25 Eylül 2018 Salı

PARTİLER SİYASİ ALANIN ÖZNESİMİ?




Siyasi iktidarı ele geçirmek ya da en azından ona ortak olmak amacıyla örgütlenmiş insan topluluklarına siyasi parti denir.

Gönümüzde başka hâkimiyet alanlarından yoksun olduğumuz için gözün görebildiği tek ve yegâne alan olarak sunulan ‘Partiler’ gerçekte siyasetin asli unsurlarımı?
Bu soruyu dahi şimdiye dek hiç düşünmemiş yığınlarca insanın olduğuna eminim. Soru sorabildiğimiz kadar yetişkiniz, yeterki soru sormaktaki maksadımız öğrenmek olsun, dağıtmak, karalamak, parçalamak, ötekileştirmek maksadıyla yapmamış olalım. Tarih bilgimin çok az olduğu gerçeğini sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum yazıma, en sevmediğim ders tarih dersiydi itiraf edebilirim.
Bir meselede de topraktan başlamasam olmaz.

Ne yani Aydınlanma dan başlamayalım mı diyorsun? Toplumlar büyüklük küçüklük hâkimiyet alanları oranında etki alanlarını geliştirmiş, gayrı'sına, dışındakilere anlayışlarını empoze etmeye çalışmışlardır. Dinsel Tarih bilincimizle görebildiğimiz en eski hâkimiyetler Nuh dönem lirinde, İbrahim dönemlerinde ve Süleyman dönemlerinde dahi dinsel ağırlıklı anlayışlarla toplumları hizada tutma çabalarını görmekteyiz. Elbette doğru ve Hakikat içeriği Resul-Nebi olan din bilginlerini toplumu iknada Allahın İnsanlık için sunduğu-öngördüğü Din'i (yaşama şekli) ni hayata sokmada başarılı ve başarısız olmuşlar.

İnsan kendisini ve çevresini geliştirmiş, toplumlar birlikte yaşama şartlarını gerek bağlı bulundukları kavimlerden gerekse hayata müdahale eden din bilginlerinden (Resul-Nebi) öğrenmeye, öğretmeye başlamışlar, sonuçlarını da birlikte yaşamışlardır.

Bu Siyasi alanların müdahil unsurları kimi zaman Baskı, kimi zaman sevgi, kimi zaman sadece tavsiye üslubu ile insanları yönetmişler. Tarihin her döneminde güç sahipleri gücü bir silah ve baskı aracı olarak toplumun üzerinde kullanmış, az ya da gücü olmayan kabile, kavim, toplumlar sindirilmiş, öldürülmüş, sürülmüşlerdir. Mısır medeniyetinden bize yansıyan öğretilerde bu açık ve belirgin bir şekilde açığa çıkmaktadır. Sonraları gelen İsa Resul toplumu geçmişte yaşadığı travmadan kurtarıp düşünmeye sevk etmek için daha yumuşak ve ılımlı bir çizgi izlese de kendi sonunu hazırlamış Allahın müdahalesi ile eziyetten kurtulmuştur.

 Süreci merhale, merhale takip etmeyeceğim. Batıya göçü İnsanlık tarihinin serüveni olarak görenler kaçışı her zaman zulümden ve baskıdan kaçış olarak öngörmüş son olarak Osmanlının hâkimiyet alanlarından kaçarak Asyanın batısı olan bizimde Batılı diye tercüme ettiğimiz yöne doğru ilerlemeyi sürdürmüş Konstantiniyepolis’ten Roma Yunan medeniyetine oradan da Aydınlanma çağına kendini yiyerek devam ettirmiştir. Benim Batılı tanımlamalarımda mutlaka kasap reyonlarında İnsan eti yiyen 16. yüzyılın izleri hak ettiği yeri almıştır.

Sen belki Batıyı 17. Yüzyılın Aydınlanma çağıyla Tanrıyı saf dışı bıraktığı yerden başlangıç noktası kabul ediyor olabilirsin! Unutulmamalıdır o sürece kimlerin nasıl taşındığını toplumun üzerindeki Tanrı kılıcını kullananların tarladaki ürünün peşinde olanların nasılını niçin ini aramadan bulmadan çıkmamalısın. Tanrı savaşlarında yenilen Batı Tanrısının ölümünden bir şey çıkaramaman İnsan aklını öne alman olmasın sakın!? 

Gök Tanrının ölümü sorunu bitirmemiş, aksine yer Tanrılarının doğumuyla sonuçlanmıştır. Toplumları Akıl perdesi altında cücelerin yönetim şekilleriyle bağlama, boyunduruk altına alma, köleleştirme son hızla 18. Yüzyılı  Osmanlının Lale devri çocuklarıyız biz şarkıları altında emek iş üretimle tanıştığı zamanlardan geçişiyle acaba Fransızca eğitim alsak kurtuluşumuza yol açar zihin karışıklıklarını doğurmuş olabilirmi?

19-20. Yüzyıl batı aklının parlak yılları olarak kayıtlarımıza geçiyor Sosyal, liberal, birey kavramları henüz bizim kadar kullanıma açık değilken batı bu kavramları İnsan insanın kurdudur ilkesiyle çiğnemeye öğütmeye başlamış, Tanrıya Kulluktan İnsana Kulluk serüvenine yükselmişti. Karl Marx, Max Weber, Kant, Hegel, Platon gibi (Peygamber)ler sahaya inmiş İnsanlık serüvenini Akıl-Mantık perdesinin arkasına takarak Bireycilik çayırında otlatmaya götürmüş ve güzel otlaklarda daha semiz sağılacak inekler haline getirmiş olmasın?

Şu hususun altını çizmezsek belki haksızlık etmiş olabiliriz hissiyatıyla bu İnsanların çıkış mantıkları bu olmasa da doğurduğu sonuçlar açısından değerlendirdiğimizde bu sonuçlarla karşılaştığımız için böyle bir benzetme yaptığımın altını çizmek isterim.

Maddenin keşfi insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen maddenin bireyin hakkı olduğunun keşfi bu aydınlanma cağının ürünü olarak İnsanlık tarihine hediye edilmiştir. Daha önceki zamanlarda Toplumların kullanım alanlarına ait olan Toprak, Maden, artık alınır, satılır, savaşlar başlatır olmuştu. Başlangıcı olmasa da şekillenmeye başlaması bu akımların ağır bombardımanı sonucu gerçekleşmiştir.

Toplumları adına bir kişinin kararı hiç de gerçekçi ve adil değildi kimilerine göre, bireyler bir arada yaşam alanları oluşturabilir, kendi egemenliklerini kendileri belirleyebilirmiydi? Aklını kullanmayı başarabilenler kendilerini kimin yöneteceğine de kendileri karar verebilirdi elbette. İnsan Tanrıyı öldürdüyse Kanun ve Kuralları da artık kendisi belirleyebilir, iyiyi, kötüyü belirleyebilir bulabilir yasak koyabilirdi, zor olmasa gerek. 

Tanrıdan kurtulmuştuk ancak Tanrının yeryüzüne indirdiği Kitaptan henüz kurtulamamıştık, biran önce Kitaptan da kurtulmanın yolunu bulmalıydı İnsanlık. Özgürlük alanlarını kısıtlayan, yasak koyan, göklerden geldiğine inanılan Anayasa kitabı nasıl ve hangi gerekçeyle Raf'a Kaldırılabilir?

İşin bu boyutunu anlatmaya başlarsam bizim mahallenin ileri gelenleri sinirlene bilir, kızabilir ve beni aforoz edebilir. Bu korku yüzünden çok içine girmeden yüzeysel geçerek mahalle baskısından kurtulmaya niyetliyim parmaklarıma söz geçirebilirsem.

Elbette çalışınca bu konuda da başarılı olabilirdi İnsanlık ve öyle de oldu iyi ve kapsamlı çalışma ile Gök Tanrıdan gelen yasa kitabı önümüzde ve elimizde durduğu halde Raf'a kaldırılmış oldu. Kullanım alanlarından kaldırıldıktan sonra ellerinde tuttukları Arap harflerinin bir işe yaramayacağını iyi bilenler tarafından ustaca planlanmış bu çalışma yerli ve batılı Akıl sahipleri tarafından incelikle ve ustaca başarılmış olmalı ki bizim mahallede kimsenin Ruhu uykusundan uyanamamıştı. Menfaat perest’lerin çıkar ve menfaatleri doğrultusunda fincancı katırları ürkütmedikleri gerçeğini göz ardı etmiş değiliz elbet.

Toplumsal ve Kamusal alanların işgali sonucu Kanun ve yönetmelik ihtiyacı Yerin bitirdikleri tarafından halledilir, üretilir, peydahlanır olmuştu artık. Gelişme çağındaki zihinler ihtiyaç belirlemede maddeyi esas aldığı için maddeyi yapı taşı olarak Yeryüzünü tutan dağlar gibi çakılmıştı Bireyin anlının çatına. İhtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorunda kalacak olanlar bundan sonra yeryüzünde rahat dolaşamayacak canının istediği nebatat dan yiyemeyecek, istediği yerde konaklayamayacak, hayvanını, çoluğunu, çocuğunu istediği gibi besleyemeyecek, yolunu izini belirlemede icazet, ruhsat, pasaport, kimlik, gibi Muhtar'iye ye ihtiyaç duyacaktı.

Ha bu arada Sizin Muhtarınız Kim? bu soruyu ciddiye almayanlar için sorun yok ama bir gün birileri kalkıp bu soruyu ciddiye alabilir ve bu soruyu Batının kaç tane olduğunu bilmediğim yüzüne haykırabilir. Biz mi! henüz bundan çok uzağız.
Ümmet fikrini kaybetmiş zihinlere bireyin haklarını arama noktası olarak sunulan siyasal siyasetler çıkmazı, partilerin toplumları yönlendirme ve kanalize etme işlevi hakkında uzun ve sıkıcı bu yazıyı kimlerin hangi mantıkla okuduğunu bilemeyeceğim. Tek çare olarak sunulan bu çıkarımın tarihsel ve bir o kadar yüzeysel geçmişi hakkında biraz kafa karışıklığı sunalım istedim.

Çok Partili Siyasal Sistemler

Partilerin Siyasi alanları ve toplumları doğruya yönlendirebileceği gibi, yanlışa da kanalize edebileceği gerçeğini şuan yaşadığımız ülkede bir yerlerin haklarını savunduğunu düşünerek ortaya çıkmış şu aralar izledikleri siyasetin bedellerini hak ettikleri şekilde ödeme zamanlarının geldiği oluşumlardan da görebilir idrak edebilirsiniz. Toplumların gözünün içine baka baka Yalanı meşrulaştıran ve Hak, özgürlük, barış gibi kavramlarla hem toplumları hemde İnsanımızı yoksullaştıran, varlık amaçlarını ortadan kaldıran cin fikirler bizi ne hale getirdiğini görüyoruz. Bunun savunuluyor kabul görüyor olduğunu satın alındığını görmek dahi İnsanı derinden etkilerken Kanarak İnanmış toplum fertleri için ne diyeceğimizi bilemiyoruz.

“Uygulanmış adaletsizlikleri Sihirbazın sihirli mendili gibi asıl niyetlerini örtmek için kullanan Akıl-Mantık tutucularına okus pokus yapmadan İşin aslını esasını gösterebilecek Musalara ihtiyacımız var.”
Eyvallah Elimizdeki Harunlarla idare edelim dediğinizi duyar gibiyim. Yetmez İçimizden bizim gibi kanlı canlı, yiyen, için bir Musa çıkarmak şart bizden biri hadi hayırlısı.

Büyük Soru şu Bizi Kim Yönetsin?

Bu soru ilk önce şu çıkmazı öngörüyor/doğruyor, İnsan Yönetilebilen bir varlıkmıdır?