19 Mart 2018 Pazartesi

Eğitim Başlıklı Yazım ( 04,03,2001 )



                                                          
MODERNİTE VE EĞİTİM 


Beni Kim Eğitsin;

    Eğitimin tarihi İnsanlık tarihiyle eşdeğerdir. İnsan, yaradılış serüveninin başında eğitimle tanışmış, varoluşundan itibaren de eğitilmeye, öğretilmeye muhtaç olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Eğitim, yalnız insanla alakalı bir unsurda değildir. Varlık alemine baktığımızda eğitime tabi tutulmamış varlık göremeyiz. Alemi yaratan, yarattığı tüm melekeleri mutlak anlamda eğitim-öğretimden sonra ikame etmiştir. Ne bir varlığı münezzeh, ne de ayrıcalıklı kılmadan, eğitim sürecinden geçirmiştir. Kainat ta insan hariç tüm canlılar yaratıcının eğitim tezgahından geçirildikten sonra tamamlanmış bir eğitimle tabiata bırakılmışken, İnsan eğitim sürecini yaşamı boyu sürdürecek olması hasebi ile farklı yaradılışa tabi tutulmuştur. Varlık aleminin misafirlerinden bitkiler ve hayvanlar yalnızca fıtri gelişim gösterirken, İnsan Eğitimine ve öğrenimine devam eden yegane varlıktır.  Bu eğitim-öğrenimi de sonsuz ( ! )’a dek sürecektir.

İnsanlık serüvenini şöyle bir göz gezdirecek olursak tarih bize insanın eğitimi ile ilgili yığınlarca bilgi sunacak, bu konuda derin bir koridor açacaktır.

Şunu en başta izah edelim tarih iki kanaldan bize kadar ulaştırılmıştır ;
1) bazılarının görmek istediği gibi.
2) tüm yaşanmışlığı ile tarihi doküman ve mütavatir (taşınarak) en.

 Bizler burada tarafımızı seçip ikinci şıktan yana reyimizi kullanmak suretiyle tarihe bakacağız. Bu anlamda taraftar anlayışıyla bazı gerçekleri ön (bilgi) kabul olarak almak zorunda olduğumuz için karşı anlayıştan özür dileyerek hakikatin tarafını seçmek zorunda olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim. Bu hatırlatmadan sonra tarihin koridorlarında dolaşmaya eğitim alanında bilgiler toplamaya devam edebiliriz.

 Kaba hatlarıyla hızlı bir tur atarak bilgi vermekten çok hatırlatma yöntemiyle bakacak olursak. Allah insanı yaratmış ve ona bilgiyi yüklemiştir. Bilgiyi yüklenen insan yüklendiği bilginin getirisi olarak sorumluluk alanlarını da öğrenmiş, ancak sınırlar ve yasaklar anlamında kendisinden beklenilenin aksine hata yapmış ve kovulmuştur. Yine kendisine verilen bilgi sayesinde yaptığının farkına varmak suretiyle tevbe edip yaratıcıdan özür dileyip hak ettiği dünyaya sınav ve sorumluluklarla yüklü bir şekilde indirilmiştir. Kısaca insanlık serüveni bilgi boyutlu böyle gelişmiştir. Öğretiyi Rab’den alan İnsan, eğitim  sürecinden Geçmek suretiyle doğru olanı bulmak ve onu tatbik için sürece devam etti. Kendisine Eşyanın hakikati öğretilmişti ama uygulama boyutunu da kapsayan eğitime gelindiğinde hemen bocalayarak kanı vermişti. Bu onun belki ilk hatasıydı ancak son hatası olmayacaktı. Daha sonraları da kıyas etmeye kalkacak kendisinden istenen şeyin sadece bir boyutu olan adağın yerine getirilmesini yeterli bulacak ve en değersiz olandan başlayarak yaratıcıya, şanına layık olmayanı sunacak, ancak kendisinden kabul edilmeyecekti. Oysa ki diğer yanda doğru yanı yine bir gerçeğe teslim olmuş bir şekilde öğretiyi düzgün anlama ve kavrama ile doğru sunumu gerçekleştirmiş, hak ettiği şeyle karşılaşmış olacaktı.   İnsanın bilgi, eğitim ve öğrenim süreci hepimizin de bildiği gibi burada bitmeyecek ilk insandan günümüze deyin süren uzun bir serüvenden Geçirmek suretiyle devam edecektir.
Burada insanın gerek kendi kendisine, gerekse Rabbisinden aldığı vahiyle yüzleşmek suretiyle edindiği, içselleştirdiği bilginin mahiyetinden çok kaynağına dair bir yolculuk yapmak arzusu içerisindeydim, umarım başarılı olmuşumdur.                                                                                                                                                                                     

Neremizle Düşünüyoruz;

     Yukarıda, okuyucunun zihninde açmaya çalıştığımız pencere Allahlı bir eğitim metodolojisi sunmaktaydı. Muhatabı bilsin, bilmesin Eğitimin en başına Allahın Rab isim-sıfatını  koymak zorundayız. Allah tasavvurundan yoksun bir eğitim modeli düşünmek, başsız bir insan algısı gibi bir şey olsa gerektir. Şunu söylediğinizi duyar gibiyim, Modern İnsan Eğitim-Öğretimden Yaratıcıyı çıkarmak için yüzyıllarını vermiş ve neredeyse başarılı olmuşken, Bu da nereden çıktı şimdi. Tenzih ederek söyleyelim, gerek inananların içerisinde gerekse materyalistlerin içerisinde bu düşünceyi benimseyenlerin sayısı düşündüğümüzden de daha çok.  Allahın varlığını kabul etmek ayrıdır. Müdahil Allah inancını kabul etmek ayrı bir şeydir. İnsanların çoğu bir yaratıcının varlığını kabul ederken Hayata ve insanın yaşam serüvenine karışan, düzenleyen, projeler sunan bir Allah tasavvurunu değil kabul etmek bu düşüncenin müntesiplerini dahi kabul etmekten çok uzaktalar. Bu tür den İnsanlarla önce Tasavvur (düşünce) problemimiz var, bunun halledilip eğitimi-öğretimi konuşmaya ( sorgulamaya) geçmemiz gerekiyor. Aslında bu bahis açılırsa sonu gelmez, isterseniz pencereden bakıp çıkalım.; Onlarda düşünme melekesi Akla bağlanırken, Bizlerde Akleden KALBE bağlanıyor. Sairinde akıl bilginin merkezi olarak algılanırken bizlerde ise ip-urgan-bağ diye nitelik kazanıyor. Onlarda amaç akletmek (düşünüyor olmak), bizde araçtır akıl. Dedim ya nereden baktığımıza bağlı, Allahın bak dediği yerden mi bakıyoruz, yoksa lehep’in baktığı yerden mi. Bilgi edinme merkezi, bilginin sunulduğu (inzal) merkez hangi organımızdır. Danışma merkezi neresidir. Bu soru(n) ların yanıtlarını doğru vermiş insanlarla konuşuyor olmalıyız ki anlaş(ıl)abililim.


Eğilmek İstiyormuyuz;

Arapça’da öğrenci Taliban olarak geçiyor, talip olan. Öğretmen ise üstaz un hiçbir dil bilgim yok, yalnız taleb edenle üstün olanın bu köklerden neşet ettiğini söylemek için cahil olmak yeterlimidir bilemiyorum. Günümüzde talebedenlerin her şeyin kemal bilgisinin yanlarında olduklarını açıklamaları müstağnilikmi üstaz inilikmi kararı okuyucuya bırakıyorum. Duruşumuzun, durduğumuz yerin bakış açımızın baktığımız çerçevenin eğitilmek öğrenmekle alakası yoksa neyle alakası var Allahımızın aşkına. Doğu kültürlerinde her zaman görebileceğimiz bir kanıksanmış öğrenme şekli vardır, o da tevazu. Eğilen olsun Eğiten olsun her zaman bir tevazu içerisinde yaklaşırlar birbirlerine. Batıya yaklaştıkça bu haslet tam zıttına inkılab eder ve her ikisinde de diğerini hakir görmek hastalığına dönüşüverir. Git gide okullarımızdaki bu çarpık öğrenci-öğretmen ilişkileri nereden kaynaklanıyor sanıyorsunuz. Ne zaman ki iki şeyin arasını kopardı, özünde iyi ve iyilik olan eğitilen ve eğiten birbirlerine düşman kesildiler. Eğitilen eğilmek için gittiği yerde (mekan) eğilmek yerine eğmeye, dolmak yerine doldurmaya, olmak yerine (ol)durmaya başladı. Eğitim için kurulan sistem öğütüm sistemi haline geldi. Eğilmek mi istiyoruz, eğitmek mi. Kim kimi eğitecek, eğilmemişler (eğitilememişler) bizi mi eğecek (eğitecek). Önünde eğilecek bir yüceliği görüp önünde yerlere kapanıp ömrü boyunca eğilmemiş sözde eğitmenler hangi akilbağ(l)ı ilikleri ile eğitecekler. Mutlak eğicinin planyasından geçmemiş, kendisinin aslında eğilmeye muhtaç olduğunun idrakine varamamış, eğiticinin eğitimini kendi eğilimlerinden üstün görmemiş, eğen,eğiten, değilse eğitilen,eğilen olduğunun farkına varamamış bir insandan bir şey beklemek ummak tek kelimeyle Ahmaklıktır. Ahmaklıksa aptallığın göstergesidir, ilmin değil. “En iyi eğilenler bir o kadar da en iyi eğitenlerdir.” Veya bunu tam tersine çevirdiğinizde sonuç değişmeyecek “En iği eğitenler bir o kadar da en iyi eğilenlerdir.”  Bu örneği kemal-zirve noktada Peygamberlerde görmüyormuyuz. ( Bu kadar ileri gitmişken isterseniz bir de vahiyden örnek verilim. Secde et, yaklaş. Bu ayet bize boyun eğmenin sonucu olarak neye yaklaşılacağını gösterir. Tabi ki bilginin kaynağına. )

Öğreti mi Örtmeli mi;

Bir alimin şu bakış açısı çok hoşuma gitmişti. İyiki diyordu,İyiki rejim eğitim sunmaktın aciz. Ya ^^iyi^^eğitebilselerdi işimiz daha da zor olacaktı. Onların bir haftada verdikleri eğitimi bizler bir günde geri kazandırabiliriz. Bunun içinse sadece çok çalışmamız gerekiyor. Ne zaman ki bir öğretmen geldi, mutlaka yalanlandı. Kendi dönemlerinin en iyi öğretmenleri, ne getirdiğine (öğreti) bakılmaksızın ya yalancılıkla, ya büyücülükle, ya bölücülükle, ya bunaklıkla, ya yakılarak, ya sürülerek, ya çarmıha gerilmek istenerek ortadan kaldırıldı. Hatemül Enbiya. Son Öğreti Elçisine kadar insanlık Allahın direk uyarı ve had lerine muhatabdı. O dönemlerde dahi gelen nebi, resullerin birer Uyarıcı-Peygamber oldukları kesinleştiği halde dahi karanlığın yılmaz bekçileri reddetmiş yalanlamış sırtlarını dönmüşlerdir. Neden’dir bilinmez kimse gelen öğretinin mahiyetiyle ilgilenmemiş, furuatlara takılmak suretiyle toplumları ve çağları kurtarma telaşıyla hayatı yaşanmaz kılmayı başarmışlardır. Eşyayı yerinden etmenin adı zulüm olarak nitelendirilmiştir kaynaklarımızda. Hiç kimse bunları yaparken ben bozguncuyum diyerek yola çıkmamış, bilakis onlara sorsanız ıslah edicileriz diyecekler. Yanlarında bir bilgi öğreti var oradan mı konuşuyorlar yoksa işkembeyi kübradan mı?. Yok yakında bilecekler. Mutlaka yakında bilecekler… Ta ki bilginin yerini, anlayamayacağımız, kavrayamayacağımız, Görüp kabul edeceğimiz  (helak) otorite sahibinin müdahalesi alınca akletmeye (bağlamlandırmaya ) başlarız ancak o zamanda iş işten geçmiş olur. Bilgi değildir artık o. Yakin liktir artık.
Bundan önce öğretinin ne dediğine dikkat kesilenler zaten teslim olanlar olmuş. Bilgi açık, bilgi yalın, anlaşılır, indirgenmiş. Anlamak değil anlayamamak çok zor. Fıtri. Elçiler döneminde olsun daha sonraları olsun öğreti adına hiçbir değişme bulamadılar. İlk gelende, son gelende aynı şeyi söylüyor-yapıyordu. Karşı tez sahipleri ise sürekli alan değiştiriyor, kaygan ve ikiyüzlü zemin üzerinde bir o yana bir bu yana savruluyordu. Bir gün önce ak dediğine değil, daha sonra mutlak dediğine ise gayri mutlak diyebiliyordu. Söylediklerinden sorumlu olmadığı için rahat hareket ediyor suçu diğerine atıp kurtuluveriyordu. Sonunda geldiği nokta, önceki noktayla taban tabana zıt dahi olsa renk vermiyor, kendisinden sonrakilerin erişebilecekleri bilgi olduğu yalanını söyleyip geçiverebiliyorlardı. Ey hat hakim güç oldukları için yüzyıllar boyu haklarında mutlu azınlıklar hariç kimse ciddi bir eleştiri sun(a)mamış, kurdukları yalan saltanatlarını sarsıcı etkiyi gösterecek karşı fikirle yüzleşememişlerdir. Tanrılarından çaldıkları ateşle övünen yalan kırallıkları yedikleri elmanın(epıl) ısırıklarıyla büyümüş, maymundan gelen gelenekleriyle ünsalmışlardır. Ötekini kendi düşmanı ilan etmiş, Yaratanı, yatırdıkları masanın üzerindeki kalbin içinde uzun araştırmalar sonucunda bulamamış, üzerine beyaz bir örtü çekmek suretiyle yasını aziz İslam ümmetinin üzerinde tepinerek tutmaktadırlar. Kendilerini merkez kabul eden bu zihniyetler ve takipçileri, dünyayı bulundukları doğrudan tahlil yaparak isimlendirmiş bunda da başarılı olmuşlardır. Örneğin, yakın doğu,Ortadoğu, uzak doğu, kavramı dünya ülkelerin hepsinde kullanılır ancak sadece batının Ortadoğu saptaması yönler açısından doğrudur. Diğer sayir devletler açısından bulundukları pusuladan ortadoğuya denk gelmeyen kuzeylerine bile Ortadoğu isimlendirmesini büyük pişkinlikle açıklamalarında kullanmaktadırlar. Basit bir yer saptamasını dahi idrak edemeyen anlayış yoksunu güruhun siz, diğer daha hayati konularda neler yapabildiklerini anlamışsınızdır. Ey vah, pusulasını kaybetmiş insanlık kuru bir yalanın ardına düşmüş rüzgarın yönü ve şiddeti ile bir oyana bir buyana savrulmakta, kayıplarını ise eğitim zayiatı olarak deklare etmektedir.


Kim Belirleyecek;

Doğru, eğri, bilgi, mutlak bilgi, hak, hakikat… kim belirleyecek bunları. Kim bilecek ve bildirecek. Kimler nereden öğrenecek, kimden. Nasıl tesbit edilecek hangisinin doğruluğunu. Ben mi? Sen mi? O mu? Kim?
Bu soruların yanıtını bulmaya çalışan aşağıdaki zevat bilmek adına çıktıkları yolculukta bakın nelerle karşılaşacaklar ve açtıkları eğitim-öğretim kurumları 2000 li yıllarda ne gibi sonuçlar doğuracaktır. Belki halis niyetle başladıkları bu arayış hem kendilerini hemde kendilerinden sonrakileri ne gibi sonuçlara götürecektir.
Aristo, eflatun, Descartes, leibniz, hume, kant. Yerliler razi, ibn ravendi
Konfiçyus ; i.ö  479 evini okula dönüştürmüş
Ven di i.s 604 ilk sınavla devlet işçisi almış kişi.
Sokrat; i.ö 399 sokratla ilgili o günden bu güne dek ulaşmış kendi kaynağı yoktur yalnızca öğrencisi olan platon(eflatun) un devlet adlı eserinde ki yazıları hariç. Söylediği ve sunduğu ana temalardan biri erdem vurgusudur. Devletler yönetiminin erdemliler tarafından yürütülmesi gerekliliği dir ki bu erdemin nemenen bir şey olduğu ise muallaktır. Platonun sunduğu şu konuşma metninden bir şeyler çıkarabiliriz belki. “ Sokrat bir şölen münasebetiyle dostlarını topladı ve şu soruyu ortaya atarak onlarla konuşmaya başladı.
Adalet nedir? Adalet için dört tarif yapılmıştı;
Adalet başkasına verilmesi gereken şeyi vermektir. Sokrat karşı çıktı. Mesela aklını kaybetmiş bir adamın elinden aldığınız silahı ona geri vermek adalet değildir.
Adalet dostlara fayda, düşmana zarar vermektir: yine karşı çıktı Sokrat. İnsan bazen yanılıp iyilere düşman, kötülere dost olabilir. Bu defa adalet kötüye yardım iyilere ise zarar vermek olacaktır. Dolayısıyla bir insana kötülük etmek adalet olamaz.
Adalet: içinde en kuvvetlinin yani hükümdarın menfaatinin bulunduğu şeydir. Sokrat: hükümdar yanılabilir, kanunları kendi aleyhine çıkarabilir. İyi bir hükümdar, kanunları kendi değil halkın yararına çıkarandır.
Adalet, “karşılıklı çatışma” korkusunun ortaya koyduğu kanunlardır. İnsanlar şöyle düşünmüşlerdir: “zulme göğüs germek, onu işlemekten daha kötüdür.” Bundan dolayı insanlar birbirlerine zulmederek, düşmanlıklara göğüs gererek zulmü ve adaleti öğrenmişler ve zulmetmemenin ve zulme uğramamanın daha iyi olduğunu anlamışlardır. Böylece de kanunlar ve antlaşmalar doğmuştur. Dolayısıyla kanunları meşru ve adaletli saymışlardır. İşte adaletin aslı ve özü budur”. Gerek kendisinin gerek se kendi çağlarına yakın insanların yaşanan savaşlardan oldukça fazla etkilendiklerini ve anlayışlarının savaşa endeksli olduğunu sıkça görmekteyiz.( Konfüçyüs, eflatun, Aristo vb.)

Platon (Eflatun)öl.i.ö.347 gençlik yıllarını spor ve siirle geçiren eflatun, yirmi yaşında sokratla tanışmasıyla hayatı değişmiştir. Eflatunun ölmesiyle birlikte bir bunalım geçirip dünyayı dolaşmaya kalkacaktır. Aradan 12 yıl geçtikten sonra tekrar atinaya dönen eflatun akademisini kurdu. En ünlü öğrencilerinden biri olan Aristo dur. Geri kalan kırk yılını felsefe yazarak ve öğreterek geçiren eflatun mülk edinmeme anlayışıyla gerek öğrencisi aristodan gerekse devlet anlayışıyla diğerlerinden farklıdır. Aristo “ Bu toplumun birer parçası olan sizler birbirlerinizin kardeşlerisiniz. Ama sizi yaratan tanrı, aranızda önder olarak yarattıklarının mayasına altın katmıştır. Onlar bunun için baş tacı olurlar yardımcı olarak yarattıklarının mayasına gümüş, çiftçilerin ve öteki işçilerin mayasına da demir ve tunç katmıştır. Aranızda maya birliği olduğuna göre, sizden doğan çocuklar da her halde size benzeyecektir. “  yaratılışta altın olanların diğerleriyle karıştırılmadan korunmasını öngörerek sınıfsal farkıda öngörmüştür diyebiliriz. Birde tanrının yeryüzünü yarattıktan sonra kendi haline bırakması projesi vardırki akıllara zarar. Eflatunun atinadaki akademisi tam 900 yıl açık kaldı taki hırıstıyanlık içinde tehlikeli görülüp kapatılıncaya kadar.

Aristo;  i.ö.322 selanik yakınlarındaki bir yunan kolonisi olan stageria da doğdu Aristo 18 yaşında atinaya gelip Eflatunun akademiasına giren Aristo, hocası eflatunun ölümüne dek yirmi yıl akademiada kalmış, bu süre içerisinde hem öğrencilik hede öğretmenlik yapmıştır. Eflatundan sonra umduğu akademi başkanlığına getirilmeyince kırılmış atinadan ayrılmıştır. İ.ö. 325 de atinaya dönen Aristo eflatunun akademisine rakip olarak lykeion(lise) yi açtı. On iki yıl burada dersler verip araştırmalar yapan Aristo felsefe, mantık, ahlak, politika, psikoloji matematik,astronomi, coğrafya, zooloji kimya fizik gibi çok geniş bir ilgi alanına sahiptir. Kendisinin İskender in ölümünden sonra dinsiz olmakla suçlanması ve mahkemeye verilmesinin ardından sokratın ağabeybetine uğrayacağı korkusuyla evboia adasına kaçmış ama bir yıl sonra 62 yaşında mide hastalığından ölmüştür.
Aristo, eflatunun idealizm akımını rasyonalizm e dönüştürmüştür denebilir. Eflatun hakikati göklerde ararken, Aristo yer bilimiyle uğraşmıştır. Evrenin rastlantı, din,büyü yerine akla indirgemiş, mantıksal teorilerin gerçeğin ta kendisi olduğunu savunmuştur. Bu akılcılık ona kölelik ve kadınların erkeklerden aşağı sevyede oldukları sonucunu çıkarmasında büyük etken olmuştur? Ona göre toplumların en yükseği yüksek iyiliğe ulaşmak amacında olan kent (polis)devletidir. Her varlığın yöneldiği bir aaç (erek) vardır. Bu amaç kendi kendine yeterliliktir. İnsan doğuştan siyasal-toplumsal bir hayvan olarak toplumsallığa eğilimlidir. Aristo’nun idare ve yönetimle ilgili demokrasi hakkındaki düşünceleri ise manidardır. Günümüz laik, aydınlanmacı, doğru analizcilerine duyurulur.(ilgilenenler için politika,a.g.e..s.105) 








Pavlos : i.s.60

Yukarıda verdiğimiz isimlerin bizim için ortak özellikleri hepsinin birer eğitim kurumları kurmaları, yani eğitimin başladığı yada yönlendirildiği yer ve kişiler den bazıları olmalarıdır. Bizim dışımızda gelişen bu eğitim kurumları bir boşluğu dolduracak insanın yetişmesinde öncü rol oynayacaktır.

Nerden ve kimden bilgiyi alacaktık sorusunun yanıtlarını arayanlar için kısa bir dip nottu yukarıdaki insanların hayatları. Son İslam önderi, rehberi, müceddidi, muallimi olan ULU ÖNDER HZ. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) risalet görevinin başlangıcından başlayarak tam manasıyla eğitim-öğretime eğilmiş, insanlık tarihinin bir daha erişemeyeceği kadar yüksek seviyeye çıtıyı yükseltmiştir. İnsanlık bilsin veya bilmesin, anlasın veya anlamasın bulunduğu toplumun şartları ve insanların o günkü zihin yapıları düşünüldüğünde o kutlu resulün başardığı işler kendisinden yıllar sonra gelecek nice bilgin ve ilim erbabını hayretler içinde bırakacaktır. Hala daha onun ortaya koyduğu bilinç seviyesi yakalanamamış, bizler birer mirası yedi gibi onun bıraktığı mirası yiyoruz. Muhatap olduğu kaynağın 970 kez rab sıfatından bahsetmesinin herhalde tesadüf olmadığını bizler o önderin uygulamalarına bakarak anlayabiliriz.
Hz. Peygamberin açtığı eğitim kurumları (üniversiteler ) Mekke üniversitesi muallim; ibn. Abbas. Medine üniversitesi muallim; imam Malik. Kufe üniversitesi muallim; Ammar bir Yasir. Basra üniversitesi muallim; …………. İslam tarihinin son nebisi olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bulunduğu dönem ve kendisinden sonraki gelecek insanların eğitimini bizzat kurduğu bu ve bunun gibi medreselerle kurmuş, bizlere de bir usul bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Yetiştirdiği insanlar çok az milletlere nasip olacak kadar bu eğitimin meyvelerini toplamışlarsa da sonunda yine o önderin dediği çıkacak ve sonlarını bildirdiği yerden kaybedeceklerdir. Bu dönemde binlerce eğitmen ve talebe yetişecek toplumlara örnek olacaklar. Ta ki bu eğitim sisteminden vazgeçene dek. 

Modern hayatımızda eğitim ve kurumlar

Yakın tarihe kadar eğitim kurumlarımıza kısaca bakacak olursak cumhuriyetten önce Osmanlı döneminde eğitim, cami eksenli yürütülmektedir. Büyük yerleşim alanlarında kurulan medreseler insanların eğitimlerini tamamlayacakları tek yerdi. Başlıcaları Irakta Bağdat, mısırda …….., arabistanda Mekke ve Medine medreseleri suriyede ………, afkanistenda ………, sayabiliriz. Bu saydığımız medreselerde büyük İslam alimleri  dersler veriyor, irfan ve fen alanlarında insanları eğitmeyi hedefliyorlardı. Özellikle Osmanlı da gerek padişahlara bağlı ilim adamları gerekse bağımsız ( cemaat önderleri ) imamlar bu eğitim kurumlarında insanı yetiştirmek eğitmek çabası içerisindeydiler.
Bilgi vermekten çok hatırlatmaya yönelik bu gezimizin yakın dönemi olan cumhuriyetten sonraki boyutuna hızlı bir geçiş yapacak olursak, Osmanlı da medrese eğitim ile hizmet veren tüm kurumlar kapatılacak, burada öğrenim gören yetişmiş insanlar, hocalar, öğrenciler, kelimenin tam anlamıyla o yıllarda açılmış olan ÇANAKKALE cephesinde en ön saflara yerleştirilerek bir taşla iki iş halledilmiş olacaktır. Bir hamle ile tam 50 bin yetişmiş alim, yetişmiş eğitmen, yetişmiş donanımlı ilim erbabı, Baş komutanın tabiri ile “ inançları uğrunda gözlerini kıpmadan cennete koşuyorlar. Ön saftaki düşünce hemen arkadaki arkadaşı az sonra öleceğini bile bile ölüme koşuyor.” Şanlı zaferlerin ve kurtuluşların ardından eğitim-öğretim kurumları yeni tedrisat kanunu kabul ediliyor, yazı değiştiriliyor, eğitim sistemi kökten değişime tabi tutuluyor, eğitmenin ve öğrencinin kıyafetine varıncaya kadar yenileniyor, baş öğretmen Mustafa kemal ATATÜRK  sayesinde ünlü bir düşünürün dediği gibi bir gecede ecdadımız cahil bırakılıyor ve yerine bağsız, kültürsüz, geçmişi olmayan, kökü ülke içerisindeki vatandaşlara dayanmayan bir eğitim zorla dayatılmak isteniyordu. Buna karşı durmak isteyenler darağaçlarında sallandırılmak suretiyle susturuluyor. Mazlum halkın bir numara büyük geleceği bu ateşten gömleği giymesi sağlanıyordu. Alimlerimizin yerini artık Halide edip ADIVAR lar alacak, önderlerimizin yerini ise yeni önderler dolduracaktır artık. Ekiler iki, analar anne ağalarsa artık baba olarak adlandırılacak, ataların isimleri zihinlerin yerleri değiştirilerek yeni bilgi çağı oturtturulacaktır artık. Ülke tam bir tasavvur kayması ile yüz yüze bırakılacaktır artık. Eğitimin şirazesi değiştirilmiş,
180 derece döndürülmek suretiyle mihver ve mihenginden edilen eğitim, eğitimden daha çok ezberletilmek suretiyle dumura uğratılacaktır. Tarih yeniden masa başında yazılacak, edebiyat zeminsiz ve ikiyüzlü bir anlayışla ne musaya ne de isaya dayandırılmadan ortada bırakılacak, insanlık matematik ve fenle eğlendirilmeye çalışılacaktır. Böylelikle geçmişsiz, kültürsüz, dalsız budaksız, köksüz bir millet ortaya çıkarılacaktır. Tarihi yapanlarla tarihi yazanlar aynı kültürün insanları olmayınca, bir numara büyük gelen bu eğitim sistemi taaa 2000 li yıllarda raydan çıkacaktır. Başta da belirttiğimiz gibi eğitim sistemi olarak düşünülen şey öğütüm sistemi haline geleceği ta baştan kokmaya başlamıştı fakat bu kokuyu alacak burunlar ÇANAKKALEDE çoktan hakkın huzuruna varmışlardı.

   Değerli dostlar, şimdiye dek sizlerle paylaşmaya çalıştığım bilgiler eğitim’in bir yönüydü. Zihinlerde bir bilinç uyandırmaya yönelik sunduğum bu yolculuk umuyorum sizleri hiç şaşırtmamış aksine bildiğiniz şeyleri bir de benden okumak zorunda kalmışsınızdır. Genel itibariyle belki benden beklenen yazı formatı bu değildi belki de ancak şunu da yapmak istemedim, tutup sizlere tarih, saat, zaman yer vererek hem sizleri sıkmak hemde “Kur'an NESLİ “ okuyucularının bilgi seviyesini biliyor olmamdan dolayı siz değerli insanları hayal kırıklığına uğratmak istemedim. Meselelerin bilincinde olan eğitim seviyesinin normalin üstünde olduğu bir kitleye bildiklerini nasıl olurda tekrar yeni bir sunum yapabilirim diye düşünürken en iyi yöntemin serbest sunum olduğu fikrinden hareketle böyle bir yazı ortaya çıkmış oldu. Ancak içinizden bazı dostlarımın mırıldandığını ve sıkıcı bir üslupla muhatap olma arzusuyla bana kızdıklarını görür gibiyim. Tamam peki, bunu siz istediniz. ( bu yazıdan alacağını almış memnun okuyucularımızın lütfen bundan sonraki yazıyla ilgilenmeden bir sonraki yazar kardeşimizin yazısına geçmelerini istirham ediyorum, teşekkürler )

Okul:
Ekol, tarz, mektep anlamlarına  gelen okul bizde dört duvar manası giydirilmek suretiyle hapsedilmiştir. Tektip anlayış hakim olduğu için tek ekol, tek tarz, tek mektep anlayışı millilik kazanmıştır.

1. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN TARİHSEL GELİŞİMİNE GENEL BİR BAKIŞ
1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (genel eğitim tüzüğü) ile merkez örgütünde maarif nazırının başkanlığında, ilmî ve idarî iki daireden oluşan bir Meclis-i Kebir-i Maarif (büyük eğitim meclisi) ve il düzeyinde bu meclisin şubesi ve icra organı olarak, bir maarif müdürünün başkanlığında maarif meclisi kurulmuştur. 1872 yılında Meclis-i Kebir-i Maarif, iki daire halinden çıkarılarak bir tek meclis haline getirilmiştir. 1879’da Nezaret  merkez örgütü, öğretim basamaklarına göre daireler halinde düzenlenmiş ve bu temelde, Cumhuriyet döneminde de geçerliliğini sürdürmüştür. Buna göre tablo 1’de Meşrutiyetten önce ve sonra Maarif Nezaretinin daireler olarak örgütlenmesi gösterilmektedir.
 Maarif Nezaretinin Örgütlenmesi
Meşrutiyetten Önce
Meşrutiyetten Sonra
Mekâtib-i Aliye (yüksekokul)
Tedrisat-ı Tâliye (ortaöğretim)
Mekâtib-i Rüşdiye (ortaokul)
Tedrisat-ı İptidaiye (ilköğretim)
Mekâtib-i Sıbyaniye (ilkokul)
Mekâtib-i Hususiye (özel okullar)
Telif ve Tercüme
Tahrirat (yazı işleri)
Matbaalar (yayın)
Muhasebat
 
Sicil
 
İstatistik
 
Levazım
 
Evrak

1910’dan sonra bir Tedrisat-ı Âliye (yükseköğretim) dairesi ile  Kütüphaneler Müfettişliği kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında iki eğitim bakanlığı vardı. Ankara’da TBMM Hükümetinin Maarif Vekâleti, İstanbul’da Osmanlı Hükümetinin Maarif Nezareti. 23 Nisan 1920’de TBMM açıldıktan sonra Hükümetin 2 Mayıs 1920 tarih ve 3 sayılı Yasa’sı ile  İcra Vekilleri Heyetinin (Bakanlar Kurulu) on bir vekaletinden biri olarak “Maarif  Vekâleti” örgütlenmiştir. 1920 yılında Maarif Vekâleti;
1. Program Heyeti,
2. İlk Tedrisat Dairesi,
3. Orta Tedrisat Müdürlüğü,
4. Türk Asârı Atikası Müdürlüğü,
5. Sicil İstatistik Müdürlüğü
olmak üzere beş birimden oluşmuştur. 1923 yılında İstanbul’da bulunan Maarif Nezareti kapanmış, Ankara’da kurulan Maarif Vekâleti örgütü genişletilmiş, on bir birim olarak yeniden düzenlenmiştir. Taşra örgütü de maarif müdürlükleri ve maarif memurlukları olarak düzenlenmiştir. 
Cumhuriyet döneminde, MEB örgütü giderek gelişmiş 1933 yılında çıkarılan 2287 sayılı Yasa’yla yeniden düzenlenmiştir. 1935 yılında 2773 sayılı, 1937 yılında 3225 sayılı ve 1941 yılında 4113 sayılı Yasalar’la MEB örgütüne yeni birimle eklenmiş, örgüt daha da genişletilmiş ve iki müsteşarlık   haline getirilmiştir.   1965 yılında, Kültür Müsteşarlığının kurulmasıyla Bakanlık, üç müsteşar tarafından yönetilmeye başlanmış ve örgüt buna   göre düzenlenmiş, 1980 yılında da gelişmeler  doğrultusunda yeniden yapılandırılmıştır.
1983 yılında, eğitim hizmetlerinin gençlik ve spor hizmetleriyle bir bütün olarak ele alınması, örgütün “Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı” adıyla düzenlenmesine neden olmuştur. Ancak, 2 Mart 1989’da 356 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile gençlik ve spor hizmetleri, millî eğitim hizmetlerinden çıkarılmış, örgüt 3797 sayılı ve 4359 sayılı Yasalar ile bugünkü şeklini almıştır. Millî Eğitim Bakanlığı;
- 1923’ten 27 Aralık 1935 tarihine kadar “Maarif Vekâleti”,
- 28 Aralık 1935’den 21 Eylül 1941 tarihine kadar “Kültür Bakanlığı”,
- 22 Eylül 1941’den 9 Ekim 1946 tarihine kadar “Maarif Vekilliği”,
- 10 Ekim 1946’dan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı”,
- 1950’den sonra “Maarif Vekâleti”,
- 27 Mayıs 1960’tan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı” ,
- 1983’ten sonra “Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı”,
- 1989’dan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı”
  adıyla örgütlenmiştir.











1. AKYÜZ, Yahya. Türk Eğitim Tarihi. İstanbul. 20012)
2. SORGUÇ Bahir. Cumhuriyetin 70. Yılında Millî Eğitim. Ankara. 1995
3. Cumhuriyetten Günümüze Sayısal Gelişmeler (MEB-APK) 1988




2. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖRGÜT YAPISI
Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkındaki 3797 sayılı Yasa’ya göre MEB bugün;
olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.
Millî Eğitim Bakanlığı, taşrada 81 il ve 58’i büyük şehir merkez ilçesi olmak üzere 850 ilçede örgütlenmiştir. MEB’in,  21 eğitim müşavirliği ve 17 eğitim ataşeliği olmak üzere 22 ülkede temsilciliği  bulunmaktadır.
2.1. MERKEZ ÖRGÜTÜ
Bakanlık makamı, Talim ve Terbiye Kurulu, ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerinden oluşmaktadır. Meslekî ve Teknik Eğitim Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı (METARGEM) ile Projeler  Koordinasyon Kurulu Merkezi Başkanlığı da merkez örgütü içerisinde yer almaktadır.
2.1.1. Bakanlık Makamı
1.  Bakan
2.  Müsteşar
3.  Müsteşar Yardımcıları
Bakan, Bakanlık  hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetiyle, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla ve kuruluşlarla iş birliği yapmak ve koordinasyonu sağlamakla görevlidir.
Müsteşar, Bakanın yardımcısı ve MEB, Bakanlık hizmetlerini Bakanlığın amaç ve politikalarına, kalkınma planlarına, yıllık programlara ve mevzuat hükümlerine uygun olarak Bakan adına düzenlemek ve yürütmekle görevlidir.
Hizmetlerin yürütülmesinde Müsteşara yardımcı olmak üzere de beş müsteşar yardımcısı görevlendirilir.
2.1.2. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, doğrudan bakana bağlı bir karar organıdır. Eğitimle ilgili hemen her konuda bakana yardımcı olmakta, görüş vermekte eğitim sorunları ile ilgili araştırmalar yapmakta veya yaptırmaktadır.                  
2.1.3. Ana Hizmet Birimleri
1. Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü
2. İlköğretim Genel Müdürlüğü
3. Ortaöğretim Genel Müdürlüğü
4. Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü
5. Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü
6. Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü
7. Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü
8. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü
9. Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü
10. Yükseköğretim Genel Müdürlüğü
11. Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
12. Yurt Dışı Eğitim-Öğretim Genel Müdürlüğü
13. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü
14. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü
15. Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü
16. Okul İçi Beden Eğitimi, Spor ve İzcilik Dairesi  Başkanlığı
2.1.4. Danışma ve Denetim Birimleri
1. Teftiş Kurulu Başkanlığı
2. Araştırma, Plânlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı
3. Hukuk Müşavirliği
4. Bakanlık Müşavirliği
5. Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
2.1.5. Yardımcı Birimler
1. Personel Genel Müdürlüğü
2. Yayımlar Dairesi Başkanlığı
3. Hizmet İçi Eğitim Dairesi Başkanlığı
4. İdarî ve Malî İşler Dairesi Başkanlığı
5. Öğretmene Hizmet ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı
6. İşletmeler Dairesi Başkanlığı
7. Yatırımlar ve Tesisler Dairesi Başkanlığı
8. Eğitim Araçları ve Donatım Dairesi Başkanlığı
9. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı
10. Ortaöğrenim Burs ve Yurtlar Dairesi Başkanlığı
11. Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı
12. Çıraklık, Meslekî ve Teknik Eğitimi Geliştirme ve Yaygınlaştırma  Dairesi Başkanlığı
13. Savunma Sekreterliği
14. Özel Kalem Müdürlüğü
2.1.6. Sürekli Kurullar
1. Milli Eğitim Şurası
2. Müdürler Kurulu
3. Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurulu
4. Öğrenci Disiplin Kurulları
5. Özel İhtisas Komisyonları
2.2.TAŞRA ÖRGÜT YAPISI
-
 





3. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ GÖREVLERİ
Anayasa’ya göre, 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Yasası, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Yasası ile, kalkınma plân ve programları doğrultusunda millî eğitim hizmetlerini yürütmek üzere, Milî Eğitim Bakanlığı kurulmuş , örgüt ve görevlerini düzenlenmek üzere çıkarılan 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa ile de MEB’in görevleri belirlenmiştir. Buna göre;
1. Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve T.C. Anayasası’nda belirtilen Atatürk Millîyetçiliğine bağlı, Türk Ulusu’nun millî, ahlakî, manevî, tarihi, kültürel değerlerini benimseyen, koruyan, geliştiren; ailesini, yurdunu, ulusunu seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar yetiştirmek üzere, Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait bütün eğitim ve öğretim hizmetlerini plânlamak, programlamak, yürütmek, izlemek ve denetim altında bulundurmak.
2. Okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve her çeşit örgün ve yaygın eğitim kurumlarını açmak, yükseköğretim dışında kalan   öğretim kurumlarının diğer bakanlık kurum ve kuruluşlarınca açılmasına izin vermek.
3. Türk yurttaşlarının yurt dışında yapacakları eğitim ve öğretim hizmetlerini düzenlemek ve yürütmek.
4. Diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlarca açılan, yükseköğretim dışında kalan örgün ve yaygın eğitim kurumlarının denklik derecelerini belirlemek, program ve yönetmeliklerini hazırlayıp onaylamak.
5. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı ortaöğretim kurumlarının  program, yönetmelik ve öğrenim denklik derecelerinin belirlenmesi konularında iş birliğinde bulunmak.
6. Yükseköğretimin, millî eğitim  politikası bütünlüğü içinde yürütülmesini sağlamak için Yükseköğretim Yasası ile Bakanlığa verilmiş olan görev ve sorumlulukları yerine getirmek.
7. Okullardaki beden eğitimi, spor ve izcilik eğitimi ile ilgili hizmetleri yürütmek.
8. Yükseköğrenim gençliğinin barınma, beslenme ihtiyaçlarını ve maddî yönden desteklenmelerini sağlamak.






Günümüzde MEB üç şekilde işlev görmektedir.
Örgün Eğitim
Yaygın Eğitim
Özel Eğitim
Nedir bunlar ?
Örgün eğitim: Örgün eğitim, amaca göre hazırlanmış programlarla okul çatısı altında, belirli yaş grubundaki ve aynı seviyedeki bireyler için yapılan düzenli eğitimdir.Örgün eğitim; okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsamaktadır.
Belirlenmiş bir mekanda, belirlenmiş bir müfredatı
Belirlenmiş şekil ve şartta sunulan eğitimin adına biz örgün eğitim diyoruz. Şu an ülkemizde verilen ana okulundan üniversiteye kadar verilen eğitim bu standartlara uyularak verilmektedir. Bunun dışına çıkıp eğitim vermeniz ya yasal değildir ya da kabul edilir değildir.
Yaygın eğitim: Yaygın eğitimin amacı, millî eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş olan veya herhangi bir kademesinde bulunan ya da bu kademeden ayrılmış olan yurttaşlara örgün eğitimin yanında veya dışında eğitim hizmetleri sunmaktır.Televizyon, gazete, vb. gibi eğitim dir ki hiçbir bağlayıcılı yoktur
Özel eğitim: Birinci maddede yer alan örgün eğitim modeliyle çalışmak zorunda olan sadece özel kurumların çalıştırdıkları paralı eğitim sistemidir. Denetlemesi ve müfredatı tamamen milli eğitime bağlıdır.özel olması sadece özel sektörün işletme modeliyle yani para kazanma usulüyle ilgilidir. Aksi taktirde eğitimin bir özelliği yani bağımsızlığı, özgünlüğü yoktur.
Milli eğitimin, eğitimden anladığı ve anlattığı şey işte bu. Ne yaptığı ve ne yetiştirdiği eğittiğini soracak olursanız tavsiyem dönüp etrafınıza bakmanız olacaktır. Ortada bir eğitimden söz edilemeyeceği gibi sistemden de bahsetmek mümkün görünmemektedir. Aslını sorarsanız böyle bir kaygılarının olduğunu da düşünmediğimi açıkça belirtmek isterim. Bu çok mu kötü, bir yönüyle çok kötü kimliksiz, kişiliksiz yetiş(emey)en insan ne kendini ne de içinde bulunduğu toplumu umursamadan keyfinin arzusunun isteklerine uygun davranmaya başlıyor. Sonuç, kaos. Günümüzde eğitim kurumlarının geldiği yer ve duruş itibariyle değerlendirmeye tabi tutmak olanaksız. Nedeni ise henüz kavrayamadığım bir biçimde kopya sistemle sunulmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Model olarak alınan örneklerle kobay olarak kullanılan milletin herhangi bir benzerliği olmadığı gibi bizlerin değer yargıları ve hayatı anlamlandırma biçimi taban tabana zıt özellikler arz etmektedir.



Tesbit:
Durum bundan bundan ibaret. Peki buna muhatap olan bizlere dönelim biraz da yaşadığımız ortamda bizler neler yapıyor neler talep ediyoruz. Biz bu toplumun içinde yaşamıyor muyuz. Bu toplum bizlerden oluşmuyor mu. Biz bu topluma ne kattık, ne aldık. Ben ve Bu yazıyı okuyan dostlarım neler yaptılar duruma ilişkin. Hiç, Kocaman bir hiç. Olurmu bir sürü şey yaptığını söyleyen itirazlarını yükseltenleri duyar gibiyim. Duymuyorum, en azından duymazlıktan geliyorum. İster kabul edin ister etmeyin sizleri duymuyorum. Neden mi ? bu memlekette eğitim söz konusu olduğunda hiçbirimizin ağzını açmaya hakkı yok olduğunu düşünüyorum da ondan. Bu uğurda ne kurumsal olarak ne de inananlar olarak kılımızı bile kıpırdatmadık. İnsanlık, toplumlar, çocuklarımız gözlerimizin önünde iğdiş edildi ama bizim çıtımız bile çıkmadı. Tek düşündüğümüz rejim tarafından onaylanmış bir diploma ve iş imkanıydı. Belki, belki değil mutlaka boyumu aşan sözler bunlar ama söylemezsem kendimden nefret edeceğim, en azından söyleyip utanmayı tercih edeyim. En kabadayımız bile şekillerle uğraştı yıllarca. İşin özüyle ilgili kimse ciddi itirazlar, adımlar atamadı. Ne kadar değer yargımız varsa, ne kadar ilke ve kanunlarımız varsa hepsini değersiz ve eskilerin adetleri olarak gören bir zihniyet karşısında biz ne yaptık.? Tüm ana kayidesini oturttuğumuz dinin dört bir yandan kesilip kalplere hapsedilmesi karşısında, hayata ve dünyaya söyleyecek hiçbir sözü olmayan vahyin muhatapları olarak bizler ne yaptık.?
Alternatif! olarak onların sistemlerine dahil olmayı kabul ettik ve hiç utanmadan başörtümüzü isterük diye birde yüzsüzlük yaparak. Eğitimi alırken başörtülü bir şekilde almayı savunurken bilginin kendisini sorgulamayı hiç aklımıza getirmedik. Tek talebimizse başörtümüzle dahil olabilmekti. Yazıklar olsun bana. Hani din yaşamak için inmişti. Hani tek kazanç kulun cenneti hak edecek erdemli ameller yaparak Ahirete dönüp cenneti (tek ödül) kazanmaktı. Hani tek başarı Allahın huzurunda kitabı sağdan verilenler olmaktı. Hani şartlara teslim olmadan bir haksızlık (zulüm) karşısında ellerimizle, dillerimizle, yüreklerimizle  mücadele vermekti cihad. Hani İLİM ilim bilmekti, İLM kendini bilmekti, sen kendini bulamazsan bu nice okumaktı. Leyl olsun bana. 

Alternatif eğitim metodolojisi;
Gerek İslam ülkelerinde, gerekse batımızda içinde bulunduğumuz çağa alternatif eğitimler yapılmaktadır. Kaynak olmak yerine kendi eğitim kurumlarımızı oluşturma fikriyle uğraşıyor olsa idik hiçbir şey yapamasak da  bir montesoriy olabilirdik. Yüzüncü yılına giren montesoriy okulları şu an geldiği konum itibariyle batının sistem değişikliğine zorlandığı alanlardan biri olmaya devam ediyor. Ülkemizde yeni yine kendisini hissettirmeye başlayan bir zorunluluk halini almış ÖZGÜR eğitim metotları bakalım ne zaman filiz vermeye başlayacak, uyuya kaldığımız uykumuzdan ne zaman uyandırılacağız. Ne yazık ki sizlere hazır iksir paketimiz henüz hazır değil. Karşılığında bedel ödemek gerektiğinde bedel ödeyecek gönüllü eğitimcilerin yapabileceği bir şeyler olmalı. Neyin yapılması gerektiğini biliyorum, nasıl yapılacağı konusunda hiçbir fikrim yok. Kesinlikle neyin yapılmaması gerektiğini ise yazımın ortasonlarına doğru izah etmeye çalıştığımı bir kez daha hatırlatıyor sizleri Allah’a ulaştıracak, Allahlı bir eğitim sistemine kavuşma umudumla selamlıyorum. Esselamualeykum


Not: yazan başörtü ile ilgili mısrada hicab’ın kendisine değil sisteme dahil olma biçimine itiraz yükseltmektedir.