Kol Saati
Kol Saati
Yokluk zamanı, tonton ülkeyi henüz
batıya açmamış. Hayatımın en tozlu Ankara yazları. Gün boyu sokak, gün boyu
oyun, ne korku var annelerde ne endişe, ihtilalların karanlık yanlarını
saymazsak. Yağ yok, tüp, şeker yok, varlar arasında gazete ilk sırada. Günün
erken saatinde alınmış gazeteler baş köşelerde. Kuyruklar
karaborsalar gündemin ilk haberi. İkinci sırayı ölümler alıyor sağdan soldan.
Ulus heykel alanı sağ yanında pasaj
dükkân halleriyle dizili. Saatler çarpıyor gözüme sıralanmış, bıyıklarım yeni
terli. Geçiriyorum içinden, vaktin kıymetini bilme ya da zamanı satın alma
arasında. Eski püskü elbisesiyle yanaşıyor, önce yılların ağır kokusu vuruyor
genzime.
“ Sana bir kol saati hediye
ettiklerinde bil ki aslında sana hediye ettikleri cehennemdir.”
Bir tiksintiyle uzaklaşıyorum
dükkânların önünden. Elektrikli otobüs götürüyor gökdelen dikili topraklara.
Hangi vakit mücevhercilerin önünden geçsem kokusunu alıyorum o yaşlı adamın.
Hiç saatim olmadı, hediye etmişlerse de hiç takmadım. Ya cehennem ya da
genzimdeki kokudan.


<< Ana Sayfa