3 Ağustos 2020 Pazartesi

Benim İstanbul Sözleşmem

Bismillah,

Kovulmuş/kötü fikirlerden Allaha/iyiye sığınırım.

Ah ülkem, ah kaderim, ah ayaklarım...

Bir gün batıyı anlamak görmek için İsveç'deki bir dostumu aradım, bana istek mektubu göndermesini ve bir kaç gün kalmak istediğimi belirtim. O da sağ olsun kabul etti ve onun davetlisi olarak İsveç'e gittim. Size oradaki karşılaştığım izlenimleri İstanbul sözleşmesi üzerinden anlatmak/paylaşmak istiyorum müsade ederseniz.

Pasaport kontrollünde daha önce hazırladığım bilgilerin olduğu bir sayfa yazıyı memura uzattım, memur gideceğim yeri, kalacağım evi, ziyaret etmek istediğim yerleri içeren kağıda baktı ve sonra pasaportumu kaşeleyip bana uzattı. Gülümseyen bir yüzü vardı hatırladığım. 

Arkadaşım beni almaya gelmişti kucaklaştıktan sarıldıktan sonra ( o zamanlar corona yok :) soğuk bir kış günü sabahında evine ulaşmıştık. Yol yorgunluğu girip bir duş almak istedim, arkadaşımda kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Kapı çalınmış olacak ki arkadaşım banyo kapısını çalıp " abi biraz acele etsen dışarıda polis bekliyor dedi" Ömer Yılmaz olsada bu hikayeyi dinlese şimdi. Bizim memlekette polis neyi ifade eder sizlere anlatıverse. Önce korktum tabi bende her Türk vatandaşı gibi sonra söz dinledim ve hemen çıkıverdim, dolaptan bir bornoz alıp sarıldıktan sonra. Kahvaltı etmemişiz daha be kardeşim demek isterdim ama demedim, buyurun dedim sadece. 

Arkadaşımın yardımıyla Memur beyin bana anlattıklarını dinledim, meğer polis memuru bulunduğu yeri tarif edip bir ihtiyaç olursa kendisini aramam için bir kart bırakmak için gelmiş miş kapımıza bu saatte. Anladınız mı abiler, adam diyor ki şurada yerimiz, telefonumuz bu, bir ihtiyacınız olur bir sorunla karşılaşırsanız sizden biz sorumluyuz, bizi arayın biz nerede olursanız olalım size ulaşır sorunlarınızı çözeriz. Hasbünallah, neyse kapıyı kapattık mecbur, geçtik kahvaltıya artık. tam bu işlerin bu hale gelmiş olduğunu, sevindirici olayların dünya üzerinde yaşanmaya başladığından dem vuracaktık ki kapı yeniden çalındı, "bi kahvaltı yaptırmıyorlar canım."

Bu kez gelen sağlık görevlisi ( Sağlık ocağı doktor'u ) eee buyurun siz ne istiyorsunuz? Efendim ben sağlık danışmanınız falanca, başınıza ağrı girse bizi arayın, bir ihtiyacınız olsa bize bildirin, yerimiz şurası telefonumuz 7/24 açık. İkinci şok dalgası

Yahu ben sizin ülkenize daha bir kaç saat olmuş ayak basalı, siz benim geldiğimi nereden öğrendiniz? beni nereden buldunuz? bu nasıl anlayıştır? anlaşılır gibi değil.

Değil kendi vatandaşına, dünya vatandaşına dahi bu hizmeti sunmak için çaba harcayan bir ülkeyle yüzleşmek beni derinden etkiledi. Sorgulamaya en temelden başlamıştım o yıllarda, bu anlattığım 2006 yılında yaşanmış bir hadiseydi şimdilerde oralarda neler oluyor bilemiyorum. Şimdilerde bunu hayal etmek kolay belki ancak o yıllarda hayal dahi edilemezdi inanın.

Şimdi dostlar, kadın hakları, çocuk hakları, insan hakları meselesini nerede hangi zeminde konuştuğumuz çok ama çok önemli. Eğer şu anlattığım ülkede yaşıyor olsaydık elbette belki bu konuları konuşmaya dahi gerek duymayacaktık. Ancak malum, ülkenin şartları, insanları, adetleri, örfü, geleneği, konumu belli. Zorlarsanız kırılıyor, iterseniz küsüyor, çekerseniz yapışıyoruz. 

Konuşmaya kalktığımızda bizden daha iyi, güzel, ahlaklı, bilgin insanlar yok kainatta. Pratiğe bakarsanız sakın yaklaşmayın patlar, en kötü örneklikler de bizden çıkıyor nedense. Kötü var mı etrafınıza bir bakın? bulamazsınız. İyide bu kadar kötülük kimin eseri? dış güçler mi gelip bizim kadınımızı, kızımızı, çocuğumuzu dövüyor, öldürüyor, tecavüz ediyor?

Bir pandemi süreci geçirdik hep birlikte, polis gücüyle maske taktık yalan mı? Kolluk kuvveti gözetiminde mesafe korumaya çalıştı ülkemin gençleri. Yahu hastalıktan korunmak için dahi bize zor kullanmak zorunda kaldılar, bizi hizaya getirmek için cezalar kesildi farkındamısınız? tabi hep suçlu devlet, tek suçlu hükümet, tek sorumlu kanunlar değilmi?

Ah be kardeşim, Erdem nedir sorusunun cevabı kendini bilmektir diye söylenirmiş. Keşke bilsek ya kendimizi. Keşke anlasakya neyin içinde yaşıyoruz, hastalıklarımız neler, zaaflarımız, güçlü yanlarımız hangileri.

Neyse girelim artık şu konuya da bir iki kelam da biz edelim. 

Sanki her şeyimiz düzgünmüş, sanki cennette yaşıyormuşuzda hükümet İstanbul sözleşmesi diye bir metin koymuş önümüze ve kanunlarımızı kurallarımızı buna göre yeniden düzenlemiş ve bu kötü sonuçlar doğurmuş, aileleri parçalamış, kadın olduğundan daha fazla zarar görmüş, çocuklar bir o kadar daha fazla istismara uğramışlar da birileri de bu yasalardan şikayetçi olmuş.

Yok böyle bir şey tabiki. Bu ülkede benim annem de dahil olmak üzere her kadın zulüm gördü kocasından. Bu ülkede ben de dahil olmak üzere tüm çocuklar babalarından dayak yedi. Bu ülkede istismar, tecavüz, baskı, dayak, kötü muamele her köyde her kasabada her beldede her kentte üç aşağı beş yukarı yaşandı. Bu yüzden kadınlarımız kızlarımız intihar etti. bir çoğuda sesini dahi çıkaramadı. 

Yapmayın insaflı olun biraz, ülke gelenek, görenek, adet, töre, din adı altında baskıya zulme, işkenceye maruz bırakıldı kendi insanımız tarafından. Böyle gelmiş böyle gitmesin isteniyor hepsi bu. Böyle yaşanmasın diye kanun koyucu uğraş veriyor hepsi bu. 

Sen ahlaklı, düzgün, örnek aile oluşturdun da biri bozmayamı çalıştı kardeşim. Sen örnek aile modeliyle çıktında aileni mi dağıttı? Sen Eşini, çocuklarını düzgün yetiştirdinde devlet bozmayamı çalıştı? Sen eşini sevdin, çocuklarını sevdin onları sevgi ile büyüttün, ahlaklı bireyler oluşturdun da kanunlar engelmi oldu.

Kim dövdü bu kadınları? Kim tecavüz etti bunca kadına? Kim öldürdü bunca kadını? Ayrıldığı kadını evlenmek istediği için kim öldürdü, dövdü? Ayrılmak istiyor diye niyanlısını öldürün kim? Bu ülkede kadına zulmü, şiddeti reva gören kim? Bu ülkede çocukları öldüren, istismar eden, tecavüz eden kim? sen hangi ülkede yaşıyorsun? 

Kardeşim, ben eşimi hiç dövmedim, tüm dostlarım şahid. Ben eşime sesimi dahi yükseltmedim, kardeşlerim şahid. Ama o da bana ve Ana babama şefkatle baktı, besledi, yetiştirdi. O bir melekti göçtü gitti, biz kaldık. Çocuklarımla diyaloğum iyi sayılır, her şeyi konuşur, izah eder, lisan eder, uyum içinde yaşarız. Kim hangi maddeyle bize karışabilir? 

Siz iyisiniz de devlet/kanun mu kötü?

Yapmayın, etmeyin, el insaf. Birde kötü niyetli insanlara kapı açar yol gösterirmiş anlayışımız var. Yahu hırsıza kilitmi dayanır? Kötü yapacağını yapar geri dururmu? seni beni, kanunu, kuralı tanırmı? O nerede olsa kötülüğünü yapar sen takma kafana. Sen iyileri koru, gözet, hami ol güçsüze. Sen işine bak, iyiye bak, iyiyi gözet. Sen iyi bak, iyi gör, iyi davarışta bulun kardeşim. Kötülükle mücadele iyiliği yaygın hale getirmektir bizim Ana kitabımızda. 

Oturduğunuz yerden, baktığınız yerden, inandığınız yerden konuşmak kolay. Gir bakalım toplumun içine, gir bakalım şehre gir hele, bir sorumluluk al, bir işin ucundan tut, sen hiç bir şeyi yaptınmı bu hayatta? Bir çocuk yaptınmı mesela? Onun canı yandığında senin canın iki kat yandımı? Bir kadınla evlendinmi? O kadının canı yandığında sen iki kat yandınmı? Sen hiç tüm cocukları kendi çocuğun gibi gördünmü bu ülkede? çocukların canı yandığında senin iki kat yandımı canın? Sen hiç tüm kadınları kardeşin, annen gibi gördünmü? Onların canı yandığında senin canın iki kat yandımı? 

Hadi gelin meselelerimizi konuşalım, hadi gelin biraz daha özen gösterip anlamaya anlam katmaya çalışalım. Hadi gelin karşıt görüşü de savunsak değer katalım. Hadi gelin İnsanı korumaya gayret edelim. İnsanı korursak tabiat da korunur, tabiatda korunursa islam dediğiniz düzende korunmuş olur. Kendimizden başlamazsak yanlış başlamış oluruz. Kendimizden başlayalım...

Yasa/kanun kötülük/kötü için konur iyi için yasa yoktur. Kutsal kitaplarda kötü/kötülük yasaklanmıştır gayrısı iyidir. 

Sana İstanbul sözleşmesinin maddelerinden bahsetmeyeceğim, nasıl olsa sen okur anlar bana cevap verirsin. Sana korunman gereken kötülükten bahsediyorum, kötüden nasıl koruyacaksın iyiyi bana bunu anlat. anlat dinleyeyim, selametle 


Kadınlar sizin emanetinizdir. Emanetinize ne yaptığınıza iyi bakın...