28 Eylül 2024 Cumartesi

Anne Kıymeti



Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiyle ödüllendirir elbet. Gelmiş eyvallah başımız üzerinde de konu bu değil elbet, dertleştik biraz konuştuk dilimizle bazen kalbimizle çoğu kez. Sorunlar, sorular insanı insan yapan insanı olgunlaştıran ve anlam dünyasında aks'ı ile buluşturan kalbindekine bağlayan sorular. Kardeşimizin kalbine takılmış meğerki dilinden dökülüverdi kelimeler. " Annelerimizle nasıl geçinmeliyiz?"

Soran sormuş olur, dilden dökülür kolayca belki kısa belki uzun nihayet sorudur ya altı üstü hepsiyle. Ya cevabı öylemi şümulü, kastı, muhteviyatıyla, taşı toprağıyla birlik ele alınacak' da muhatabın derdine melhem olarak sürülecek, belki yarayı toptan iyileştirecek dahi aklın dimağından silecek' de eller, ayaklar kalbiyle hayatın terkisine kızarmış ekmek gibi şifa olacak. İşin ehli, Kalbin tanışı olmadığımızdan kem küm, biraz bilinenden biraz kıyıda kalmış belki unutulmuşlardan anlatmaya başladık ancak dilimizin yabancılığı yüzümüzden okunuyor. bildiğimiz, yaşadığımızı kardeşimizin tabağına sunuverdik kanımızca, kararımızca. Umarım memnun olmuş hayat kitabımızın sayfalarına nüfus ettirmiştir.

Bizlere düşen...

Yaşarız hayatımızı' da düşünür müyüz kimdir bu?

Hayata doğmamıza vesile olan varlık Annem diye isimlendirdiğimiz. Bağlarımızdan bağlıyız da hayatın içine doğmadan Rahimin içine kurulmuşuz bedelsiz karşılıksız. Allahtan başka kimsemiz yokken ünsiyet kurar yakinlik duyarız. Kalbimiz mi oluşmuştur damarlarımızda kan candan öte bir can üflemiştir yaratan. Adına ben diyeceğimiz bir ben doğarya Rahmin içinde kimsiz kimsesiz, sonra kimi kimsesi olur etten kemikten ibaret.


Ramazan 3






Kimin haddine kendisinden başkasının işine karışsın, bulaşsın ve hatta beğenmesin eleştirsin, kimin haddine.

Kimin haddine ki öyle olmaz, böyle olmaz, o olmaz, bu olmaz, şöyle olmaz diyerek senin, benim işimize bulaşsın da kusur, eksik, yanlışlar sıralasın.

Kabir ziyareti ve en son temasımız




Merhaba dostlar,

Şimdi sizlerle bir eşiği konuşmak, paylaşmak, işittirmek isterim müsadeniz varsa tabi, işittirmek diyorum çünkü bilgi edinmek, bilgi vermekle işitmek emin olunuz aynı şeyler değil. Bizler bilgisine ulaştığımız şeylerin ilmine'de erişmiş olmayız. Ne demek şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim, sakin olun izah etmeye çaba göstereceğim.

" İslami haraket engellenemez "

Ömer yılmaz duyuyormudur bilemiyorum inanırmısınız bizler 20 yıl boyunca bir inanç sistemi sandığımız sanrılarımızın, tanrılarımızın peşinden koşmuşuz, Dücane Cündioğlu şimdilerde yerden yere vuruyor belki denk gelmişsinizdir, o bizlerden daha eski olduğu için 40 yılın muhasebesi adı altında geçmişte inanç sistemimiz sandığımız peşinden koştuğumuz şeyleri bir bir ortaya koyup, canını çıkarana kadar da eleştiriyor.

Haklı haksız, doğru yada yanlış manasına gelecek şeyler söylemiyorum hemen ön yargılarınızla hedef tahtasına koymayınız lütfen onu yada beni yada Ömer'i. Neyse sizleri eski hikayelerini anlatan bir bunakla sıkmak istemiyorum, olan olmuş ölen ölmüş artık ne çare, geçmiş tecrübeliri mi birer merdiven yapıp umutlarımı yüklediğim bulutlara çıkarmak istiyorum.

İslamı öğrendiğim o ilk yıllarda ilk öğrendiğim bilgilerden biride Kur'an-ı Kerim'in okunabilir bir kitap olduğu bilgisinden sonra kabirlerin ziyareti konusu olmuştu, oysa o zamanlar benim hiç bir yakın, akrabam vefat etmemiş kabirler lede tanışmamıştım henüz.

Sizler eğitim ve öğreniminizi nereden ve hangi saiklerle yapıyorsunuz bilemiyorum, bizler 90'ların başında Ev dersleriyle tanışmıştık. Erkam bin ebi'l erkam kimdir duymuşmuydunuz? Bu sahabe Hz Muhammed Mustafa ( s.a.s ) in ilk arkadaşlarından kıymetli bir sahabedir. Evini Resullullaha açan müslümanlara açan ve onlarla birlikte evinde Dini, Vahyi, Siyaseti, İlmi öğrenen ve sonra da öğrendiği bu bilgiyi öğreten çok kıymetli bir Mümindir. İlk dersler onun evinde vücut bulduğu için sonraları tüm ilim faaliyetleri ev dersleri onun adıyla anılmaya başlamış, her yapılan öğrenme faaliyetinden o da nasip tar olacağına inanılmıştır.

Evet bizlerde o yıllarda Ev ( Erkam evleri ) derslerine başlamış, dinimizi, Vahyi, siyaseti, İlmi oralarda aramış, bulmuş, içselleştirmiştik, Şimdilerde duyduğum kadarıyla öğrenci evleri hala bu tür faaliyet alanlarına ev sahipliği yapmaktaymış.

 " Kabir ziyareti "

O yıllarda Kur'an-ı, Kur'an okumayı, Kur'an-ı Kerimin okunması ve sevap kazanılması konusunu öyle bir mevzu ederdik ki eğer Resullulah yanımızda olacak olsa idi şimdiki aklımla söylemek isterimki bizleri öyle bir değnekle kovalardıki, Ebu Hureyre dahi öyle mescid den kovulmamış olurdu.

Kur'an abdestsiz okunur mu, Kur'an-ı Kerim Türkçe okunur mu, Okunursa anlaşılır mı, Kur'an-ı Kerim Sevap kazanma aracı olarak okunabilir mi ve sevap elde edilebilir mi, Kur'an-ı Kerim belden aşağıda tutulur mu, Hayızlı kadınlar Kur'ana dokunabilir mi, Arapçasından okunan kuranın hükmü nedir, Kur'an Duvarımızda asılı duran bir objemidir, Elmalılı Hamdi Yazır hocamızın Kuranı Kerim meali okunabilir mi, neden Türkçe Kuran okuyoruz, Kur'an-ı Kerim ne için indirilmiş anlaşılsın diye mi yoksa okunup sevap elde edilsin diye mi. Ve son olarak Kuranı kerim Ölülere okunan bir kitap olarak düşünülebilir mi?

Ömrümün en değerli yılları bu ve buna benzer konuları okumak, tartışmak, cedelleşmek, ayrışmak, birleşmek, taraf olmak, ber taraf olmakla geçti öylemi Ömer kardeşim. Kimler nelerle uğraşırdı o yıllarda bilemiyorum fakat hakikaten söylüyorum gecemiz, gündüzümüz, aklımız, fikrimiz, işimiz, aşımız, eşimiz bu ve etrafındaki mevzularla alakalı idi. Küçük bir anekdot paylaşayım dostlarımla; Evlendiğimin ikinci haftası idi ha bu arada evlenmek demişken dikkat edelim lütfen o zamanlar tek kriter vardı tesettürlü bir namzet bulunacak, tanışma, görüşme, konuşma hak getire bir çok dostumuz, kardeşimiz bunlardan faydalanamamıştır, ben eşim olması muhtemel namzet hanımefendinin evine gitmiş oturmuş, kendisiyle annesinin yanında 5 dk. görüşmüş şanslı kardeşlerinizden biriyim. İkinci haftası idi evliliğimin Mardin de çok değerli bir Müslüman kardeşimizin bir kaç günlük eğitim toplantısı olduğunu duymuşuz, taa Kocaeli den kalkıp oraya gitmişiz ki aman ilim kaçmasın, aman din sekteye uğramasın.

Yine uzattık mevzuuyu,

Ya hu ne yaparsınız, can çıkmadan huy çıkmıyor. O zamanlar ilim, bilgi öyle sağda solda, her istenildiğinde bulunası bir şey değildi. Hz google yoktu mesela, kitap, eser hak getire. Bir kaç çeviri eserle dinimizi öğreniyorduk. Bir kaç yerde daha değinmiştim bu mevzuya o yüzden uzatmayacağım. Ama şunu unutmayın şimdi bilgiye ulaşmak çok kolay, bu bir rahmettir kıymet bilmeli.


Dünya

 Bilirmisin nedir dünya, doğum kader, ölüm keder.


kül

Yanmak isterim.

bir aşı ısıtmak, bir insanı pişirmek,
Yitmek isterim.
bir karıncaya yer açmak, bir doluya kucak olmak, kül olmak isterim.

Gitmek isterim.

Kendimi aşmak
Canımdan geçmek

Hiç olmak isterim.

kör

Ne olup bitiyor etrafında 

Bir ateş yanıyor tam ortamızda


Ateşin alevi harlı, kamaşıyor tüm gözler

Sen görmüyorsun hadi gören yok mu yanında


Çekiştirme yoruyorsun, gözlerin var görmüyorsun

tüm bu kalabalıklar görmüyor, bilmiyorsun


yandıkça yanıyor göğe değecek sözler

pervaneler yanıyor ben yanıyorum sen izliyorsun


Yağmur bekliyor gözlerim, üstüm başım

çamur ellerim, kot pantolonum

artık beklemiyorum



2 Ekim 2023 Pazartesi

Deprem






Deniz kumu, deniz kızı kerpiç evler yıkılan damlar.

En pahalı mezar hangi semtte satılır?


Banyo dolapları meşe, yerler laminant.
Otoparkı var mı altında? Yapımı Mezarlık mı?


Üç artı dört artı. Kaç arkçı son yaşadığın.
Naci görür, sen görürmüsün!


Gelinlik kızlar delikanlı yiğitler ölür.
Bilim dedi meczup, tez kellesini vurun!


On İl, belki bir daha ekle.
Kara maraş nasıl olmuş Kahraman?
Nesi şanlı Urfanın,
adı neden yaman olsun ki bir ilin. Yeniden isimlerini koysanız,
ölen maraş, ölen urfa, adı Yaman olsun ölümün.


Sen öldün mü daha önce?
Ölüm nasıl bir şey bilir misin ?
Can verdin mi?
canın çıktımı daha önce?

Seni geri döndürelim, unuttuklarına.
Sevdiklerine geri, yurduna.
Aldıklarına, verdiklerine.
İlk doğduğun ilk olduğuna geri.

Ali ip atla, Ayşe topu tut.
Ali topu Ayşe ipi öğrendi.

Müteahhit öğrenemedi daha. Belediye bahçeyi öğrendi parkı öğrendi,
Yetkili öğrenemedi daha.


Elifi öğrendi,
mim durağında durmayı öğrendi hoca.

Kimse toprağı tanımıyor,
neden kuduruyor. Ölüyü yıkama derdinde bizimki,
ölümü öldürdü bir imza.


Kim attı, kim sattı, kim yaptı.

Banyo üzerine çökmüş,
Mutfak dolapları bacağınında. Alırken nasılda beğenmişti oysa. r Bu binanın temelleri hangi renk demirden örülmüş?
Betonu koltuklarımla uyumlu mu!

Dere yatağına ev yapmış kardeşim. 
Kimseye demiyorum. 

Sen bil, sen al, sen kârına kâr kat
Düşünme bunları. 

Fakirlik, cahillik, boyunu aşmış İnsanlık boğuluyor
Sen bakma devam et hadi.
Fay hattı üzerine ev yaptım ama çok iyi fiyata! Öleceksek ölürüz canım, ölüm Allahın emri.
1
22

5 Nisan 2023 Çarşamba

OY

 


Oy,

Uzun süredir kaleme almayı düşündüğüm bu yazıyı şimdi yazmalı.

80 leri hayal meyal hatırlıyorum, 10 yaşımda Ankara’nın kara gecelerinde Çankaya da denk gelmiştim Devlete; Elinde silahıyla bana doğru can havliyle koşan Devlet Düşmanı Komüniste kurşun yağdırırken, kurşunlardan birinin bana isabet edeceğini hiç aklına getirmemişken.

O gün Devletle tanışmanın verdiği ağır yenilgiden sonra 90’ları kendimi aramayla geçirdiğim. “ Düşman ” arayışları, içimizde kopan fırtınaların savurduğu gençliğim.

Ülkemde bir arayışın içindeydi anladığım, sağa sola yalpalıyor kendi evlatlarıyla dahi savaşı göze almış görünüyordu. PKK’mı birinci tehditti yoksa İslam mı? Asker sınırlarını kışlanın içinde mi tutacaktı yoksa tüm vatan toprağı askerin savaş alanı ilan edilebilir miydi? Ekonomi nasıl ve nereye yüzün dönecekti; Serbes piyasa ekonomisi New Kapitalizmle tanışıyordu. Ardından tüm bu çalkantılara Tanrı yer yüzü hareketliliği yasası ile dur dedi.

2000’lerin hemen başında benim için ilginç bir şey oldu “ Şeker Brezilyada daha ucuz” öyle ise ekmek yerine satın almak daha doğru kabul edildi. Borçlar ödenemiyor, maaşlar yatırılamıyordu. Koalisyonlar bir yılı zor doldurur olmuş Vatandaş sürekli yeni bir tercihe zorlanıyordu yada bize öyle söylenmesi gerekiyordu. Halklar Sağı Solu denemişti ama İslami denememişti, Milli görüş gömleğini yeni çıkaran kara yağız bir delikanlı okuduğu bir şiir nedeniyle girdiği mahpustan yeni çıkmış, batıdan aldığı onayla umut olarak pompalanıyordu yurdum insanına.

Her köşe başı bir arpalık halinde Beyaz Türkler tarafından talan ediliyor, bankaların içleri bu vatanın “ Öz” evlatlarına peşkeş çekiliyordu. İslamcılar sağda solda ancak temizlik yapabilir, belki okur dirsek çürütürlerse memuriyeti kazanabilir, örtülü yada sakallı değillerse iş bulur çalışabilirlerde.

Taşlanmış ve kovulmuş İslamcılar dernek, vakıf, cemaat gibi yapılanmaların içlerinde kendilerine yer buldu. Ve korkulan oldu. İki sıfır sıfır iki’de Takım elbiseli kravatlı, yanında okumuş ve anlı secde görmüş adamlarıyla iktidar el değiştirmişti. Devlet el değiştirmişti, yörünge kaymış ağırlık merkezi İslamcıların eline geçmişti. Yoksullar, itilenler, örselenenler, köylüler, kaba saba insanlar, cahiller, örtülüler, sakallılar, çobanın oyu ile iktidarı ve devleti ele geçirdi ve bir daha hiç gitmedi.

Ne oldu sonra, parayla karşılaştı. Kazandı yada kaybetti diye bakmazsan sermaye el değiştirmişti. Artık büyük büyük işleri onlar yapıyor, malı onlar götürüyordu. Jiplere onların kızları biniyordu hem de baş örtüleriyle. Cemaatler yükseliyor mal, mülk ediniyor Mercedeslerle geziyorlardı. Anlı secde görmüş evlatlarımız en yüce yerlere yerleşiyor, dergilerimiz, gazetelerimiz basılıyor özgürce dağıtılabiliyordu. Özgürlük naraları atarken büyük bir gürültü koptu. Dur diyen bu kez Tanrı olmayınca Vatandaş tankların önüne yattı. Beslediğimiz, büyüttüğümüz karga gözbebeklerimizi oymaya niyetlenmişti. Ateşin içinde Nar ile yanmış Nurcular Devlete göz dikmiş, gözlerini karartmışlar ellerindeki silahları vatan dedikleri toprağa çevirmişlerdi.  Neyse ki elindeki rakı şişesini masanın üzerine koymayı başaran yurdum insanı sağduyu sahibi çıkmıştı. Korkulan olmadı ve yerinden oynatılmaya çalışılan dava taşı gediğine oturtulmuştu.

Neyi tartışacağız? Sen yerken, içerken, Parislerde gezerken iyi, ben yerken içerken, hacca giderken kötü öylemi?

Bırakın bu boş lafları azizim. Zenginlerin adı değişti, sizin zenginleriniz, bizim zenginlerimiz, onların zenginleri. Sizin adamlarınız, bizim adamlarımız, onların adamları. Sizin çevreniz, bizim çevremiz, onların çevresi ve ahalisi.

İnsan bu, bir çiğnem et parçası, çiğ süt emmiş unutkan bir varlık işte. Sen bakma şimdinin “ Çalıyorlar” ağıtlarına. O zamanda çalıyorlardı, Hırsızlık iyidir demiyorum, çalında demiyorum, ya ne diyorum? 

Bunlar var ya bunlar kendileri çalamadıkları için bağırıyorlar diyorum. Yoksa hırsızlık kötü dür demiyorlar sen yanlış anlıyorsun diyorum. Kendileri yiyemiyor karın ağıları ondan diyorum. Sen zannediyorsun ki senin davanı güdüyor. Kendi çocukları, kendi yandaşları yerleşemiyor eskisi gibi en güzel yerlere bağırışları ondan. Dertleri Hak, Hukuk, Adalet değil diyorum, biliyorum. Ben mi ne diyorum Hırsızlık kötüdür diyorum. Ben çalmadım, ben kayırmadım, ben yemedim o yüzden bu kadar açık yazabiliyor, konuşabiliyorum.

Ateş yakmayı, yemek yemeyi, örtünmeyi öğrendi İnsan.  Şimdi sırada ne var hiç düşündün mü?

Tecrübeyi bilenler bilir, 80 leri yaşayanlar, 90’ları yaşayanlar ya 2000’ler! Elinde test edeceği, götürüp vuracağı bir mihenk taşı olmayanlar ne yapacak? Sana bana mı soracak, hayır. Yazı tura atacak, kim iyi manipüle ederse ona koşacak. Kim iyi kemik sallıyorsa onun kapısında yatacak. Yeni bir düşünce geliştirecek, bilinç üzerinden bir karar verecek.

Neyle kıyas etsin belki, Batıyla! İyide kıyas kabul etmez ki. 300 yıl önce yarışa çıkmış ve kendisini ters yüz etmiş bir batılı toplumla daha dün köyünden gelmiş ve birlikte aynı apartmanda yaşamaya başlamış birini nasıl mukayese edersin. Henüz balkondan işeyen, halı silkeleyen, hayvan yetiştiren bir milletiz bizler. Elma dersem çık armut dersem uygulamadan usta çağırmayı alışkanlık edinemeyip tanıdığının bildiğinin yönlendirmesiyle ilaç alan bir milletiz biz.

Yokluğu ben bilirim bizim mahalleliler, varlığı müteahhitler. Şimdi ne yapacağını sen bul kardeşim. Sana ne yapacağını söylemeyeceğim Özgür ve Aklı başında birine yol göstermek en hafif tabirle eşeklik olur bizim mezhebimizde.

Ama bir nasihatim var tutarsan. Gördüklerinle hareket etme sakın, göz neyi görebilir ki iyi düşün, derslerden hatırla; varlık alemine ilişik şeyleri görür göz. Duyduklarınla da hareket etme, yine yanılırsın. Kulak neyi duyar; Yalan duyar, aldatma duyar, hırs duyar, makam mevki, şehvet, para duyar. Soğan kaç lira olmuş, Ev ve araba fiyatları, Emekli maaşı, askeri ücretle ne kadar et alınıyor. Seccadenin kimin ayağının altında olduğu ile ilgilenme, din bezirganlarından uzak dur. Allahın varlığı yokluğu ile sahip çıkanı reddedeni seni doğru karar vermekten uzaklaştırmasın.

Sen Ülkeyi kime emanet edeceğini düşün. Senin yerine kimin karar vereceğini belirleyeceksin. Yetki’ni kimin daha iyi kullanıp Ülkeni daha iyi daha doğru temsil edecek lideri belirleyeceksin.

Seni şurada kandırmaya çalışıyorlar sakın kanma. Sen bunu bilemezsin, sen doğru karar veremezsin, etrafına bak, söylenenlere bak, vaatlere bak! Sakın kanma sakın.

Sen doğru kararı verecek yaştasın, olgunluktasın kendine güven. Ekonomi, varlık, eşya, mülk, servet, bunları bulur çıkarır edinirsin. Bu ülke ne yok zamanlar görmüş yine yeniden bulur. Ama Ülkeni senin gibi yönetecek, temsil edecek birini ara bul. Yok diyorsun duyuyorum, yaklaş o zaman. Bir tercih yapacaksın. Bu yollardan bende geçtim deyip seni kızdırmayacağım.

Bu Ülke bizim, bu vatan bizim, bu vatanda yaşayan insanlar bizim insanımız. Sahip çıkana sahip çıkacağız. Bizi düşüneni bizde düşüneceğiz. Bizim için varını ortaya koyana bizde bir destek vereceğiz. Bunu sen bulacak, sen karar vereceksin. Sonra senin benim kararımla başa geçmiş olana uyacağız. Ta ki bir sonraki seçimlere dek. Hadi şimdi bu aciz yazıdan bağımsız sen daha iyi olanı düşün ve ortaya çıkar. Sana güveniyorum.

Not; Anlatmaya çalıştığım konunun Parti ve Partilerle hiçbir alakası yoktur. Bir parti yada partilerle ilgili tercih sunulmamıştır. Lider üzerinden okuma yapmanı salık veririm.


14 Ocak 2023 Cumartesi

Mavi

 


Mavi

 

 Seyir ediyorum, Bir sanat eseri.

Dudağın da tebessüm, iki yanağı gamze, zümrütten gözler.

Kaleme ne hacet, kaşları sözler.

 

 

Alın yazın okunuyor, bir ben mi okuyorum, 

Çileli eller, çekileli derdin.

Yaratılış mükemmel, insan eli değmiş

inci gibi her bir yerin.

 

 

Mavi örtmüş, mavi çemberin oyası,

Dudaklar sanki tanrı boyası,

Yuva kurmak her kesin rüyası,

Kadına sevmek günah, hep oldum olası.

 

Sen mutlu ol, İnsana yakışır mutluluk,

Bakma divanelere, Onların işi dalkavukluk.

Sevincin, enerjin hiç bitmesin,

Yüzünden tebessüm eksilmesin.

7 Temmuz 2022 Perşembe

resul



yol bul, üzerinden günahsızlar geçmiş olsun

yıldız seç, senden önce bir çocuk seçmiş olsun

...

Mücahid Gökmen Şahin


25 Haziran 2022 Cumartesi

yoksunluk





Bu gün günlerden yoksunluk

izler silik

gece çökmüş

ışığa dair eser yok.


19 Ağustos 2021 Perşembe

Kasım Ölmüş

 





Kasım kim? bir annenin dört çocuğundan en küçüğü.

Allah'ın kulu Kasım, Suriyeli.

Esentepe nin havasıyla büyümüş bakkalından ekmek almış. Türkçe şarkılar söylemiş ana dili Arap, duymamış sokaklarda başka lisan başka dil, bizim mahalle işte senin benim.

Kasım ölmüş, anasının kuzusu. Hangi sınır, hangi dağ, hangi nehir. Saklanbaç oynarken hangi ağacın arkasına saklanmış.

Sen kavgana dön, geçmişine dön, atalarına dön, sakın eve dönme. 

Sen nerelisin? Kasım Suriyeli.

Sen anlaşmalar yap şimdi, Uluslar arası. Millet mil kökünden türemiş, ya Devlet?

Ölmüş Hasanım, Kasım ölmüş. Emeklerin heba olmaz korkma, Kasımlar, emekler toprak olmaz. Razı oldu mu Allah, dil, din, renk ayırmaz korkma. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda. Bize yer yüzü vatan, iki karış toprağa sığmaz bu dava. Kuru ekmek, kuru toprak Hasan'ım kuruyan İnsan. 

Davamı? İnsana hizmet Allah'a kulluktur bu dava.

Ölüm ölmüş biz Suriyeli Kasımın derdine mi yanmışız. 

Ölümü öldürmüş İnsan, biz kasıma kalmışız. 

Ya diğer çocuklar? Ahmetler, Hasanlar, Ayşeler, Mehmetler sırasını bekler. 

Bu gün değilse onlarda yarın ölecekler. 

Hesap var hesap, her şeyde bir hesap var. 

Sen hesabı kitabı yok sayma. 

Hangi dilin, hangi rengin mintanını giymişiz.

O gün ne anlatacaksın? Kasımın toprakları senin toprağından nerede ayrılacak, kime sınır çizeceksin o gün. Öldüğü toprağımı, doğduğu toprağımı getirecek Kasım? Şairin dediği gibi; Gel seni tarihe gömelim desem sığmazsın.

Kasım ölmüş, Suriyeli. Bizim kızın kardeşi, bizim Hasanın oğlu. Sizlerin nesi olur bilmem. 

Sözleşmeler yapın iki devlet arasında, katın katıştırın diğer devletlerinizi. Sınırlar çizin masalarınızda, renkler belirleyin alaca renkler. Pasaportlar verin izinsiz izinli girsinler ülkelerinize, koruyun sınırlarınızı namusunuz bilin. İyi tutun sınırlarınızı iyi tutun, haddi aşmasın insanlar, sınırlarını. Haddi hududu bilmeyen sınırı namus bilmiş duysun cümle alem. 

Tutun sınırlarınızı, haddinizi bilin.


21 Haziran 2021 Pazartesi

Mevsim


 


Bilmezler gülün çektiğini

Beni bilmesin

Açmıyorum diye çilem

Kim ister kurumuş bitkiyi yapraksız

Toprak üstündeki fideyi

fide dalındaki meyveyi

sen beni

Kulağımda anne sesin

yüzüm gözüm sana sarkmış

Mavi gök yeşil rüya

siyaha meylin nedir, tabiatmı?

Dikenlerin arasında uğuruna meftun olduğum

Sık ormanlarım

Derin göğüm

Sen miydin halden hale atan, sen mi?

Kim ne yapsın beni

Ne toprağa su

Tohuma güneş

Yaraya şifa

Sevilmezim

4 Mayıs 2021 Salı

Kol Saati

 



Kol Saati

 

Yokluk zamanı, tonton ülkeyi henüz batıya açmamış. Hayatımın en tozlu Ankara yazları. Gün boyu sokak, gün boyu oyun, ne korku var annelerde ne endişe, İhtilallerin karanlık yanlarını saymazsak. Yağ yok, tüp, şeker yok, varlar arasında gazete ilk sırada. Günün erken saatinde alınmış gazeteler baş köşelerde. Kuyruklar karaborsalar gündemin ilk haberi. İkinci sırayı ölümler alıyor sağdan soldan.

Ulus heykel pasaj dükkânlar dizili. Saatler çarpıyor gözüme sıralanmış, bıyıklarım yeni terli. Geçiriyorum içinden, vaktin kıymetini bilme ya da zamanı satın alma arasında. Eski püskü elbisesiyle yanaşıyor, önce yılların ağır kokusu vuruyor genzime.

“ Sana bir kol saati hediye ettiklerinde bil ki aslında sana hediye ettikleri prangadır”

Bir tiksintiyle uzaklaşıyorum. Elektrikli otobüs götürüyor gökdelen dikili topraklara. Hangi vakit mücevhercilerin önünden geçsem kokusunu alıyorum o yaşlı adamın. Hiç saatim olmadı, hediye etmişlerse de takmadım. 


17 Nisan 2021 Cumartesi

Okuyucu

 


Okuyucu

Siyah kumaş pantolon, rugan ayakkabılarımla gecenin en karanlık vaktinde asfalt üzerinde yürüyorum, ayak sesimi duyuyor musun? 

Sağımda pembe panjurlu bir ev, bahçesinde rengârenk çiçekler; Gül, sümbül, leylak, kokusu ulaşıyor mu sana? 

Bir köpek havlıyor gecenin karanlığında, duvarlara çarpıyor sesi, geceyi çınlatıyor. Yokuş aşağı adımlarım hızlanıyor, denizin esintisi vuruyor suratıma, suyun kıyıyı şefkatle okşayışını görmüyor musun? 

Çıkarıyor, iniyorum biraz daha kuma, suya iniyorum. Soğuğu saçlarımı besliyor uçlarına kadar. Vapurun gürültüsü duyulmuyor, ikisi de kol kola vermiş denizin ninnisiyle uyumuş olmalı. İki damla, göz çanaklarımdan süzülüp elmacık kemiklerimi geçiyor, bırakıyor çenemin altından beni. Köpeğin sesi kesilmiş, dalgalardan başka konuşan yok, kim çözecek mors alfabesini? 

Ada görmüyor gözyaşı döktüğümü, rüzgar fısıldamadıysa. Bileklerime kadar boğulmuşum, iniyorum, su dudaklarımdan öpüyor, nefes alamayışım ondan değil.

“Yüzünde adi bir zafer ifadesi vardı”

Ada da gördü, ben de gördüm, köpek görmedi. Yazmadım sen görmedin. Yazdıklarımı gördün, ayak seslerimi, gülün kokusunu, pembe panjurlu evi, gözyaşımı. 

Şimdi sen ağla, güle ağla, köpeğe ağla, denize ağlayan adama. Terk edilişine sevenin, umut edilişine olmazların, kurulan tüm hayallerime ağla ardımdan. Benden sonra hiçbir kitabı okuma, ayak seslerini duymuyor, gül kokusunu almıyorsan. Gözlerini kapa, derin nefes al, içini doldur, kitabı kapa.  

13 Nisan 2021 Salı

Sağanak

 Ramazan gelmiş,

duyuluyor çığlıklar,

kapatıyorum kulaklarımı.

Koca ağızlı, salyalarını akıtıyor,

fırında bayat ekmek bir kuruş.

Melhem olacak sürebilsem,

satılmıyor şifahanelerde.

Evlerin kapıları unutulmuş,

nereden uzatacaksın ellerini.

Köyün delisimi ramazan,

yoksa dışarıdan gelen yabancı senmisin.






26 Mart 2021 Cuma

Papatyam






Ey benim kır çiçeğim, papatyam. 
Niçin böyle açılıp saçılıyorsun gönlümde!
Muradın nedir?

Görmüyorum, hayata âmâ  kesilmişim, açmak'mı niyetin?
Baharın gelişini müjdelemek mi istersin!


Sonbaharda ne açarsın, kar altında kalmak mı niyetin?
Aklımı başımdan aldın, beni divane etmek mi istersin!


Bahar özlemindesin, ilk değilse ikinci bahara mı niyetin?
Zemheride güneş görmek, beni benden almak mı istersin!





26 Aralık 2020 Cumartesi

Yokluğun

 

 

 

Sevmeye yokluğunda başlanır

Aşk gelir ardından sürünerek

Var olanın kıymeti bilinse

Varedenin değerini bilirdi İnsan

Yokluğuna bağlandım


Anne Kıymeti

Bir arkadaşım ziyaret için Ağrıdan zahmet buyurmuş gelmiş. Rahmet olsun kardeşimizin niyetine Rahmetin sahibi Allah (cc) zengin merhametiy...