gelen İsa Resul toplumu geçmişte yaşadığı travmadan kurtarıp düşünmeye sevk etmek için daha yumuşak ve ılımlı bir çizgi izlesede kendi sonunu hazırlamış Allahın müdahalesi ile eziyetten kurtulmuştur. Süreci merhale merhale takip etmeyeceğim Batıya göçü İnsanlık tarihinin serüveni olarak görenler kaçışı herzaman zulümden ve baskıdan kaçış olarak öngörmüş son olarak Osmanlının hakimiyet alanlarından kaçarak Asyanın batısı olan bizimde Batılı diye tercüme ettiğimiz yöne doğru ilerlemeyi sürdürmüş Konstantiniyepolis ten Roma Yunan medeniyetine oradan da Aydınlanma çağına kendini yiyerek devam etmişlerdir. Benim Batılı tanımlamalarımda mutlaka Kasap reonlarında İnsan eti yiyen 16. yüzyılın izleri hak ettiği yeri almıştır. Sen belki Batıyı 17. Yüzyılın Aydınlanma çağıyla Tanrıyı Safdışı bıraktığı yerden başlangıç noktası kabul ediyor olabilirsin ancak o sürece kimlerin nasıl taşındığını toplumun üzerindeki Tanrı kılıcını kullananların tarladaki ürünün peşinde olanların nasılını niçinini aramadan bulmadan çıkarsan Tanrı savaşlarında yenilen Batı Tanrısının ölümünden birşey çıkaramaman İnsan aklını öne alman elbette doğal olacaktır.
Gök Tanrının ölümü sorunu bitirmemiş Yer Tanrılarının da Doğumuyla sonuçlanmış, Toplumları Akıl Perdesi altında cücelerin yönetim şekilleriyle bağlama, boyunduruk altına alma, köleleştirme son hızla 18. Yüzyılı Osmanlının Lale devri çocuklarıyız biz şarkıları altında emek iş üretimle tanıştığı zamanlardan geçişiyle acaba fransızca eğitim alsak kurtuluşumuza yol açarmı zihin karışıklıklarını doğurmuş. 19-20. Yüzyıl batı aklının parlak yılları olarak kayıtlarımıza geçiyor Sosyal, liberal, birey kavramları henüz bizim kadar kullanıma açık değilken batı bu kavramları İnsan insanın kurdudur ilkesiyle çiğnemeye öğütmeye başlamış, Tanrıya Kulluktan İnsana Kulluk serüvenine yükselmiştir. Karl Marx, Max Weber, Kant,Hegel, Platon gibi Peygamberler sahaya inmiş İnsanlık serüvenini Akıl-Mantık Perdesinin arkasına takarak Bireycilik çayırında otlatmaya götürmüş ve güzel otlaklarda daha semiz sağılacak inekler haline getirmişlerdir. Şu hususun altını çizmezsek belki haksızlık etmiş olabiliriz hissiyatıyla Bu Bireylerin çıkış mantıkları bu olmasada doğurduğu sonuçlar açısından değerlendirdiğimizde bu sonuçlarla karşılaştığımız için böyle bir benzetme yaptığmın altını çizmek isterim. Maddenin keşfi eski olmasına rağmen Maddenin Bireyin hakkı olduğunun keşfi bu aydınlanma cağının ürünü olarak İnsanlık tarihine hediye edilmiştir. Daha önceki zamanlarda Toplumların kullanım alanlarına ait olan Toprak alınır, satılır, savaşlar başlatır olmuştu. Başlangıcı olmasada şekillenmeye başlaması bu akımların ağır bombardımanı sonucu gerçekleşmiştir. Toplumlar adına Bir kişinin kararı hiçte gerçekçi ve Adil değildi kimilerine göre, bireyler birarada yaşam alanları oluşturabilir kendi eğemenliklerini kendileri belirleyebilirmiydi. Aklını kullanmayı başarabilenler kendilerini kimin yöneteceğine de kendileri karar verebilirdi elbette. İnsan Tanrıyı öldürdüyse Kanun ve Kuralları da artık kendisi belirleyebilir, iyiyi kötüyü belirleyebilir bulabilir yasak koyabilirdi, zor olmasa gerek.
Tanrıdan kurtulmuştuk ancak Tanrının yeryüzüne indirdiği Kitaptan henüz kurtulamamıştık, biran önce Kitaptan da kurtulmanın yolunu bulmalıydı İnsanlık. Özgürlük alanlarını kısıtlayan, yasak koyan, göklerden geldiğine inanılan Anayasa kitabı nasıl ve hangi gerekçeyle Raf'a Kaldırılabilir?
İşin bu boyutunu anlatmaya başlarsam bizim mahallenin ileri gelenleri sinirlene bilir, kızabilir ve beni afaroz edebilir bu korku yüzünden çok içine girmeden yüzeysel geçerek mahalle baskısından kurtulmaya niyetliyim parmaklarıma söz geçirebilirsem. Elbette çalışınca bu konuda da başarılı olabilirdi İnsanlık ve öyle de oldu iyi ve kapsamlı çalışma ile Gök Tanrıdan gelen yasa kitabı önümüzde ve elimizde durduğu halde Raf'a kaldırılmış oldu. Kullanım alanlarından kaldırıldıktan sonra ellerinde tuttukları Arap harflerinin bir işe yaramayacağını iyi bilenler tarafından ustaca planlanmış bu çalışma yerli ve batılı Akıl sahipleri tarafından incelikle ve Ustaca başarılmış olmalı ki bizim Mahallede kimsenin Ruhu uykusundan uyanmamıştı.
Toplumsal ve Kamusal alanların işgali sonucu Kanun ve yönetmelik ihtiyacı Yerin bitirdikleri tarafından halledilir, üretilir, peydahlanır olmuştu artık. Gelişme çağındaki zihinler ihtiyaç belirlemede Maddeyi esas aldığı için Maddeyi yapı taşı olarak Yeryüzünü Tutan Dağlar gibi çakılmıştı Bireyin anlının çatına. İhtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorunda kalacak olanlar bundan sonra yeryüzünde rahat dolaşamayacak pasaport, kimlik, uyruk gibi Muhtar'iye ye ihtiyaç duyacaklar. Ha bu arada Sizin Muhtarınız Kim? bu soruyu ciddiye almayanlar için sorun yok ama bir gün birileri kalkıp bu soruyu ciddiye alabilir ve bu soruyu Batının kaç yüzü olduğunu bilmediğim yüzüne haykırabilir. Bizmi! henüz bundan çok uzağız. Ümmet fikrini kaybetmiş zihinlere bireyin haklarını arama noktası olarak sunulan siyasal siyasetler çıkmazı partelerin toplumları yönlendirme ve kanalize etme işlevi hakkında uzun ve sıkıcı bu yazıyı kimlerin hangi mantıkla okuduğunu bilemeyeceğim. Tek çare olarak sunulan bu çıkarımın tarihsel ve bir okadar yüzeysel geçmişi hakkında biraz kafa karışıklığı sunalım istedim. Partilerin Siyasi alanları ve toplumları doğruya kanalize ettiği gibi yanlışa da kanalize edebileceği gerçeğini şuan yaşadığımız ülkede biryerlerin haklarını savunduğunu düşünerek ortaya çıkmış şu aralar izledikleri siyasetin bedellerini hak ettikleri şekilde ödeme zamanlarının geldiği oluşumlardan da görebilir idrak edebilirsiniz. Toplumların gözünün içine baka baka Yalanı meşrulaştıran ve Hak, özgürlük, barış gibi kavramlarla hem toplumları hemde İnsanımızı yoksullaştıran, varlıklarını ortadan kaldıran cin fikirler bizi ne hale getirdiğini görüyoruz. Bunun savunuluyor kabul görüyor olduğunu satın alındığını görmek dahi İnsanı derinden etkilerken Kanarak İnanmış toplum fertleri için ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Uygulanmış adaletsizlikleri Sihirbazın sihirli mendili gibi asıl niyetlerini örtmek için kullanan Akıl-Mantık tutucularına okus pokus yapmadan İşin aslını esasını gösterebilecek Musalara ihtiyacımız var. Eyvallah Elimizdeki Harunlarla idare edelim dediğinizi duyar gibiyim. Yetmez İçimizden bizim gibi kanlı canlı, yiyen, için bir Musa çıkarmak şart bizden biri hadi hayırlısı
İnsan kendi ve çevresini geliştirmiş, toplumlar birlikte yaşama şartlarını gerek bağlı bulundukları kavimlerden gerekse Hayata Müdahele eden Din Bilginlerinden (Resul-Nebi) öğrenmeye, öğretmeye başlamışlar, sonuçlarını da yaşamışlardır. Bu Siyasi alanların müdahil unsurları kimi zaman Baskı, kimi zaman sevgi, kimi zaman sadece tavsiye üslubu ile insanları yönlendirmişler. Tarihin her alanında Güç sahipleri gücü bir silah ve baskı aracı olarak toplumun üzerinde kullanmış, az yada gücü olmayan kabile, kavim, toplumlar sindirilmiş yada öldürülmüş, sürülmüşlerdir. Mısır medeniyetinden bize yansıyan öğretilerde bu açık ve belirgin bir şekilde açığa çıkmaktadır. Ardından gelen İsa Resul toplumu geçmişte yaşadığı travmadan kurtarıp düşünmeye sevk etmek için daha yumuşak ve ılımlı bir çizgi izlesede kendi sonunu hazırlamış Allahın müdahalesi ile eziyetten kurtulmuştur. Süreci merhale merhale takip etmeyeceğim Batıya göçü İnsanlık tarihinin serüveni olarak görenler kaçışı herzaman zulümden ve baskıdan kaçış olarak öngörmüş son olarak Osmanlının hakimiyet alanlarından kaçarak Asyanın batısı olan bizimde Batılı diye tercüme ettiğimiz yöne doğru ilerlemeyi sürdürmüş Konstantiniyepolis ten Roma Yunan medeniyetine oradan da Aydınlanma çağına kendini yiyerek devam etmişlerdir. Benim Batılı tanımlamalarımda mutlaka Kasap reonlarında İnsan eti yiyen 16. yüzyılın izleri hak ettiği yeri almıştır. Sen belki Batıyı 17. Yüzyılın Aydınlanma çağıyla Tanrıyı Safdışı bıraktığı yerden başlangıç noktası kabul ediyor olabilirsin ancak o sürece kimlerin nasıl taşındığını toplumun üzerindeki Tanrı kılıcını kullananların tarladaki ürünün peşinde olanların nasılını niçinini aramadan bulmadan çıkarsan Tanrı savaşlarında yenilen Batı Tanrısının ölümünden birşey çıkaramaman İnsan aklını öne alman elbette doğal olacaktır.
Gök Tanrının ölümü sorunu bitirmemiş Yer Tanrılarının da Doğumuyla sonuçlanmış, Toplumları Akıl Perdesi altında cücelerin yönetim şekilleriyle bağlama, boyunduruk altına alma, köleleştirme son hızla 18. Yüzyılı Osmanlının Lale devri çocuklarıyız biz şarkıları altında emek iş üretimle tanıştığı zamanlardan geçişiyle acaba fransızca eğitim alsak kurtuluşumuza yol açarmı zihin karışıklıklarını doğurmuş. 19-20. Yüzyıl batı aklının parlak yılları olarak kayıtlarımıza geçiyor Sosyal, liberal, birey kavramları henüz bizim kadar kullanıma açık değilken batı bu kavramları İnsan insanın kurdudur ilkesiyle çiğnemeye öğütmeye başlamış, Tanrıya Kulluktan İnsana Kulluk serüvenine yükselmiştir. Karl Marx, Max Weber, Kant,Hegel, Platon gibi Peygamberler sahaya inmiş İnsanlık serüvenini Akıl-Mantık Perdesinin arkasına takarak Bireycilik çayırında otlatmaya götürmüş ve güzel otlaklarda daha semiz sağılacak inekler haline getirmişlerdir. Şu hususun altını çizmezsek belki haksızlık etmiş olabiliriz hissiyatıyla Bu Bireylerin çıkış mantıkları bu olmasada doğurduğu sonuçlar açısından değerlendirdiğimizde bu sonuçlarla karşılaştığımız için böyle bir benzetme yaptığmın altını çizmek isterim. Maddenin keşfi eski olmasına rağmen Maddenin Bireyin hakkı olduğunun keşfi bu aydınlanma cağının ürünü olarak İnsanlık tarihine hediye edilmiştir. Daha önceki zamanlarda Toplumların kullanım alanlarına ait olan Toprak alınır, satılır, savaşlar başlatır olmuştu. Başlangıcı olmasada şekillenmeye başlaması bu akımların ağır bombardımanı sonucu gerçekleşmiştir. Toplumlar adına Bir kişinin kararı hiçte gerçekçi ve Adil değildi kimilerine göre, bireyler birarada yaşam alanları oluşturabilir kendi eğemenliklerini kendileri belirleyebilirmiydi. Aklını kullanmayı başarabilenler kendilerini kimin yöneteceğine de kendileri karar verebilirdi elbette. İnsan Tanrıyı öldürdüyse Kanun ve Kuralları da artık kendisi belirleyebilir, iyiyi kötüyü belirleyebilir bulabilir yasak koyabilirdi, zor olmasa gerek.
Tanrıdan kurtulmuştuk ancak Tanrının yeryüzüne indirdiği Kitaptan henüz kurtulamamıştık, biran önce Kitaptan da kurtulmanın yolunu bulmalıydı İnsanlık. Özgürlük alanlarını kısıtlayan, yasak koyan, göklerden geldiğine inanılan Anayasa kitabı nasıl ve hangi gerekçeyle Raf'a Kaldırılabilir?
İşin bu boyutunu anlatmaya başlarsam bizim mahallenin ileri gelenleri sinirlene bilir, kızabilir ve beni afaroz edebilir bu korku yüzünden çok içine girmeden yüzeysel geçerek mahalle baskısından kurtulmaya niyetliyim parmaklarıma söz geçirebilirsem. Elbette çalışınca bu konuda da başarılı olabilirdi İnsanlık ve öyle de oldu iyi ve kapsamlı çalışma ile Gök Tanrıdan gelen yasa kitabı önümüzde ve elimizde durduğu halde Raf'a kaldırılmış oldu. Kullanım alanlarından kaldırıldıktan sonra ellerinde tuttukları Arap harflerinin bir işe yaramayacağını iyi bilenler tarafından ustaca planlanmış bu çalışma yerli ve batılı Akıl sahipleri tarafından incelikle ve Ustaca başarılmış olmalı ki bizim Mahallede kimsenin Ruhu uykusundan uyanmamıştı.
Toplumsal ve Kamusal alanların işgali sonucu Kanun ve yönetmelik ihtiyacı Yerin bitirdikleri tarafından halledilir, üretilir, peydahlanır olmuştu artık. Gelişme çağındaki zihinler ihtiyaç belirlemede Maddeyi esas aldığı için Maddeyi yapı taşı olarak Yeryüzünü Tutan Dağlar gibi çakılmıştı Bireyin anlının çatına. İhtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorunda kalacak olanlar bundan sonra yeryüzünde rahat dolaşamayacak pasaport, kimlik, uyruk gibi Muhtar'iye ye ihtiyaç duyacaklar. Ha bu arada Sizin Muhtarınız Kim? bu soruyu ciddiye almayanlar için sorun yok ama bir gün birileri kalkıp bu soruyu ciddiye alabilir ve bu soruyu Batının kaç yüzü olduğunu bilmediğim yüzüne haykırabilir. Bizmi! henüz bundan çok uzağız. Ümmet fikrini kaybetmiş zihinlere bireyin haklarını arama noktası olarak sunulan siyasal siyasetler çıkmazı partelerin toplumları yönlendirme ve kanalize etme işlevi hakkında uzun ve sıkıcı bu yazıyı kimlerin hangi mantıkla okuduğunu bilemeyeceğim. Tek çare olarak sunulan bu çıkarımın tarihsel ve bir okadar yüzeysel geçmişi hakkında biraz kafa karışıklığı sunalım istedim. Partilerin Siyasi alanları ve toplumları doğruya kanalize ettiği gibi yanlışa da kanalize edebileceği gerçeğini şuan yaşadığımız ülkede biryerlerin haklarını savunduğunu düşünerek ortaya çıkmış şu aralar izledikleri siyasetin bedellerini hak ettikleri şekilde ödeme zamanlarının geldiği oluşumlardan da görebilir idrak edebilirsiniz. Toplumların gözünün içine baka baka Yalanı meşrulaştıran ve Hak, özgürlük, barış gibi kavramlarla hem toplumları hemde İnsanımızı yoksullaştıran, varlıklarını ortadan kaldıran cin fikirler bizi ne hale getirdiğini görüyoruz. Bunun savunuluyor kabul görüyor olduğunu satın alındığını görmek dahi İnsanı derinden etkilerken Kanarak İnanmış toplum fertleri için ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Uygulanmış adaletsizlikleri Sihirbazın sihirli mendili gibi asıl niyetlerini örtmek için kullanan Akıl-Mantık tutucularına okus pokus yapmadan İşin aslını esasını gösterebilecek Musalara ihtiyacımız var. Eyvallah Elimizdeki Harunlarla idare edelim dediğinizi duyar gibiyim. Yetmez İçimizden bizim gibi kanlı canlı, yiyen, için bir Musa çıkarmak şart bizden biri hadi hayırlısı
28 Ekim 2016 Cuma
Demokrasi din mi ? Din dışarıdan desteğe açıkmı?
Bu günlerde yine eski adetlerimiz horlamaya başladı. Eski derken hani şu (80\90) lar, hatırlayanlar vardır ama bilmeyenler için kısa bi tekrar edelim isterseniz o yılları.
Ümmet üzerinde etkilenmeler yoğun yaşandığı yılardı o yıllar. Aidiyetini ve temellerini 23 da kaybetmiş zaviyeler kimlikler kendini arama, yeniden fıtratına dönme çabaları sağdan ve soldan pompalanan anlayışların altında kalmıştı. Çeviriler devşirme zihniyetler ihraç edilmeye çalışılan anlayışlar her bölgeden insanımıza enjekte ediliyordu. Kimliğini kaybetmiş insanın yapacağı şeyi yapacak kendine yeni kimlikler yeni benlikler oturtmaya çalışacaktı, onuda kısa sürede yaptı. Kimi yüzünü batıya çevirdi, kimi doğuya kimi oraya kimi buraya. Kimide kendini içsel yetiştirmeye yöneldi, Bir ben ayakta kaldım.
Etkileşim alanları ülkeler bazında Mısır, Arabistan, İran Rusya, AB ülkeleri (kısaca Batı). Düşünce ve anlayışlar konuşulur dikta edilir uygulanır savunulurdu tüm çıplaklığı ile ve dinamikliği ile. Ölümler, Dirilişler o yılların deyimleri olarak taşındı. Guruplar hizipler partiler o günlerden bu günü taşındı, dönüşümlerde yaşandı elbet içsel ve anlayışlardaki kırılmaların doğurduğu. Kini öfkesi bitti belki ama miras olarak aldığımız bunca bilgi, birikim, tozunu toprağını, curufunuda alıp getirdiğimiz kardeşlerimizle oturup konuşma fırsatı bulamamıştık. Sloganlar dı bizi bir araya getiren tek birleştirici mihenk kimin dilinde ne var diye bakılır omuz omuza mücadele verilirdi o yıllarda. İyisiyle kötüsüyle geçti ve zaman herkesi elinde avucunda ne varsa onunla geleceğin önüne bıraktı şimdi.
Batının Kendi içindeki iç hesaplaşmalarından doğan Demokrasi, ateşkes anlaşması, Kasap reyonlarından insan etini kaldırmıştı belliki ancak doğu toplumlarına verebileceği bilgi ve birikimden çok uzak duruyordu bana kalırsa.
Hatırlarsanız Düşüncenin doğurduğu sonuçlara bakılacağı zaman, Nedenleriyle, niçinleriyle, Hangi gerekçenin bu duruma neden olacağı düşüncesini sorgulayarak anlamaya çalışacak ona göre bilgi edinecektik, bir mevzu hakkında. Unutkanlık iyi bir şey aslında Allah'ın en büyük lütfu sakıncaları yakın zamanın unutulması ve ders çıkarılmaması olabilir yalnız. Elimizde taşıdığımız Değerin kıymetini bilmiyor hep iyi ve güzeli dışımızda aramaya çıkmışsak yazık bize, oysa En değerliyi ve En güzeli Toprağa belki sizin atalarınız serpmiş olabilir.
Hakikati elinde bir meş'ale olarak taşıyan Musa'nın mirası üzerinde tepinen Müslümanlar Yüzlerini batının çıplak ve kıymet bilmez zihniyetlerine dönmüş ise durma vakti düşünme zamanı çoktan geçmiştir.
Muhammed Mustafa(s.a.s) Hiraya yürüdüğünde Sorunların ve Problemlerin çözüm yerini nerede aramış, dövünmüş ve geriye sorunun kaynağına neyle dönmüştü hatırlayanınız varmı? Yetim cocuk Muhammed Mustafa Diri diri toprağa gömülen çocukları, Köşe başlarını tutmuş Din bezirganlarının ve Para babalarının (Sermaye Güçlerinin) İnsanları inim inim inlettiğini, İnsanın alınır satılır hale düşürüldüğünü görmüş ve çıkışı aramaya gitmişti Hira diye tapındığımız mağaraya. Sancısını çektiği şey elbette Adalet ve Sermayenin insanlar arasında eşit dağılımı, ırk,renk,anlayış farklılığını ortadan kaldırmaya yönelik sorunlar yumağı idi. Oysa bizim kabile güçlüydü taraf olduğumuz yöre baş tacı tutulurken çekmişti kılıcını.
Bana Vahyediliyor!
Hayda, nereden çıktı şimdi bu, Allah bir yetime mi dönüp bakmış, onamı En değerli sözü iletmişti yani. Olabilirmi? Abdullah'ın yetim kalmış tek çocuğu bizim Emin Muhammed'e mi kaldı bu din diyanet işleri. Oysa Bir sürü bilgeler, alimler, ulama vardı ona varana dek.
Elit bile değil, herhangi bir özgün fikri dahi oturmamış kafasında Muhammed'in, entelektüel değil yani senin bildiğin, İlericiliği yada kabiliyette öne geçememiş henüz. Şimdi olsa kaç kişi Reddeder düşündün mü Resullüğünü? Başta Bizim din tüccarları varya isimlerini yazmıyorum sen tek tek bulabilirsin etrafına daha dikkatli bakarsan sonra Aydın ve Entelektüellerimiz kendisine kabiliyet ve yetenek verilmişler varya, cep telefonu, bilgisayar kullanan, en güzel evlerde ve arabalarda zamanını geçirin en yüksek binalarda iş yerleri olanlardan bahsediyorum tabiki. Geriye kim mi kaldı diyorsun? Resul geldiğinde ona ilk inananlar kimlerdi onu hatırladın mı? işte onlar kaldı geriye iman dairesinde kalanlar ortada kalanlar yani (halis demirler kaldı geriye kardeşim)
Dikkat ettin mi Hiç Din kelimesi geçmedi şimdiye dek?
Konu başlığından çok mu uzaklaştık dersin, henüz ne bir Demokrasi nede Din kelimesini kullanmadık farkındaysan. Ama sende biraz Aklını kullanmayı dene yazı baştan aşağı bu kelimelerin açılımıyla izahıyla dolu bir daha oku istersen. Seni beni kandırmışlar ya yıllarca ilericilik ve din mevzularında yabancılık çekmemiz ondan kardeşim. Yetim Muhammed Mustafa'm Çıkış yolunu kendisine İlham edildiğini iddia ettiği, Şimdi bizim Kutsal kitabımız Olan Kuranı Kerim diye isimlendirdiğimiz Kurallar ve Kanunlar kitabında bulmuş iletilmiş, indirilmiştir. Vahyin Muhatabı Yetim Muhammed Bedevi bir toplumu 23 yıl gibi kısa bir süre içerisinde muhasır medeniyetler seviyesine çıkarmayı başarmışken Şuan aynı kitabın muhatapları sorun ve problemleri artırmada kullanıyor aynı kaynağı. Tamda burada şu ayrımı yapmak doğru olur düşüncesindeyim. Kuranın Tarihselliği ve Evrenselliği üzerinde ayrılan kalın ana akımlar dürüst olsalar sorun bu denli karmaşık ve içinden çıkılmaz olmayacak, en azından daha sonra parçalanan ve alt kollara ayrılan gurup, hizip,cemaat,yapı,partiler bu denli ilkesiz davranışların içinde olmayacaklardı. Kimse Kaynağın başının nerede ayrıştığını, bu dalların kök kısmına en yakın noktası neresi diye aklını kullanmıyor olablir mi sizce de? Bir ara tarihsellik ve Evrensellik üzerine bir şeyler yazmaya karar verirsem eminim birçok işin içinden kardeşim çok şaşıracak, bilenler zaten biliyor onlara bi sözümüz yok devam etsinler.
Muhammed Mustafa (s.a.s)nın elinde sihirli bir deynege dönüşen Kuran bizim elimizde işlemeyen, sorunlarımızı çözmeyen, nuska okumaya yarayan(roman) kağıtlara dönüşüvermiş miydi?
" Yüzünüzü batıya yada doğuya çevirmeniz birer iyilik değildir."
arkadaşlar, İyilik aramızda belirtilmiş her çocuk tarafından anlaşılabilir bilinebilir zaviyede dururken iyilik ve faydayı tartışıyor olmamız ne acı değilmi? İnsanlığın tecrübelerine dayanan (kendi elleriyle yaptıkları putlar) bilgi birikim ve deneysel gerçeklik diye sunulan yazılı metinler bizi nereye götürebilir? iyi düşünmek zorundayız, yani araç bizi nereye götürmek için hazırlanmış bunu araca binmeden önce sorgulamalıyız, aksi takdirde bu araç beni istediğim yere götürmüyor diyebilir miyiz? Aracın gideceği güzergah üzerinde konumlanmıştı zaten binerken neden düşünmedin diye sormazlar mı? yarın menzile ulaşamayınca. İyi jelatinlenmiş nesnelerin içinde mükemmel iksir bulunma ihtimali varmıdır? o zaten mükemmel ise jelatine ne hacet! Bir şey iyi diye sunuluyor pazarlanıyor popüler kılınıyorsa altında bir bit yeniği aramak lazım dostlar.
arkadaşlar, İyilik aramızda belirtilmiş her çocuk tarafından anlaşılabilir bilinebilir zaviyede dururken iyilik ve faydayı tartışıyor olmamız ne acı değilmi? İnsanlığın tecrübelerine dayanan (kendi elleriyle yaptıkları putlar) bilgi birikim ve deneysel gerçeklik diye sunulan yazılı metinler bizi nereye götürebilir? iyi düşünmek zorundayız, yani araç bizi nereye götürmek için hazırlanmış bunu araca binmeden önce sorgulamalıyız, aksi takdirde bu araç beni istediğim yere götürmüyor diyebilir miyiz? Aracın gideceği güzergah üzerinde konumlanmıştı zaten binerken neden düşünmedin diye sormazlar mı? yarın menzile ulaşamayınca. İyi jelatinlenmiş nesnelerin içinde mükemmel iksir bulunma ihtimali varmıdır? o zaten mükemmel ise jelatine ne hacet! Bir şey iyi diye sunuluyor pazarlanıyor popüler kılınıyorsa altında bir bit yeniği aramak lazım dostlar.
Mirasını yediğimiz kaynağın farkına varabilmek o kadar da zor olmasa gerek üzerinde birikmiş tozlardan arındırmak yeniden kullanım için yeterli görülmelidir. Hangisi dediğinizi duyar gibiyim!!! işte onu denemelisiniz. Denemek ve tecrübesini yapacağınız hangisi olduğu işte. İşe yarayan başarılı olan yönüyle işleyişiyle ameliyle neyin faydalı ve işe yarayan olduğuna kişi(kul) karar verecek ve hesaba da o çekilecek elbette. Tercihlerimizden hesaba çekilecektik ya hatırladınızmı? Batı aydınlanma dan sonra 300 yıl sürdürdüğü öncü kimliğini kimseye bırakmak istemiyor olabilir. Sihirbazların ellerindeki iplerin birer aldatma ve göz boyama olduğunu bir Musa çıkıp onların yüzüne haykırana dek. Benim tarihimde Dünya 5 den büyüktür diyen bir yiğit tanımış olmanın haklı gururunu burada sizinle paylaşmak istiyorum( şimdi burdan kalkıp peygamber dedi ilan etti diyenlere hadi lan ordan diyeyim de şimdiden ) Etrafımızdaki Kahramanlara karşı abartı ile yüceltmeden saygı ve sevgi beslememizi kıskanan bir kesim çıkabilir görmezden geliyorum. Otorite meselesine bu yazımda değinmeden geçmek istiyorum ancak bunun bir eksiklik doğuracağının da bilincindeyim. Hüküm yalnız Allah'ındır işaretinin şeri kurallara işaret ettiğini toplumun meselelerini kendisi çözüm bulmasının Allah'ın otoritesini gözardı etmeden gerçekleştirmesinde bir sorun olmayacağının, Allahı ve Ahkamını Sorun ve Problemlerini çözmede Kaçıncı sırada değerlendirdiğinin Asıl gerisinin teferruat olduğunun bilinmesini isterim. Bu kadarla yetinelim.
İlla farklılık ve Ayrışma noktası olsun için!
Ben farklı düşünüyorum yada ben sizin gibi düşünmüyorum diyebilmek için hakikati incitme çabaları Allah'ın hatrını tercih etmiyor olmasından kaynaklanıyor olabilirmi? Ben Farklı düşünmüyorum Allah nasıl düşünmemi istemişse Kitabında bildirmiştir sınırlar (şeriat) bellidir. Farklılık adına çürüme gerçekleşmeyeceğini test etmek elzemdir. Okumayı bilmiyor olmak suç değildir elbet, okumayı öğrenmemek bizim ayıbımız olarak bize yeter. Kimki Allah'ın Kurallarından ve Yasalarından başka yasa ararsa uzaklaştığı şey Kitabı olan Kurandır. Bunu tercih ediyor olması kınanmayacak birşey olsa Allah eleştirisini bildirmez bize de yazıyla bildirmezdi. Dönelim mi Kaybettiğimiz yere düştüğümüz yere kaybettiğimiz yere. İntikam dolu yürekler Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) Hakka kavuştuğu an itibariyle içindeki kini nefreti ve intikam mücadelesini elinden geldiği kadar uygulamaya koymuş geldiğimiz zaman dilimi içerisinde ortalığı toza ve dumana boğmayı başarmıştır. Bunun suçu onların olduğu kadar biz miras yedilerde de. Sorgulamayan, düşünmeyen, Akletmeyen, önüne ne konduysa onla yetinen nesiller 1400 yıl Ümmet coğrafyasında, 90 yıl bu coğrafyada cu,ci takım tutar gibi ellerindekine din gibi sarılmakla bu oyuna alet olmadık-lar-mı-yız?
Tahlil ve gelinen noktanın izahı olumlumu?
Neden olmasın, Zemin gittikçe pekiştirilmiş, çiğnenenler yeterince çiğnenmiş, çıktı sonuçlar testler sonuçları itibarı ile elde veri olarak mevcut. Geriye ne kaldı (mehdi) pratiği iyi olanın üstün tutulacağı sonuçları verimli tohumların toprağa yeniden ekileceği tarlaların sürülmesi. Ha Mehdi ve İsa bekleyişleriyle bekleyebilirler bizim toplumumuz için sorun yok, gelene kadar oturup beklemek zorunda değilsiniz değilmi? gelirse alır yürürüz, gelmesse kendi tavuğumuzu kendimiz keseceğiz demektir. Herkes işine bakacak yaptığı işi en iyi şekilde yapacak sorumluluk bilinci bize bunu emrediyor. Toplumların sağlığı ve sıhhati kirletilmediği müddetçe elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Kötülükte yarışmayacak iyiliği ahlak haline getireceğiz. Bizim için Rehber olarak gönderilmiş Kitabı sarılacak onu yolumuzu aydınlatan bir işaret fişeği olarak bilecek, asla ne söndürecek nede suyunu içmeyeceğiz. Yaşam kaynağı olan kitabı yaşam alanlarımıza indirecek ona göre yaşamlarımızı şekillendireceğiz. Karşılaştığımız sorunların Kitabımızdan değil kitap yorumlamalarından olduğunu unutmayacağız. Yenisini yeniden deneyecek bulacak yaşayacağız ve ondan hesaba çekileceğiz.
Ölüm Mümin için yok hükmündedir. Bizler ölmeyeceğiz düşüncelerimiz bizden öncekiler gibi bizden sonra da yaşayacak, ruhumuz ölümsüz varedilmiştir. Dünyamızı yakın olandan uzak olana değiştireceğiz hepsi bu.
Sağ ve sağlıcakla kalın.....
10 Temmuz 2016 Pazar
Terörün Dini, Dinin Terörü 1
Esselamünaleyküm,
Başlığın sırrını çözmeyi bir kenara bırakıp güncel yaşadığımız hadiseler üzerinde biraz derinlemesine tefekkür etseidik emin olun bir çok hadisenin neden niçin sarmalını rahatlıkla çözebilirdik.
Durup - düşünme melekesini kaybeden yeni nesil, olayların haberlerin peşinde koşmaktan idrak melekeseni kaybetmiştir. Oysa geçmişten daha fazla bilgiye ulaşabilir durumda olduğu apaçıktır. Günümüzde İnsanlık rahatlıkla bilgiye ulaşabilir bilgiyi kullanabilir durumdadır. Öyleyse günümüzün sorunu bilgi eksikliği değil bilgiyi doğru kullanma sorunu olsa gerektir.
Her konuda olduğu gibi bozulma ve dejenerasyon kutsal metinlerde ve inanç sistemlerinde de ortaya çıkmıştır. Bu her dönemde ve her zamanda mümkün idi zaten. Dejenerasyon ve bozulma olmamış olsa yaratıcı hayata müdahale etmek durumunda kalmayacak yeni kitap ve yeni resul göndermeyecekti.
Başlığın sırrını çözmeyi bir kenara bırakıp güncel yaşadığımız hadiseler üzerinde biraz derinlemesine tefekkür etseidik emin olun bir çok hadisenin neden niçin sarmalını rahatlıkla çözebilirdik.
Durup - düşünme melekesini kaybeden yeni nesil, olayların haberlerin peşinde koşmaktan idrak melekeseni kaybetmiştir. Oysa geçmişten daha fazla bilgiye ulaşabilir durumda olduğu apaçıktır. Günümüzde İnsanlık rahatlıkla bilgiye ulaşabilir bilgiyi kullanabilir durumdadır. Öyleyse günümüzün sorunu bilgi eksikliği değil bilgiyi doğru kullanma sorunu olsa gerektir.
Bilgiyi doğru kullanma elbette akıl(bağlantı) süzgecinden geçirdikten sonra kalbin yani fıtratın onaylaması kabul edebilmesi ile de direk alakalıdır. Kalbinin yani fıtratın onayladığı tasdik ettiği bilgi kullanılabilir, yaşama, toplumlara sunulabilir bilgidir.
Burada şu sorgulanabilir, fıtratın bozulmuş olması halinde "süzgecinden" çalışırmı?
Her konuda olduğu gibi bozulma ve dejenerasyon kutsal metinlerde ve inanç sistemlerinde de ortaya çıkmıştır. Bu her dönemde ve her zamanda mümkün idi zaten. Dejenerasyon ve bozulma olmamış olsa yaratıcı hayata müdahale etmek durumunda kalmayacak yeni kitap ve yeni resul göndermeyecekti.
Artık yeni kaynak kitap gelmeyecek gök kubbeden. Başımızın çaresine bakacağız kafalarımızı kıra kıra.
Kimimiz hakikati temsil ettiğini söyleyecek kimimiz Gök yüzünden haber aldığını. Kimimiz Sen bilmezsin ben bilirim diyecek kimimiz ise hakikati ben temsil ediyorum diyecektir. Ortada birbirine tezat bir çok doğru duruyorsa insanlık hakikati, miheg'i kaybetmiş demektir.
Başlığa dönelim; terör kelimesi yaşadığımız coğrafyanın dilinde mevcut değilken birileri tarafından üretilip dağarcığımıza sokulmaya çalışılıyor. Oysa yerine koyabileceğimiz zulüm gibi doğru kavram var iken. "Terörün" tanımını menfaatleri doğrultusunda, çıkarları yönünde kendisi tarif ederken zulüm bir şey yerinden etmek, haksızlık hadisizlik, olması gerekeni değilde başka bir şeyi olması gerekenin yerine koymak manalarını içerir.
Başlığa dönelim; terör kelimesi yaşadığımız coğrafyanın dilinde mevcut değilken birileri tarafından üretilip dağarcığımıza sokulmaya çalışılıyor. Oysa yerine koyabileceğimiz zulüm gibi doğru kavram var iken. "Terörün" tanımını menfaatleri doğrultusunda, çıkarları yönünde kendisi tarif ederken zulüm bir şey yerinden etmek, haksızlık hadisizlik, olması gerekeni değilde başka bir şeyi olması gerekenin yerine koymak manalarını içerir.
Din hakkında çok ileri görüşler yerine günlük kullanabileceğimiz, işimizi gören, dertlerimize derman olabilecek, sorunlarımızı çözebilecek bir karşılık vermek istiyorum. Bir çoğunuz mânâsını biliyor. ben hayat nizamı, yaşama biçimi diye türkçeye çevirebilirim
Şimdi elimizde ne var diye baktığımızda, zulümün yaşam şekli olarak vücut bulduğu coğrafyalarda buna neyin neden olduğu konusu önemini yitirmektedir. Sonuç-vaka zulmün kendisidir. zulme neyin yada kimin neden olduğu ise teferruat olarak kalmaktadır. siz hangi gerekçeyle olursa olsun zülüm yapamaz zulme göz yumamaz, zulmün tarafında yer alamazsınız. Kimi temsil ediyor olursanız olun Sonucu değiştirmeyecektir. Ortaya konan düşünce, eylem zaman içerisinde ya karşılığını zulüm ile yada hakikatin bizatihi kendisi olarak ortaya koyacaktır elinizdeki sihir "zaman".
Şimdi elimizde ne var diye baktığımızda, zulümün yaşam şekli olarak vücut bulduğu coğrafyalarda buna neyin neden olduğu konusu önemini yitirmektedir. Sonuç-vaka zulmün kendisidir. zulme neyin yada kimin neden olduğu ise teferruat olarak kalmaktadır. siz hangi gerekçeyle olursa olsun zülüm yapamaz zulme göz yumamaz, zulmün tarafında yer alamazsınız. Kimi temsil ediyor olursanız olun Sonucu değiştirmeyecektir. Ortaya konan düşünce, eylem zaman içerisinde ya karşılığını zulüm ile yada hakikatin bizatihi kendisi olarak ortaya koyacaktır elinizdeki sihir "zaman".
Yanlış yapmak hata işlemek insana mahsus bir özellikdir insan hata yapabilir hata yaptığını farkettiğinde döner tövbe eder allahtan af diler ve bir daha hatasını tekrar etmez. Hatasız kul yoktur aramamakta gerekir tövbe etmeyen hatasından dönmeyen kul vardır onu kerih görmek gerekir iblis hatasını fark etmedi o yüzden şeytanlaştı, Adem hatasını fark etti döndü tövbe etti Allah tövbeleri çok çok kabul edendir tövbesini kabul buyurdu. Çağımız insanı gerçeğin yerine yapaysun iyi bir takım olgular koymak suretiyle zor mi Siri ve noktasına taşıyor dileriz en yakın vakitte tövbe eder fıtratına döner olması gerekeni olması gereken yere koyar yapmazsa ne olur yapmazsa zorlayın abad olur zulümle abad olunmaz ama bugün zulmün Zirve yaptığını görüyoruz tarihte bunun örnekleri yok mu elbette var Kitabullah bize bunun örneklerini bir bir, tek tek tane, tane izahla dolu. Sonuç ne olmuş hüsran ısrar hüsran getirmiş yine getirecek kula düşen safını belli etmek hakikaten doğruluktan fıtrattan kitabı allahtan ayrılmamak olacaktır, karıncanın misali tam da burada yerini bulmaktadır.
Haksızlığı ve zulümü Bayraklaştıranlar kutsal ne varsa kullanır hatta elinde ne varsa kullanır. Gören göz değil gönül, anlayan kalp kavrayyan fikir haksızlığı bilir anlar. Bir çocuğun hayatını kaybetmesi değil insan, nebatat tarafından dahi haksızlık olarak kabul edilir. Nice Taşlar vardır Çağlar nice dağlar vardır ağlar, göz odur ki Hakk'ı göre yol odur ki kabara
Haksızlığı ve zulümü Bayraklaştıranlar kutsal ne varsa kullanır hatta elinde ne varsa kullanır. Gören göz değil gönül, anlayan kalp kavrayyan fikir haksızlığı bilir anlar. Bir çocuğun hayatını kaybetmesi değil insan, nebatat tarafından dahi haksızlık olarak kabul edilir. Nice Taşlar vardır Çağlar nice dağlar vardır ağlar, göz odur ki Hakk'ı göre yol odur ki kabara
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Anne Kıymeti
Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...
-
Deniz kumu, deniz kızı kerpiç evler yıkılan damlar. En pahalı mezar hangi semtte satılır? Banyo dolapları meşe, yerler laminant. Otoparkı va...
-
Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...
