23 Mayıs 2020 Cumartesi

Ben (öz) 3




Derin sessizliği bölecek hareket kaydedilmemiş,
Yaşama dair en ufak işaret sezilmemişti.

Yaşamın olmayışı olanaksız,
 bu derin sessizlik nasıl izah edilebilir?

İyiye işaret
Yaşam belirtisinin olmayışı 
Hayramı yormalı?

Kuş Uçuruyorum...



Oturup seninle tükürük yarıştırmadığım için kusuruma bakma.

Bir kuş uçuruyorum yarınlara, gagasında bir parça kutsal ekmek.

Ayağı hangi temiz suya değmiş, belki ganj, veya nil, yada tuna.

Bakma, battığın yokluk denizine meyletmiyorum diye kusuruma.




16 Mayıs 2020 Cumartesi

Olacağım



kendimi beğenecek değilim...

kokuşmuş yanlarımı,
kırışmış taraflarımı,
yada aklımı.

kendimi beğenecek...

eşiğindeyim yosmanın,
ya bırakacağım etimi kemiğimi
ya öylece dalacağım.


kimliğimi, kişiliğimi aşıp,
kendimi bulacağım

orda olacağım, öleceğim.



Mücahid Gökmen Şahin


Beyaz Toros ( Ali Can kardeşime ithaf olunur )




Adını ben koymadım, kalktığımda konmuştu lakabı. Ağabeyler anlatırdı hünerlerini; aracın ön tarafındaki koltuklardan başlanırdı söze; Önde iki kişi varsa ve düzgün giyinimli orta yaşlı iseler dikkatli olunmalı, beyaz toros'un içerisinde. Bir sürü şehir efsanesi anlatılır dilden dile, belki dinlemişsinizdir. Dinlemediniz mi? 

Öyle ise arkanıza yaslanın, çayınızı yada kahvenizi alın yanınıza, tehlike sıfıra yakın, belki kahveyi dökme sakarlığı, yeni elbisenize. 

Şimdilerde işler ne kolay, bir beyaz sayfa, bir klavye, birde sosyal mecra seçimi. Dilin kuvvetli, arama motorun hızlıysa senden daha babayiğidi yok şu alem-i cihanda.

Neyse lafı uzatıp sıkmayalım sizleri; zaten okumaya karşı çok hevesli değil yeni nesil.

O vakitler annem sağ, bir hastane dönüşü hem değişiklik olsun hemde ayakları açılsın diye pazara gelmiş benimle olacak ya! bir elde dağ yürüyüşçülerinin elindeki bastonlardan diğer elinde ben, benim elimde pazar arabası. 

Hastaydı anam ben kendimi bildim bileli, Kalp var diyordu doktor, kalp herkeste var azizim, bu kalbin hastalığı. Domuz haram diye metal kapak taktırmıştı, oysa domuzun nesiydi haram olan; sen bunu Anadolu kadınına anlatabilir misin? namaz da kılmazdı o vakitler. Hiç MR'a giremedi onun yüzünden.

Cacık seçerken yanaştı yanımıza, içten tavırlarla önce bana selam ardından çok ilgiliymiş gibi annemle sağlık muhabbetleri. 

- kim oğlum bu bey çıkaramadım? 
- tanımazsın anne bi arkadaş

Oysa annem tüm arkadaşlarımı tanırdı, olur olmaz kim varsa etrafımızda. Korkardı kadın bir serseri kurşunuyla ölmemden, haklımıydı, haklıydı elbet. Öyle idi o vakitler, ölüm iki adım ötenizde.

Anneme kadar gelmeleri beni de ürkütmüştü, kalbim hızlı çarpıyordu her zamankinden. Hisseder analar, her bir şeyi.

Pazar arabamı tıka basa doldurmuştuk, sebzeler meyveler mevsimin verdiği, aylardan Ramazan. Ayrıldıktan sonra evin yolunu tutmuştuk sormasın istiyordum anam,  dururmu! 

- Kimdi o! kurban olurum söyle, iyi birimi yoksa kötümü? 
- İyi biri anne iyi biri.

bizde iki kimse vardı, ya iyiydi biri yada kötü. Gri yoktu o vakitler hayat skalamızda. Merdivenler, anamın ömür törpüsü merdivenler. Ben çekmiştim kur'a da dördüncü katı, en çok sevinen bu kadın, şimdi her basamağında şikayet her basamağında çile. Siz siz olun bir şeyi çok istemeyin; olurya sonunda ayağınıza dolanır.

Bırakıp ardımda koştura koştura indim o ağır aksak çıktığımız basamakları. Bahçe kapısına dayanmış beni bekliyordu iyi dostum, kızmıştım ve kızgınlığımı belli edecektim, niyetliydim. Beni görünce ileride bekleyen beyaz toros'a doğru yürümeye başladı; kapıyı açtı gelip binmem için işaret etti, bindim. 

Önde şoför, yanında orta yaşlı göbekli bir beyefendi, iki yanımda daha tecrübesiz iki kravatlı beyler. Sadece sağımdaki beyi tanıyordum araçta, oysa hiç bir den fazla kişiyle gelmemişti şimdiye dek. Aylardan ramazan, oruç tutuyor insanı sıcak yaz aylarında.

Ortada oturuyorum, önde aynaya asılı polis telsizi...

- Eee mücahid bey anlat bakalım. dedi şoför ün yanındaki, en tecrübeli memur oydu belliki. Ne konuşalım, konuşacak ne var; pazar, ev, hastane, ev, sohbet muhabbet hepsi bu.

- üç aydır oyalıyorsun bizim Serkan'ı, dişe dokunur bir şey yok, ne olacak böyle?

- Kimseyi oyaladığım yok, Serkan'a dedim ne anlatacak bir şey var nede benim bir şey anlatmaya niyetim.   

- Sen bizi ciddiye almıyorsun yok, yok.

E-5 kara yolundan Bolu istikametine yol alıyoruz, ipe sapa gelmez iddialar, istekler, tekliflerle dolu bir sürü kavram kargaşası. Silah veriliyor, kimlik teklif ediliyor, silah çekiliyor, dirsek indiriliyor. Bir itiliyorum anlayacağınız ardından paşa. Ezan okundu okunacak belki oruç açılır bir yerlerde, nerdee yediğimiz sümsükler oruç açar cinsten. 

Örgütler sıralanıyor, gözdağı verilmek için, derdi ya Hüseyin ağabey 
" Çiy yemedik ki karnımız ağrısın " duymuyor kulaklarım. Atılıp satılıyor, çoluk çocuk işin içinde. Yaz ayı sıcak mı sıcak, bir arabanın içinde beş kişi, ter boşanıyor. 

İnsafa geldi zalım, bir pet şişe 500cc. Uzattı arkaya bana doğru... 

Saat gece yarısı, biri dürtüyor. Geçen araçların önce  soğuk rüzgarı vuruyor yüzüme, kıyınca ışıkları rahatsız ediyor gözlerimi.

Sakarya Devlet Hastanesi; beyaz bir çarşaf üzerime atılmış, ayaklarım dışarda. Öldüm, yok. Tavandaki tekli uzun filorasan cennette olamayacak kadar kirli. 

- Geçmiş olsun, mideni yıkadılar, yok bir şeyin gelir birazdan doktor.

Geldi doktor. Anam kadir gecesi doğurmuş, oysa 30 Ağustos, Ekinler biçilirken doğmuşum, Başak burcuyum. Hastane kayıtlarında geçti adım; anlattım bir bir başımdan geçenleri. Dinlerken şüpheli şüpheli baktı yüzüme, yazdı tüm söylediklerimi polis.

Ne bir daha geldi yanıma nede haber gönderdi, doktor istediğim zaman gidebileceğimi söyledi. Hastane kapısından dolmuşlar geçiyor bilir bizim Ali Can. Üstüm başım toz toprak, kalbim yola atılmışlığın ezikliğini yaşıyor. Patates çuvalı mıyım? Adapazarı. 

Yolda soğuk beton aklıma geliyor, yerde yatarken beni dürten adam. Kimdi neyin nesiydi acep. Beni kim sanmış da alıp getirmişti, pis bir ayyaş mı ya da kirli biri! 

İçimde yıkanmışlığın boşluğu, içim dışım incinmiş. Sövsem kime sövebilirim, kızsam kime? Yapmadım. Kırıldıysam en fazla kızdım, kendi devletime. 

Biriyle konuşacak olsam incitirim diye susardım, ne eşime ne kardeşime bir kez bağırmamışım bir kez. Sana bir kez diyorum, anlıyormusun, Beyazıt meydanında Küfrü lanetlemenin dışında. Süleyman'ın karıncalarının sesini duyardım yürüdüğüm yollarda, kaç kez onlarla konuşmuşum Allah biliyor, sana diyorum. Beni dinliyormusun, içimde kötülük beslemedim neden yıkıyorsunuz beni. Ben kötü değildim neden öldürüyorsunuz? fikirlerimi. İyilik nedir? kim iyilikten başka bir şey görmüş ellerimden. Tanıyan en fazla beceriksiz tücar, müflis bir iş adamı der ardımdan. 

Kötülüğü öğretemedi yoluma çıkan çakallar, ilkelerimi bozamaz joplu bir kaç zabit. Ben Aliya'dan aldım emanetimi, siz yamuk bakışlı insanlar, size mi bırakacağım sırtımdaki heybemi. 

Vel hasılı canlar, kopan yanlarımızı sıcak yuvalarımızda sarardık, 
ne zaman dayak yesek evimize koşardık. 
Yere bakardık, yakmak için değil edeben kaldırmazdık başlarımızı. 
Eğemediniz, bükemediniz zorluklara direndik. 
Sonunda ülkü adına Kapitalizme yenildik.

Sen şimdi Beyaz toros'dan bir şey anlamadın değilmi? Anlama diye anlatmadım, anlam ara. 

Dönüp bakmaya korkarım ardıma, belki bir arpa boyu yol alamamışımdır. 

Ama söyleyecek bir çif sözüm var heybemde sana ait,

Sana öğüt verebilirim...







15 Mayıs 2020 Cuma

Hangi Ölüm


Hayal kurmalı, iyiliği sonsuz.

Güzelliği sınırsız hayaller...

Ölüler, ayaktaki ölüler,

Sahi siz ölü kime diyorsunuz?

 

Ölüler.

Toprak olası ölüler...

Ya ölümsüzlük!!!

Kime ölüm?

 

Değişen dünya,

dönüşen senmisin?

Sen, sen!

Kimsin?

 

Yer, mekan. Yer, yurt.

Toprağın altı mı olur.

Temiz yer, temiz yurt,

 

Toprak ana, toprak beden.

Toprağın altı yurt mu?

"Ey yerin sahibi"

Senden münezzeh.

 

İnsan et, insan kemik.

Ruha toprak yurt mu?

Varsın divane desinler,

Cana kemikten eş mi olur.


                                      Mücahid Gökmen Şahin


14 Mayıs 2020 Perşembe

Çocuk Sesleri

Çocuk seslerini topluyorum,

İçime,

Isıtsınlar beni...


Havaya bahşettikleri neşeyi soluyorum,

ciğerlerime,

öldürmesin beni...






13 Mayıs 2020 Çarşamba

Sahte Pasaport

Ben size sahte pasaportumdan bahsetmiş miydim?

Etmediysem dinleyin; Bir varmış bir yokmuş, Allahın günleri çokmuş, öyle başlardı benim annem. Zeyneb im küçük o vakitler, yeni emekliyor. Bizler en hararetli yıllarımızı geçiriyoruz, yaş otuz. Hayat bir başka görünür insanın gözüne, dünya sizin etrafınızda döner, tek doğru sizsiniz, o yıllar işte. 


Bir dünya polis, bir dünya zırhlı araç, biri görse silah kaçakçısı yada organ mafyası elebaşı kıstırılmış sanır, belkide terör örgütü lideri. Saat gece sıfır iki suları, yeni yatmışım, uyumuş yada yarım uyanık. Karşı kapı tekmeleniyor ama nasıl, yıkılacak ortalık. ismim okunuyor açılan kapının sahiplerine ardından bizim kapı yıkılacak. 

Önce Zeynep ağlıyor olacaklara, ardından telaşla koşuyorum kapıya daha fazla tekmeleyip kızımı ağlatmasınlar. Kapıdakiler bayağı kalabalık, ellerinde arama izinleri, giriyorlar postallarıyla içeri davet edilmedikleri halde. Hakkımda yakalama kararları varmış, öyle diyor en tecrübelileri, arayacaklarmış evimi. Arasınlar aramasına da koca evin içinde sadece kütüphanem mi tehlikeli? hiç bir yeri aramadılar ne mutfak, ne banyo, nede yatak odam. Bütün kütüphaneyi indirdiler salonumun ortasına. O zamanlar düşünmemiştim nedenini belki sizler daha iyi anlarsınız neydi tehlike bu arayanlar için! Büyük tehdid

Suç nedir ve suçlu kime denir? Ne Aristo'yum nede Platon.

Alıp çıktılar bir beni birde yeryüzü dergilerinin birleştirilmiş halini. Koca kütüphanemde bir tehlikeli buldukları kitap buydu anlaşılan, birde ben. Toparlayamadım kitaplarımı, ağlayan çocuklarımı. 

Kelepçeyle tanıştı bileklerim, oysa çok gözaltına alınmış, çok hırpalanmıştım Beyazıt Meydanlarında. Eskiden, dilime hiç yakışmıyor ihtiyar hissi uyandırıyor zihnimde. Yinede eskiden her hafta eylem yapardık Meydanlarda, sonra anlatırım gömleklerimin yırtıldığı hatıralarımı.

Ertesi gün sizler Şov Haberde izlemişsiniz tutuklandığımı, aşağı yukarı tüm ana haber kaynaklar ilk haber olarak vermiş. Beyaz bir masa örtüsünün üzerinde döküman adına basılı kitaplar, elif balar. O zamanlar " Çeşitli dökümanlar" başlığı altında kuran-ı Kerimler yada elif ba denilen eserler sergilenirdi hatırlayanınız vardır. Ama o da ne her şeyden daha tehlikeli bir tabanca ve ardında duran bir pasaport giriyor kadraj'a. 

İşte şimdi çökerttik en büyük terör örgütünü. Şok Şok Şok diye verilir bu haber Sahte bir pasaport ve bir tabanca. Resmim ve ismim gösterilir TV haberlerinde, suçlu, örgüt, terörist.

Sorgum ağır geçti ne yalan söyleyeyim, bir kaç arkadaşım sesimi duyup telaşa kapılmış. Gözlerimizi kapattıkları için hiç kimseyi göremezdik birlikte getirildiğimiz dostlarımız ne alemde. Bir gün ihtiyaç gidermek için gittiğim ayak yolunda halay çeken insanlar gördüm hücrelerinde. Sonradan duydum ki ne sorgulanmışlar nede dayak. Ortamı zengin göstermiş anlaşılan birileri. Bir iki kişi asıl hedef, ne isteniyor, neyle suçlanıyor hiç mi hiç belli değil. 

Ben söyledim pasaportumun olduğunu, adamlar almamış meğer evden. Sonra gidip " Yasal olmadığını biliyoruz ama özür dileriz bir pasaport varmış beyefendinin alabilir miyiz?" diye istemişler. Bizim hanım devlete güvenmez mi hiç çıkarıp vermiş istedikleri pasaportu.

Ha şu sahte diye silahın arkasına sunulan pasaport bu işte. Oysa devlet kendi kurumları aracılığıyla vermiş bir kaç ülkeye girip çıkmıştım o pasaportla, hiç de sahte değil tas tamam pasaport işte. Ama şuan sahteliği lazımdı birilerine kim neylesin gerçek pasaportu ve hatta başkasına ait ruhsatlı silahın bilgisini. Kime lazım olmuştuk, devletin içine çöreklenmiş başka niyetleri sonradan çıkacak 15 Temmuzcularına mı? 

Siz şimdilerde "Fetö" diyorsunuz adına. Biz o yıllar "Fetoş" derdik. Allah affetsin gençlik ateşi işte. Şimdi olsa demem, belki başka isim bulurum kendi buldukları isimleri kullanırım yada. Nurcu, falancı, filancı gibi. O zamanlar pek makbuldüler beyefendiler, üzerlerine kasideler okunur, parmakla gösterilirdiler. Gazeteleri zorla her kuruma satılır, ticaretlerine dokunan yanardı. Bizim Mustafa Ağabey bile övüp duruyordu tecavüzcümüzü. 

Esnaf'dım ve bu haber tüm işleyişi alaşağı etmişti. Avukat arkadaşlar AHİM'e dava açalım bir ton para alırsın demişlerdi de kendi Devletimi şikayet etmeyi hoş karşılamamıştım hatırlarım. Keşke Şov TV adına yalan haber yapmaktan dava açsaymışım ah deli kafam. Hani lan sahte pasaport hani insanlara gösterdiğin Terör örgütü, hangi terör? 

Çıkarıldığımız Mahkemede Hakim " Siz benimle dalgamı geçiyorsunuz" diye karşılamıştı davayı ve davacıları. Evet imzalamıştım ağır işkence altında ancak ortada ne suç, ne suçlu vardı. Hakim bir derneğin yasal üyelerini toparlayıp saçma sapan iddialarla karalamanın ne adalete nede vicdana sığmayacağını ilan etmişti kalbinin en solundan.

Adaleti, Mahkemeyi, Vicdanı ilk görüşümdü yüz yüze. Dedim'ya yaş 30. Depremde Kaymakamlığın ve yardım getiren kuruluşların yardımlarını usule uygun dağıtmak suç sayılacaktı neredeyse. Hiç bir eksiklik bırakılmamış olması bizi Hakim karşısında mutlu etmişti. Ardına yapıştırılan İran ziyaretim, Her eylemde en öndeki resimlerim sergilenmiş, devleti yıkmaya teşebbüsle suçlanmıştım. Aldığım gazete örgütümün ismini taşıyor, dilimdeki Tekbir eklenmiş sonuna. Al sana Terör örgütü, al sana Terörist.

28 Şubat kimin üzerinden geçtiyse onlarda sağlam hasarlar bırakmıştır. Kimse sağlıklı olduğumuzu iddia etmesin. Ancak şimdiki yaşam serüveni banamı sıradan geliyor? 

Sol'da bir baskı varmı bilmiyorum, varsa size müjde vereyim. Kime baskı ulgulanıyorsa İktidar ona verilir aklınızdan çıkarmayın. 

Bizlerden terörist çıkmadı, devlete kızıp dağa çıkmadık şükür. Bize terörist damgası vurmaya çalışanlar şuan en büyük terörist ülkemin gözünde. 

Dua etmiş annem sonradan duydum. Tutmuş mu dersiniz?

Not: İstanbul'dan beni sorgulamaya gelen  bir memur ( Nurcu ) bana dini bilinç aşılamaya çalışıyordu unutmuş değilim. Eğer onların İlahlarına teslim olmazsak hem dünyada hemde ahirette yanacağımızı telkin etmişti. Şükür dünyada söylediği olmadı, ahiret mi? bilmem inşallah olmaz. 

Ben size Beyaz Toros'u anlatmışmıydım?





 





10 Mayıs 2020 Pazar

Çamur





Özümü bilirim.

Topraktan sıyrılmaya çalışıyorum,

Kınamayın...



Anne Kıymeti

Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...