Merhaba dostlar,
Şimdi sizlerle bir eşiği konuşmak, paylaşmak, işittirmek isterim müsadeniz varsa tabi, işittirmek diyorum çünkü bilgi edinmek, bilgi vermekle işitmek emin olunuz aynı şeyler değil. Bizler bilgisine ulaştığımız şeylerin ilmine'de erişmiş olmayız. Ne demek şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim, sakin olun izah etmeye çaba göstereceğim.
" İslami haraket engellenemez "
Ömer yılmaz duyuyormudur bilemiyorum inanırmısınız bizler 20 yıl boyunca bir inanç sistemi sandığımız sanrılarımızın, tanrılarımızın peşinden koşmuşuz, Dücane Cündioğlu şimdilerde yerden yere vuruyor belki denk gelmişsinizdir, o bizlerden daha eski olduğu için 40 yılın muhasebesi adı altında geçmişte inanç sistemimiz sandığımız peşinden koştuğumuz şeyleri bir bir ortaya koyup, canını çıkarana kadar da eleştiriyor.
Haklı haksız, doğru yada yanlış manasına gelecek şeyler söylemiyorum hemen ön yargılarınızla hedef tahtasına koymayınız lütfen onu yada beni yada Ömer'i. Neyse sizleri eski hikayelerini anlatan bir bunakla sıkmak istemiyorum, olan olmuş ölen ölmüş artık ne çare, geçmiş tecrübeliri mi birer merdiven yapıp umutlarımı yüklediğim bulutlara çıkarmak istiyorum.
İslamı öğrendiğim o ilk yıllarda ilk öğrendiğim bilgilerden biride Kur'an-ı Kerim'in okunabilir bir kitap olduğu bilgisinden sonra kabirlerin ziyareti konusu olmuştu, oysa o zamanlar benim hiç bir yakın, akrabam vefat etmemiş kabirler lede tanışmamıştım henüz.
Sizler eğitim ve öğreniminizi nereden ve hangi saiklerle yapıyorsunuz bilemiyorum, bizler 90'ların başında Ev dersleriyle tanışmıştık. Erkam bin ebi'l erkam kimdir duymuşmuydunuz? Bu sahabe Hz Muhammed Mustafa ( s.a.s ) in ilk arkadaşlarından kıymetli bir sahabedir. Evini Resullullaha açan müslümanlara açan ve onlarla birlikte evinde Dini, Vahyi, Siyaseti, İlmi öğrenen ve sonra da öğrendiği bu bilgiyi öğreten çok kıymetli bir Mümindir. İlk dersler onun evinde vücut bulduğu için sonraları tüm ilim faaliyetleri ev dersleri onun adıyla anılmaya başlamış, her yapılan öğrenme faaliyetinden o da nasip tar olacağına inanılmıştır.
Evet bizlerde o yıllarda Ev ( Erkam evleri ) derslerine başlamış, dinimizi, Vahyi, siyaseti, İlmi oralarda aramış, bulmuş, içselleştirmiştik, Şimdilerde duyduğum kadarıyla öğrenci evleri hala bu tür faaliyet alanlarına ev sahipliği yapmaktaymış.
" Kabir ziyareti "
O yıllarda Kur'an-ı, Kur'an okumayı, Kur'an-ı Kerimin okunması ve sevap kazanılması konusunu öyle bir mevzu ederdik ki eğer Resullulah yanımızda olacak olsa idi şimdiki aklımla söylemek isterimki bizleri öyle bir değnekle kovalardıki, Ebu Hureyre dahi öyle mescid den kovulmamış olurdu.
Kur'an abdestsiz okunur mu, Kur'an-ı Kerim Türkçe okunur mu, Okunursa anlaşılır mı, Kur'an-ı Kerim Sevap kazanma aracı olarak okunabilir mi ve sevap elde edilebilir mi, Kur'an-ı Kerim belden aşağıda tutulur mu, Hayızlı kadınlar Kur'ana dokunabilir mi, Arapçasından okunan kuranın hükmü nedir, Kur'an Duvarımızda asılı duran bir objemidir, Elmalılı Hamdi Yazır hocamızın Kuranı Kerim meali okunabilir mi, neden Türkçe Kuran okuyoruz, Kur'an-ı Kerim ne için indirilmiş anlaşılsın diye mi yoksa okunup sevap elde edilsin diye mi. Ve son olarak Kuranı kerim Ölülere okunan bir kitap olarak düşünülebilir mi?
Ömrümün en değerli yılları bu ve buna benzer konuları okumak, tartışmak, cedelleşmek, ayrışmak, birleşmek, taraf olmak, ber taraf olmakla geçti öylemi Ömer kardeşim. Kimler nelerle uğraşırdı o yıllarda bilemiyorum fakat hakikaten söylüyorum gecemiz, gündüzümüz, aklımız, fikrimiz, işimiz, aşımız, eşimiz bu ve etrafındaki mevzularla alakalı idi. Küçük bir anekdot paylaşayım dostlarımla; Evlendiğimin ikinci haftası idi ha bu arada evlenmek demişken dikkat edelim lütfen o zamanlar tek kriter vardı tesettürlü bir namzet bulunacak, tanışma, görüşme, konuşma hak getire bir çok dostumuz, kardeşimiz bunlardan faydalanamamıştır, ben eşim olması muhtemel namzet hanımefendinin evine gitmiş oturmuş, kendisiyle annesinin yanında 5 dk. görüşmüş şanslı kardeşlerinizden biriyim. İkinci haftası idi evliliğimin Mardin de çok değerli bir Müslüman kardeşimizin bir kaç günlük eğitim toplantısı olduğunu duymuşuz, taa Kocaeli den kalkıp oraya gitmişiz ki aman ilim kaçmasın, aman din sekteye uğramasın.
Yine uzattık mevzuuyu,
Ya hu ne yaparsınız, can çıkmadan huy çıkmıyor. O zamanlar ilim, bilgi öyle sağda solda, her istenildiğinde bulunası bir şey değildi. Hz google yoktu mesela, kitap, eser hak getire. Bir kaç çeviri eserle dinimizi öğreniyorduk. Bir kaç yerde daha değinmiştim bu mevzuya o yüzden uzatmayacağım. Ama şunu unutmayın şimdi bilgiye ulaşmak çok kolay, bu bir rahmettir kıymet bilmeli.